Bekir AĞIRDIR
Teknolojik sıçramanın ürettiği en önemli sonuçlardan birisi kamera ve mikrofonun herkesin eline geçmiş olması. Önceleri kamera ve mikrofon devletin, iktidar erkinin, güçlü olanın, şirketlerin, markaların elindeydi.
Devlet elindeki kamera, mikrofon ve tek hakimi olduğu mekanizmalar üzerinden kendi istediği bir tarih anlatıyordu. Eğitim sistemi üzerinden de devlete karşı ödevleri tanımlanmış ‘makbul yurttaşlar’ yetiştirmeye çalışıyordu.
Şirketler, markalar müşteri neyi, ne kadar bilsin istiyorlarsa o kadar anlatıyorlardı kendilerini, ürünlerini.
Partiler ve siyaset de kendini nasıl anlatmak istiyorsa öyle anlatıyordu seçmene. İletişim denen şey tek taraflıydı. Bir anlatan, söyleyen vardı, diğer tarafta da dinleyen, etkilenen, olan olduktan sonra haberdar olan ve olanlar hakkında kanaat edinen milyonlarca insan vardı. Hatta o zamanlar iletişim de demiyorduk, halkla ilişkiler diyorduk.
Her 5 yetişkinden 4’ü internette
Sonra teknolojik sıçrama sayesinde kamera ve mikrofon karşıdakilerin, herkesin eline geçti. Mobil cihazların fiyatları makul seviyelere gerileyince erişilebilirlik arttı. Kullanıcı dostu yazılımlar, uygulamalar, ekranlar sayesinde kullanılabilirlik arttı. Sonuçta bugün her 5 yetişkinin 4’ünün internete girebildiği, sosyal medya hesabı olduğu, gençlerin tümünün akıllı mobil cihaz sahibi olduğu bir noktaya geldik.
Kamera ve mikrofonun kitlelerin eline geçtiği durumda öncelikle bilgi, haber, deneyim anonimleşme imkânı buluyor. Ama yanı sıra yankı odaları, sosyal medya üzerinden algı manipülasyonları, kötünün örgütlenebilmesinin iyininkinden daha hızlı oluşu, sosyal medyada ‘iyi insanların’ ve ‘iyiliğin’ değil ‘kötü amaçlı insanların’ ve ‘kötülüğün’ daha örgütlü oluşu, güçlü ve kapasitesi yüksek olanın bireyleri manipüle edebilmesi, toplumların gerçeklikle ilişkisinin bozulması gibi bir dizi sorun da gelişti. Yine de dikkatinizi çekmek istediğim nokta şu: Bir şey almak istediğinizde o ürünün web sitesindeki açıklamalarına göre mi karar veriyorsunuz yoksa kullanıcı yorumlarına mı bakıyorsunuz?
Artık herkes bilgi ve haber kaynağı
Artık iletişim “karşılıklılık” içinde yürüyor. Siz bir ürün lansmanı yapıyorsunuz ya da yeni bir reklam videosu yayınlıyorsunuz, saniyeler içinde tepkileri, beğenileri, itirazları görebiliyor, kendi uyumlanma politikalarınız çerçevesinde düzeltmeler yapabiliyorsunuz.
Teknoloji kullanımındaki erişilebilirliğin ve kullanılabilirliğin artmasıyla gelinen noktada artık herkes haber ve bilgi kaynağı. Aynı zamanda haber, bilgi ve deneyim paylaşımı zaman, mekan ve düzenden kurtuluyor. Daha da önemlisi yalnızca iletişim değil yapabilecekleriniz, yapmanız gerekenler de muhataplarınızla beraber ve karşılıklı bir iletişim ilişkisi üzerinden yürüyor.
Artık çocukların, gençlerin öğrendikleri devletin tercih ve belirlediği sınırlar içinde gelişmiyor. Doğal olarak bu değişim yalnızca iş veya eğitim dünyasını değil, siyasetin kampanya, propaganda, miting gibi tüm siyaset tarzlarını da etkiliyor. Artık seçmenin de öğrendiği, bildiği partilerin anlattıkları ve yalnızca kendi bireysel deneyimi üzerinden değil.
Büyük Türkiye Semineri iyi fikir
Geçen hafta Ali Yaycıoğlu yazısında “2023 seçimlerinin Türkiye için kader anı olduğu açık. Seçim sonuçlarına göre Türkiye’nin gireceği yol ülkenin uzun seneler istikametini belirleyecek. Madem 2023’te bir kader seçimi yaşayacağız; o zaman propaganda yöntemi de diğerlerinden farklı olmalı” diyor ve muhalefete 2023 seçim kampanyasını bir ‘Büyük Türkiye Semineri’ne çevirmesini öneriyordu.
Teknolojik sıçramanın iletişimin yöntemini ve ruhunu değiştirmesine vurgu yapma nedenim de Yaycıoğlu’nun bu önerisine katılıyor olmam.
Türkiye bu seçimle yalnızca yönetecekleri seçmeyecek, bir medeniyet ve yaşam biçimine de karar verecek. Artık sürdürülemez hale gelmiş kadim problemlerimizin nasıl çözüleceğini, ülkenin dünyanın yaşadığı yeniden bölüşüm kavgasından en az hasarla nasıl çıkacağını söyleyecek bir anlamda. Asıl önemlisi de bu savrulmayı, yıkımı, keyfiliği, hukuksuzluğu, merkeziyetçiliği, hesap vermezliği oylayacak seçmen. Bir bakıma seçimden sonra oluşacak iktidar kadroları hemen her kurum ve kuralı yeniden biçimlemek, inşa etmek zorunda kalacak. Özünde yaşanan yıkımı, omurgası kırılmış devlet mekanizmalarını yeniden inşa edecek.
Büyük toplumsal uzlaşma şart
Ama bu inşa süreci için başlangıçta çözmemiz gereken bir anahtar sorun var. Büyük toplumsal uzlaşmayı üretemezsek, böyle bir yeniden inşa sürecinin başarıya ulaşamayacağını baştan bilmemiz gerek. Yeniden inşa sürecine ülkenin tüm kültürel ve ekonomik kümelerinin dahil olmalarına imkân verilmezse bir kez daha başa döneceğiz.
Laiklik, hukukun üstünlüğü, Kürt meselesi gibi ülkenin temel tüm sorunların altında kültürel kümelerin kalkınma ve toplumsal dönüşüm süreçlerine kendi kimlikleriyle katılamamaları yatıyor. Bir bakıma, Cumhuriyet’in kalkınma ve toplumsal dönüşüm süreçlerini devletin öncülüğünde ve devletin istediği biçimde, dozda yürütmesi ve kültürel kümelerin kendi kimlikleriyle, ihtiyaç ve talepleriyle bu süreçlere dahil olamamalarının ürettiği sorunlar yaşadıklarımız.
Devletin makbul vatandaş tanımı, makbul olmayanlar tanımı ve politikaları nedeniyle her zaman toplumun bir kesimi kendilerini mağdur hissettiler. Bugün de AK Parti iktidarının makbulleri var, yine kendini dışlanmış ya da tehdit altında hisseden kesimler var.
O nedenle bugün yeniyi inşa ederken başlangıç noktasında iki ön kabule ihtiyaç var. Birincisi cumhuriyetin başta laiklik olmak üzere kazanımlarına sahip çıkmak. Öte yandan eksiklikleri de görerek, tüm kültürel kimliklerin dahil olduğu büyük toplumsal uzlaşmayı sağlayarak, cumhuriyeti demokratikleştirerek yeniyi inşa etmek.
Toplumdaki parçalanmış ‘biz’ duygusunu, ‘ortak geleceğe inancı’ yükseltmeyi ancak herkesin dahil olabildiği, kendini var hissedebildiği süreçlerle başarabiliriz. Bunun yolu da siyasetten geçiyor.
Toplumun her bir kültürel kümesinin diğerinin varlığına saygıyı öğrenmesi, ötekileştirmenin, ayrımcılığın, makbul ve makbul olmayan zihniyetin son bulması gerekiyor. Büyük toplumsal uzlaşma olmadan üç Türkiye’nin ‘bir’ olması, ‘bir arada ve iç içe’ yaşaması mümkün değil. Bunu sağlayabilmenin yolu her kesimin siyaset marifetiyle, kendi hakları, ihtiyaçları, talepleri için ‘yeniyi inşa sürecine’ dahil olabilmeleri.
Türkiye’nin yeni bir hikâyeye ihtiyacı var
Türkiye’nin kadim meseleleri yanı sıra bir yandan iktidarın bozduğu tüm yönetsel ve hukuki mekanizmalar, diğer yandan toplumsal değişim nedeniyle yeni bir hikâyeye ihtiyaç var. Üstelik hem çağ değişimini bizatihi yaşayan bir ülke ve toplum olduğumuz için hem de küresel ölçekteki yeni bölüşüm kavgalarının ve yeni denge arayışlarının öznesi ve sahnesi olduğumuz için bu hikâyenin aynı zamanda evrensel de olması gerek.
Toplumsal uzlaşının yanı sıra bir de devletle toplumun uzlaşmasına ihtiyaç var. Bunun için devleti, yönetim mekanizmalarını, hukuku ve yargıyı yeniden inşa etmeliyiz. Kapsayıcılık, katılımcılık, şeffaflık gibi temel ilkeler bir yana yeniyi hangi temel ilkeyi esas kabul ederek inşa edeceğiz? Bu ilkenin aynı zamanda yeni çağın da evrensel ölçekteki ilkesi olacağını, olması gerektiğini bilerek tartışmamız lazım. Elbette bu tartışmanın ön koşulu, güncelin siyasi gerilim ve kutuplaşmalarının ürettiği zihni esaretten ve şehvetten kurtularak konuşabilmek, tartışabilmek.
Başlangıç noktamızın toplumun ihtiyaç ve taleplerinden yola çıkmak olacağı açık. Seçim süreci bu başlangıcı sağlayabilir, eğer böyle düşünülebilir, kurgulanabilir ve yürütülebilirse. Altılı Masa bir araya geldiklerini ilan ettikleri 12 Şubat 2021 deklarasyonunda söylediklerinde samimi ve kararlıysa bunu sağlayabilir. Demişlerdi ki o deklarasyonda, “Türkiye’nin istişare ve uzlaşı ile çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur. Önemli olan, tüm farklılıklarımızla beraber ‘biz’ düşüncesini, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, herkesin kendini eşit ve özgür vatandaş olarak gördüğü, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, inandığı gibi yaşayabildiği demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir.”
Muhalefet belki de artık dinlemeli
Muhalefet seçim sürecini bu amaca uygun tasarlayabilir. Kendi bildiklerini söylemeye ve iktidardan şikâyetlerine odaklanan propaganda, kampanya, mitingler yerine yurttaşı “dinlemeyi” esas aldıkları bir seçim süreci toplumsal uzlaşmanın başlangıç adımları olabilir. Toplum ekonomik buhranın ürettiği geçim derdi ile kadim meselelerinin tekrar tekrar yaşanıyor oluşundan beslenen bıkkınlık ve karamsarlık içinde. Çilekeş bir dönemden geçiyoruz. Herkes, toplumun tüm kesimleri umut yorgunluğu, tedirginlik, karamsarlık içinde. Bu duygu hali toplumun ikircikli tutum ve davranışlarını besliyor.
‘Bu kez farklı olacak’ duygusunu yaratmak zorundayız. Bir kez daha hukukun üstünlüğüne inancın kalmadığı, geleceğe ve ortak yaşama güvenin olmadığı bir süreç toplumsal beka için en büyük tehlike olacaktır.
Muhalefetin sözü ele geçirmesi gerekiyor. Ama söz yalnızca şikâyet ve itiraza dayalı olamaz, seçmenin yaşadıklarına alt yazı koyarak da olmaz. Ya da yalnızca sosyal medyada beğeni sayılarını yükselterek de iktidarın çizdiği zihni sınırlar içinde kalarak da sağlanamaz.
Yeni bir yönteme, yeni bir söze ihtiyaç var. Bunun yolu da kamera ve mikrofonun artık kendi tekelinde olmadığını bilerek, kulağını, gözünü herkese çevirmek olabilir. Kısaca belki de aranan sihir muhalefetin artık konuşmasında değil dinlemesindedir.

Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
17.11.2025
11.11.2025