Cihan Tuğal

İran rejimi ve antiemperyalizm
14.03.2026
35

Emperyalist saldırganlığa karşı İran savunulmalı. Şu andaki öncelik bu. Ancak İran rejiminin savunulacak tarafı yok. Rejime karşı etkin muhalefetimizi askıya alsak da bu gerçeği bir an unutmamalıyız.

Amerika ve İsrail sadece İran rejimini değil İran’ı yok ediyor. Amerika’nın Irak ve Afganistan işgallerinde açıkladığı niyet bu değildi ama sonuç iki ülkenin de geleceklerinin tamamen yakılması oldu. İran’da durum farklı. Amerika göstermelik de olsa tutarlı bir hedef açıklamıyor. Bu da asıl hedefin ülkeyi bir daha belini doğrultamayacak hale getirmek olduğu spekülasyonunu güçlendiriyor. Amerika ve İsrail bu hedefe ulaşırsa sadece İran değil, bütün bölge bir yangın yerine dönecektir. Bu yüzden öncelik emperyalist saldırının yenilgiye uğratılması.

Fakat bu müdafaanın motivasyonu İran’ın “antiemperyalist rejimi”ni savunmak olmamalı. Savunmaya bu saikle yaklaşanların haklı olarak belirttiği gibi, İran’ın hedef alınmasının nedeni baskıcı rejimi değil, Amerika ve İsrail’in bölgedeki gücünü sınırlıyor olması. Yine aynı kişi ve çevrelerin belirttiği gibi, rejimin mukavemeti Amerikan emperyalizmini zayıflatacaktır, bu da tüm halklar için bir zafer kabul edilebilir.

Ancak İran rejiminin bu direnişten güçlenerek çıkması halkların zaferi olmayacaktır maalesef.

Birincisi, İran rejimi Amerikan emperyalizmine karşı olduğu kadar Kürt, kadın, işçi ve sol-İslamcı hareketlere de düşman bir rejimdir. Unutmayalım, İran rejimi bir halk devrimiyle kurulmuş olsa da kısa zamanda bu halk devrimini bastırdı. Katledilenler sadece komünistler ve seküler sosyalistler değildi. Sonraki korkunç ihanetlerini bir tarafa koyarak söylüyorum, seküler ve İslamcı sosyalistlerin birlikte kurduğu, geniş kitleleri örgütlemiş olan Halkın Mücahitleri daha rejimin ilk yıllarında kıyımdan geçirildi. Sol-İslami akımlar onlarla da sınırlı değildi. Ali Şeriati ve benzer etkilerle yoğrulmuş sol-İslamcılar, 1989’a kadar rejimde belirli bir ağırlığa sahipti. Ancak ruhban sınıfıyla bu militanlar arasında (ilkinin lehine) bir denge kuran Humeyni’nin ölümünün ardından, rejim keskin şekilde sağa kaydı. Bu sadece siyasi bir değişim değildi. Sınıf dengeleri net olarak değişti. İşçilerin milli gelirden aldığı pay düştü örneğin. 1990’larda sol-İslamcılar ya siyasete küstü ya da İslami liberalizme kaydı. Artık 1970’ler ve 1980’lerdekinin aksine bir sınıf siyaseti değil bireysel özgürlükler ve kurumsal dengeler siyaseti yürütüyorlardı. Dolayısıyla 2000’lerden 2010’lara siyaset, muhafazakarlarla liberaller arasında bir kapışma olarak şekillendi.

İkincisi, İran rejiminin bu haliyle güçlenmesi, Amerika ve İsrail’in bölge hakkındaki iddialarını (Batılı-emperyalist) çerçevede haklı çıkartacağı için, kısa vadeli yenilgileri orta ve uzun vadede emperyalizm için avantaja dönüşebilecektir. Bunun temel nedeni, liberallerin artık neredeyse tamamen tasfiye olması ve muhafazakarların da elinde halkın çoğunluğu üzerindeki baskıyı arttırmaktan başka çok araç kalmaması. Neden mi? Sol-İslamcıların liberal teslimiyeti, antiemperyalist hatta antikapitalist söylemi muhafazakarlara bıraktı. Fakat bu sadece bir söylemden ibaret değil. Devrimci mobilizasyon, kamu ve özel sektörler dışında giderek genişleyen bir vakıf temelli mülkiyet ve üretim alanı kurdu. Bu alan, Devrim Muhafızları, Besic, ruhban ağları ile iç içe olmakla birlikte, birçok yoksul kesimi de kapsayarak büyüdü. (Bir sınıf siyaseti oluşturamayan eski sol-İslamcılar, benzer bir paralel ekonomi kuramadı.) Rejim gücünü bu sınırlı ama adanmış kitleden alıyor. Ambargolar bu kitleyi daralttı ama iyice radikalleştirdi. Bu “devrimci” kitleler ve milisler, binlerce insanı katletmek pahasına rejimi korumaya kararlı. Bu kıyıcılık sürdükçe de Batı’daki “vahşi İran rejimi” söylemi ve bunun getirdiği İran düşmanı militarizm şiddetlenerek devam edecek.

Üçüncüsü, bu emperyalist argümanları ve stratejiyi boşa çıkaracak tek şey, ezilen kesimlerin önderliğinde bir antiemperyalist cephe kurulmasıdır ve rejimin emperyalizme karşı zaferi bunu iyice zorlaştıracaktır. Bu yüzden, halkların kısa vadeli çıkarları (emperyalizmin yenilgiye uğratılması, ki şu aşamada bunu ancak rejim yapabilir) ile uzun vadeli çıkarları (hem rejimin hem Amerikan emperyalizminin alaşağı edilmesi) çelişmektedir. Buna rağmen, “Acaba rejim dış müdahale ile devrilirse, ezilenlere daha fazla siyaset alanı açılmaz mı?” gibi sorular vasıtasıyla, emperyalizme karşı direnişin sulandırılması affedilmez bir hata olur. Amerika ve İsrail müdahalesiyle kurulacak bir Pehlevi rejiminin olası niteliğini kestirmek için 1953’ten 1979’a her türlü muhalefete neler yapıldığına bakmak yeterli. Keskin bir bağımsızlık, emek ve Kürt düşmanı olan bu hanedanın ezilen kesimlerden bazılarına şu anda attığı gülün sonradan kurşuna dönüşeceğini tahmin etmek için alim olmaya gerek yok.

Devrimci duruş, sanki bu çelişkiler yokmuş gibi bugün alınan tavrı “Tek doğru ve haklı tavır” olarak sunmak değil, ezilenlerin en geniş cephesini tuğla tuğla örerken, gündelik siyasette atılan adımların artılarını ve eksilerini dikkatlice tartmak ve kitlelere sabırla açıklamaktır. Özetle, İran emperyalizme karşı savunulmalı. Ancak bu savunma, rejimin ezilenlerin yanında olduğu yanılgısı yaratılmadan yapılmalı.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar