Bekir AĞIRDIR
Seçmen kimdir? Genellikle okur, izleyici, müşteri, tüketici gibi birey üzerinden açıklamalar üretiyoruz. Bireylerin davranışlarını ve tercihlerini açıklamaya yönelik birçok model var kullanılan. Örneğin en yaygın kullanılanlardan birisi sosyoekonomik statü (SES) dediğimiz, özellikle televizyonların rating tartışmalarında sıkça kulağımıza çalınmış olan A-B-C gibi kümelemeler. Esas itibariyle bu model eğitim ve gelir gibi somut, ölçülebilir demografik özelliklerden yola çıkılarak bireyi kümelemeye ve davranışları açıklamaya çalışıyor. Modelden de anlaşılabileceği gibi eğitim ve gelir seviyesi yükselen ve kentli hayat pratiklerinin içine gelen bireylerin tüketim, izleme, okuma, alış veriş tercihlerinde bu yükselişe bağlı olarak değişiklik olacağı varsayımına dayanıyor.
Bir başka model, bireyleri, değerleri yani iyi-doğru-güzel tanımları ve referansları üzerinden kümeliyor. Muhafazakar-yenilikçi, tutucu-özgürlükçü, otoriter-demokrat gibi değer eksenleri üzerinden bakılarak, bireylerin gündelik hayat pratiklerinde değerlerine, doğru bildiklerine uygun tercihlerde bulunacakları ve davranacakları varsayılıyor.
Bu ve benzeri “birey” temelli modeller ve açıklamaların geçerli olduğu durumlar olsa da bence artık bu modeller bugünün bireyinin tercihlerini açıklamaya yetmiyor. Bu modeller sanayi toplumunun sosyolojisine uygun açıklamalar. Bugünün hızlı-karmaşık-belirsizlik esaslı-çok boyutlu-çok aktörlü gündelik hayatının içindeki bireyi açıklamak için bu modeller yetersiz kalıyor. Örneğin eğitim seviyesi ülkedeki kadın meselesine bakışta ve gündelik pratiklerde çok da fark üretmiyor. Bir başka örnek değerler ile gündelik pratikler arasındaki fark giderek açılıyor. Yaptıklarımızla doğru bildiklerimiz arasındaki açıklık büyüyor.
Bugünün bireyi yalnızca eğitimi, geliri veya doğru bildikleri üzerinden tercih ve davranış geliştirmiyor. Bugünün bireyi bir bakıma “zihin-gönül-beden-çevre” bileşkesinde bir davranış geliştiriyor. Yani öğrendikleri ve bildikleri ya da geliri kadar duyguları-korkuları-algıları-beklentileri-inançları-kökenleri-aidiyetleri-sosyal çevresi gibi daha karmaşık etkiler altındaki bir süreç sonucunda tercihler oluşuyor. Gündelik pratiklerde her gün verdiğimiz binlerce kararın yalnızca yüzde onu bilinçli muhakemelerle gelişirken, yüzde doksanı bu karmaşıklığı barındıran bilinçaltı süreçlerle oluşuyor.
Kısaca söylersek yalnızca bir partiye oyu ile “seçmen” olarak adlandırdığımız bireyler “insan”. Bu nedenle seçim, siyasi tercih denilen şey insana dair bir hikaye. Ve o hikaye, bu nedenle yalnızca bir kasetle, bir sloganla, kapıya gelen bir çuval kömürle açıklanamıyor.
Karmaşık bir süreç sonunda oluşan siyasi tercihleri ve seçim günündeki parti seçimini anlamak ve açıklamak için yeni modellere ihtiyacımız var.
Seçmen davranış taktiği 3-5-2
Futbolda sayılarla ifade edilen taktik varyasyonları hepimiz biliriz. Ben de kendisi de araştırmacı olan sevgili Vural Çakır’ın benzetmesini kullanarak açıklayacağım. Her ne kadar Vural Çakır ile taktik seçiminde çok temel farklılıklarımız olsa da bu benzetme anlatım kolaylığı açısından yararlı. Ve açıklamaya yine futbol terminolojisinden devam edeyim. Savunma: Hanenin dirliği-düzenliği ve güvenliğinden oluşuyor. Orta saha değerler, gündelik hayat pratikleri yani hayat tarzı ve aidiyetlerden oluşuyor. İleri ikili ise algı ve beklentiler. Bu taktik diliyle ne demek istediğimi açıklamaya çalışayım.
Bireylerin temel tercih ve davranışlarının temelindeki en önemli unsur kendisinin ve hanesinin geçimi. Geçim dediğimizde ilk unsur gelir-gider dengesi. Bu ülkedeki hanelerin yalnızca dörtte birinde gelir, giderinden fazla veriyor yani dörtte bir hane tasarruf edebiliyor. Bu tasarruf edebilen hane oranı tasarruf tutarı değil. Dörtte iki hanede gelir giderine denk ve bu hanelerde hayat yok veya var olarak çalışıyor. Eğer hanenin işi varsa maaş, emekli maaşı veya kira geliri gibi 30 gün sonra gelecek olan gelir var ve tutarı belli ise hayat var. Gelir yoksa hayat da yok. Giderler gelire göre ayarlanıyor. Bu hanelerin işi ve geliri güvence de ise ülke ekonomisi yüzde 10 büyümüş veya küçülmüş doğrudan etkilenmiyor. Temel etkilenilen şey kurların ya da cari açığın artışı değil işsizliğin artışı. Geri kalan dörtte bir hane de ise gelir giderin altında. Bu hanelerin yarısı aile dayanışma ve yardımlaşmalarıyla hayatını sürdürüyor. Diğer yarısı da devletin ve yerel yönetimlerin sosyal yardımlarıyla. Dolayısıyla bu ülkedeki 19 milyon dolayındaki hanelerin dörtte üçü için hayat meşakkatli ve zorlu geçiyor. Doğal olarak da bu geçim seviyesi ve zorluklar hayatındaki gerek gündelik pratikleri gerekse de siyasi seçimleri doğrudan etkiliyor. Kısaca geçim durumuna futbol jargonuyla kaleci diyebiliriz.
Savunma hattındaki ikinci ve üçüncü belirleyici unsur ailenin çocukları için eğitim ve tüm hane fertleri için sağlık hizmetlerine ulaşabilme ve edinebilme durumları. Çocukların eğitim ihtiyacı ve sağlık hizmetlerine olan ihtiyacı hanenin gelecek umudunu “var” eden en önemli unsurlar. Hala, hanelerin üçte ikisi için gelecekte daha iyi hayata ulaşma arzusunun taşıyıcısı çocuklar.
Savunma hattındaki dördüncü unsur güvenlik ihtiyacı. Bireyler güvenlik ihtiyacını kendi hayatında elbette can güvenliği ve asayiş, kendisini güvende hissetme olarak görüyor. Ama asıl ülke hayatı üzerinden yine kendi bireysel hayatını doğrudan etkileyeceği düşünülen ekonomik, siyasi ya da savaş gibi olası krizlere karşı kendisini savunmasız hissediyor. Kahramanlıklardan, milli takımın maç kazanmasından, Başbakan’ın “one minute” çıkışından gururlanıyor ama “çıkarın ceketleri, dövüşeceğiz” denmesi olasılığından da ölesiye korkuyor. Ya da “ekonomik kriz yayılır ve işsiz kalırsam” korkusundan titriyor. Gençlere bile “mutlu olarak çalışacağı iş nedir” sorusu sorulunca yarısı “iş güvencesi” diyor.
Savunma hattındaki geçim-eğitim ihtiyacı-sağlık hizmetleri ihtiyacı-güvenlik ihtiyacı olarak saydığım bu dört unsur bireylerin tercih ve davranışlarının en temel belirleyicisi. Bir başka deyişle hayatın bazı. Bireyler ve haneler bu dört unsurda kendisini rahatta ve güvende hissetmediği sürece başka şeylerin önemi yok denecek kadar azalıyor. Ya da yine futbol jargonuyla söyleyelim, savunmadan top çıkaramadıkça orta sahada oyun kuramıyor. Hayatın baskısına mahkum, sürekli savunmadaki oyun devam ediyor.
Orta sahada hayat tarzları ve değerler
Orta sahadaki beşli, hayat tarzı- değerler-eğitim seviyesi-kültürel aidiyetler-siyasi ideolojiden oluşuyor.
Hayat tarzı gündelik hayat pratiklerindeki yapıp, ettiklerimiz. Yeme içme alışkanlık ve tercihlerimizden, kılık-kıyafete, tatil anlayışımızdan alış veriş alışkanlık ve tercihlerimize. Elbette gündelik hayat pratiklerinin gelirimizle de doğrudan bağlantısı olsa da gelirden bağımsız olarak gelişiyor çoğu zaman. Gelir kadar alışkanlıklarımızın, aileden öğrendiklerimizin, zevk ve keyif tanımlarımızın, yaşadığımız yerin kır-kent-metropol oluşunun da etkileri var.
Değerler iyi-doğru-güzel olarak tanımladıklarımız ve bu kabullerin referansları. Bazılarımızın dini inancı, bazılarımızın gelenekler, bazılarımızın hukuk, bazılarımızın evrensel standartlar gibi farklılıklar olduğu gibi aynı kişinin farklı konulardaki değerlerinin referansları farklı. Fakat günümüzün hızlı ve karmaşık gündelik hayatında değerler ile gündelik pratikler arasındaki açıklığın da büyümekte olduğunu söylemeliyiz. Yani doğru bildiklerimizle yaptıklarımız arasındaki farklılaşma giderek büyüyor. İkincisi hayat pratiklerimiz gelire, eğitime, yaşanılan yere bağlı olarak görece daha hızlı değişiyor. Buna karşılık değerlerimizin değişmesi çok daha uzun sürüyor. En iyi örnek kadın meselesi. Göçle kentlere ve metropollere geldikçe kadının gündelik hayattaki rolü değişiyor, örneğin çalışmaya başlıyor ama kadına bakış aynı hızla değişmiyor. Hatta son yıllarda hızlı değişimlere karşı değerlere tutunmak, değerlerin değişimine direnmek gibi başka bir tavır da gelişiyor.
Orta sahadaki üçüncü unsur kültürel aidiyetlerimiz. Etnik kökenimiz, din ve mezhebimiz, dindarlık seviyemiz gibi aidiyetler temel belirleyicilerden. Ve bunlar kadar önemli olan aidiyet “aile”. Ülkede sanayi toplumu sosyolojisiyle bireyselleşmiş denilebilecekler, yani hayatı kendi istek ve arzularına göre kuranlar beşte bir oranında. Toplumun beşte dördü için en temel aidiyet aile.
Dördüncü unsur eğitim ve bilgi/bilinç seviyesi. Beşinci unsur ise siyasi ideolojimiz.
Yarın: Seçmen değil insan (3)
Yazarlar
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
17.11.2025
11.11.2025