Bekir AĞIRDIR
Kutuplaşma muhakeme yeteneğini yitirmek demek! Hiçbir meseleyi kendi dinamikleriyle, aktörleriyle, boyutlarıyla değerlendirememek. Kendi aklını ve gönlünü bilerek, isteyerek rehin vermek. Korkularına, kimliklerine, kutuplaşmadaki pozisyonuna esir olmak.
Kutuplaşma yalnızlaşmak, giderek gettolaşmak demek! Kendi akvaryumuna sıkışmak ve hatta hapsolmak. Akvaryumun dışındaki kocaman dünyayı gözleme yeteneğini kaybetmek, giderek dışarıda olan bitenin farkında olmamak. Dışarıyı dinlememek, sesini dışarıya duyuramamak.
Kutuplaşma her türlü ilişki ve diyalog zeminlerinin yok olması demek! Siyasi zeminde tümüyle münazaraya ve münakaşaya teslim olmak, müzakereden, iknadan, uzlaşmalardan ve hatta birbirini anlam çabalarından vazgeçmek.
Kutuplaşma yalnızlaşmak ve dünyayı kendi gettondan ibaret sanmak demek! Daha da önemlisi ulaşılamayan haklara karşı, kadre uğramışlık duygusunun öznesi şimdiye kadar devlet ile mücadele edilirken, şimdi diğerlerini engel görmek ve diğerlerine karşı düşmanlık üretmek.
Benim kutuplaşma tanımım işte bu... Bu tanımdan bakınca kutuplaşmayı toplumsal mutabakata en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman diliminde önümüzdeki en büyük siyasi ve zihni engel olarak görüyorum.
Çünkü yaşanan kutuplaşma farklı katmanlarda farklı dozlarda yaşanıyor. Önde görünen siyasi kutuplaşma ve biz bunu Ak Parti yandaşlığı ve karşıtlığı olarak tanımlıyoruz. Bir bakıma görünür olan, cilt kanseri diyebileceğimiz. Fakat asıl vahim sonuçları olacak olan kanserin kaslara ve giderek kemik kanserine dönüştüğü katmanları. Kültürel kimlikler arası, Türk-Kürt, Sünni-Alevi kutuplaşması ikinci katmanda. En derinden gelişen ve giderek kalıcılaşma belirtileri gösteren hayat tarzı kutuplaşması, dindar muhafazakarlar ile laikçi modernler arasında yaşanan. Mahalleler, marketler, hafta sonu gidilen semtler, kafeler, tatil yöreleri, otelleri ayrışıyor.
Henüz her bir katmandaki ve her bir kutuptaki yoğunluk aynı dozda değil. Ve henüz hala toplumun önemlice bir kesimi serinkanlılığını koruyor.
KONDA altı yıldır periyodik biçimde bu kutuplaşmaları kendi geliştirdiği bir model ile ölçmeye çalışıyor. Kutuplaşmada önemli bazı değişiklikler yaşanıyor. Birinci değişim kutuplaşma artıyor. Şu anda toplumun yüzde 65’i herhangi bir meseleye kendi dinamikleriyle değil, kutuplaşmadaki pozisyonuna göre bakıyor. Ki bu oran geçen yıl yüzde 60 mertebesindeydi.
İkinci değişiklik Ak Parti yandaşlığı-karşıtlığı şeklinde tanımladığımız siyasi kutuplaşma giderek Erdoğan yandaşlığı-karşıtlığına dönüşüyor. Üçüncüsü geçen yıl yüzde 60 kutuplaşmanın zihni ve ruhi esaretindeki kitle yüzde 35 Ak Parti yandaşı, yüzde 25 Ak Parti karşıtı şeklinde dağılırken, şimdi Ak Parti yandaşları yüzde 30 iken Ak Parti karşıtları yüzde 35’e yükselmiş durumda. Ama hala toplumun yüzde 35’lik kesimi kutuplaşma dışında serinkanlı durmaya çalışıyor.
Bu rakamların önümüzdeki seçimler açısından anlamı şu, yüzde 65 oranındaki seçmenin oyu belli. Hala yüzde 35 oranındaki seçmenin nasıl davranacağını, ne kadarının seçimlere katılacağını ya da katılmayacağını, katılırsa hangi partiye oy vereceğini bilmiyoruz. Dolayısıyla Ak Parti yandaşları kutuplaşmış küme içinde geriledi demek, bir önceki yazım üzerine özellikle sosyal medyada yorumlandığı gibi iktidar değişiyor anlamına gelmez.
İktidar değişikliği Ak Parti’nin gerilemesinden değil, başka partilerin topluma umut verebiliyor olmalarından gelişecektir. Aksini savunmak siyasetini ve umudunu kutuplaşmanın zihni ve ruhi ambargolarına rehin vermek demektir.
Bir dostum sanırım bir önceki yazımın etrafında oluşan bazı tartışmaları da dikkate alarak, İsrail seçimlerini analiz eden bir yazıya[1] dikkatimi çekti. Biliyorsunuz İsrail seçimlerinde de Netenyahu iktidarı kaybedecek diye beklenirken sonuç başka türlü oluştu. Yazı genel olarak İsrail’deki muhalefetin beklenenin altında kalan performansını irdeliyor. Seçim öncesi umutlu olanların neden umutlu olduğu, ama sonuçta ne olduğunu özetliyor.
“Son İsrail seçimlerinin öğretici yanı, geleneksel bilgi ve deneyimlerin yanlış olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır” diyor. İnsanların Netenyahu’dan bıktığı, güvenlik kaygıları ve ekonomik hoşnutsuzluğun seçmeni Netenyahu’dan uzaklaştıracağı beklentilerinin boşa çıktığını anlatıyor. İki devletli çözüme karşı geldiği için Obama ile ters düşmesinin seçmenleri etkileyeceği varsayımının yanlış çıktığını, genç ve kozmopolit bir yeni seçmen grubunun oluştuğu hikayelerinin gerçek olmadığını anlatıyor. Yazı devamında diyor ki İsrail solu Tel Aviv merkezli oldu, gözle görünürlüğü arttı ama memleket sathına yayılamadı. Umutla yaklaşılan Siyonist Birlik, büyük şehirler merkezli bir hareket olarak kaldı. Tel Aviv’de yüzde 34’e karşı yüzde 18 ile Siyonistler Netenyahu’nun partisini geçmiş ama diğer illerin hepsinde daha büyük farklarla tersi olmuş.
İsrail seçimleri bizim için de öğretici bir bakıma. Evet, toplumda tedirginlik ve hoşnutsuzluk artıyor. Diğer yandan kutuplaşma da yayılıyor ve derinleşiyor. Ama siyasi tercihleri hoşnutsuzluk değil umut ve beklentiler belirliyor. Partisinden hoşnutsuz olan seçmen eğer bir başka partinin zihni veya duygusal çekim alanına girmemişse de partisini kolayca terk etmiyor. Kendi partisinin ya da bir kez de olsa oy verecek kadar yakın hissettiği partinin politikalarından rahatsız olmaya başlaması başka, diğer partilerin zihni veya duygusal cazibe merkezi olmayı becerip, beceremedikleri başka mesele.
Ama kutuplaşmanın ambargoları içindeyken kimse kendi yapması gerekenlerle değil, öbür tarafın yapamadıklarıyla meşgul oluyor. Kendi ütopya ve iddialarından değil, diğer tarafın yanlışlarından umut devşiriyor.
O nedenle seçim sonuçlarını anketler, paranoyalar, korkular değil, önümüzdeki kısa sürede dört partinin de bugün var olan siyasi ve psikolojik iklime nasıl bir cevap üretecekleri belirleyecek. Bu cevapların da ezberler, gönüllü illüzyonlardan mı yoksa toplumun ihtiyaç ve taleplerinin doğru analizlerinden mi besleneceğini yakın zamanda göreceğiz.
Ve elbette esas olan da seçmenin 7 Haziran akşamı vereceği cevap ve oluşturacağı yeni denge olacak…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Dünya küresel ara buzul dönemde: Türkiye’nin geleceği nasıl belirlenecek?
2.03.2026 - Kutuplaşmalar gündelik hayatı belirliyor; toplumsal güven zemini nasıl onarılacak?
23.02.2026 - Gülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı mı?
16.02.2026 - Yakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek
9.02.2026 - Türkiye’nin yeni ruh hali: Kırılgan ve yapay denge toplumu
2.02.2026 - Yalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağlarını nasıl onaracak?
26.01.2026 - Yılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araştırmalar ne söylüyor?
19.01.2026 - Toplum değişmek istiyor mu, Kürt meselesinde açılım neden hep aynı yerde tıkanıyor?
12.01.2026 - Araştırmalarla Kürt meselesi: Kutuplaşmanın niteliği artık ideolojik değil, duygusal
5.01.2026 - Türkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet?
29.12.2025
Yazarlar
-
Cihan Tuğalİran rejimi ve antiemperyalizm 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçTürkiye'nin üniversite tarihi aynı zamanda 'tasfiyeler' tarihidir 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALEkrem İmamoğlu davası tüm muhalefetin yargılandığı bir davadır… 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolAdalete güven... 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğluİmamoğlu Davası ilk haftadan neyi gösterdi? 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYANewroz Ateşinin Yoldaşı; Mücadele ve Barışın Sönmeyen Yıldızı Salih Müslim... 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUOrtadoğu savaşının göbeğinde… 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet Berkan‘Neden S-400’ler depoda’ sorusu neden yanlış soru 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERBugünlerde aklıma hep Brezilya geliyor 14.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları



























cemil
Tamam Cemile Hanım siz müslümansınız anladık. bağırmaya ne gerek var. Hem de bundan bize ne...
ufuk isik
dogru ve guzel bir yazi ama suriye konusunda ne yazikki sizinle ayni goruste degilim cemile abla saygilar
cengiz sertel
Biz yine teşekkür ederiz.
ulukuş
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK VE ZEKERİYA BEYAZ GİBİ AYDIN DİN ADAMLARINA CİBİLLİYETSİZ SIFATINI VERMENİ YAKIŞTIRAMADIM. ASIL BU KADAR YOĞUN BİR MÜSLÜMANIN BU İFADESİ............... TİR... SİZİ VE SİZİN GİBİ DİNDARLARI KINIYORUM... RESMEN TERBİYESİZLİK....(Ben o sözcüğü asaletim gereği yazmadım.) BU YAZIYI YANITLAMADAN DEFALARCA OKUMANI DİLERİM. BELKİ İFADENDEN DOLAYI PİŞMAN OLURSUN.