Berrin Sönmez
Dini inanç ve yorum farklılıklarının birlikteliğini temsil eden dört ayaklı minare, benzersiz mimarisiyle salt tarihi eser olmanın çok ötesinde. Günümüze ışık tutacak ibretler sunmada. Birbirinden farklı yapıların birlikte bir medeniyeti yükseltişini anlatır bize Diyarbakır’ın dört ayaklı minaresi. Bir büyük nehri besleyen farklı kollar gibi.
Tahir Elçi’nin ölüm yıl dönümüne denk gelen günlerde hala katilleri yargılanamamış olarak bir de Ahmet Türk’ün tutuklanışını konuşmak zorundayız. Toplumsal ve siyasal sorunları birer birer çözmek yerine üstüne beşer onar yenilerini ekleme haliyle karanlık tablo derinleşmekte. Şiddet karşıtı açık tavırlarını, siyasal çözüm yoluyla barışa ulaşma iradelerini her ortamda dile getirmiş bu insanları katlederek, hapsederek ülkeye huzur gelmeyeceği açık. İstenen irili ufaklı, yerel, ulusal, küresel iktidarların gücüne güç katmak değil de toplumun ve bireyin mutluluğuna hizmet etmekse yol bu değil. Bu yol çatışmanın, kaosun, krizin yolu. Uluslararası siyaset denkleminde var olma değil küresel aktörlerin bölgeye ilişkin çıkarlarına alet olma bu. Uzun zamandır İslam coğrafyası için istenen, kontrollü bir kaos inşa etmekten fayda umanların ekmeğine yağ sürer. İç barışını sağlayamamış, uzun süreli çatışmaya mahkum olmuş bir Türkiye, Türklerin ve Kürtlerin değil küresel aktörlerin tercihi
Bilindiği gibi soğuk savaş döneminde doğu-batı karşıtlığı yaşanırken biz, doğunun en batısında, batının en doğusunda yer alan ülkeydik. Sadece coğrafi konum olarak değil üstelik dini, kültürel ve demografik yapımızla birlikte aynı zamanda siyasal sistem açısından, yarı buçuk demokrasimizle de böyleydik. Bu ikili yapının hiçbir zaman tam olarak birine ait olmadığımız gibi diğerinden tümüyle kopmamız da mümkün değildi. Uzunca bir zamandır da kuzey-güney karşıtlığı üzerine yeni bir dünya düzeni inşa olmakta. Biz yine her açıdan ikiliklerin her hangi birine ait olamayacak kadar yekdiğerine benzemekteyiz, coğrafi açıdan olduğu gibi.
Medeniyetler çatışması ve tarihin sonu kavramlarıyla teorik alt yapısı oluşturulan bu yeni dünya düzeni her ne kadar görünürde Hıristiyan-İslam karşıtlığı gibi algılansa da aslında yeni sömürgecilik çatışmalarından başka bir şey değil. Soğuk savaşın sıcak çatışmaya evrilmesi eski sömürge düzenini tescil eden “centilmenlik” anlaşmasının bozulmasıyla gerçekleşti çünkü. Soğuk savaş bitti şeklindeki yanlış isimlendirmeden uzaklaşarak söylersek soğuk savaşın sıcak çatışmaya nasıl dönüştüğünü hatırlamak yeterli bozulan centilmenlik anlaşmasının ne olduğunu anlamak için. 19.yy diplomasisinde “büyük oyun” olarak isimlendirilmiş bir İngiliz-Rus anlaşması bu. Dünyaya kurulmuş bir tuzak. Afganistan hakimiyetine ilişkin ve iki tarafın da Afganistan’ı salt kendi sömürgesi yapmaya çalışmaktan uzak durmak üzerine anlaşması. Neden Afganistan sorusunun cevabı ise günümüzde ülkemizi ve bölgemizi, yaşananları daha kolay anlamamıza yardımcı olacak nitelikte.
Sömürgecilik tarihinin ünlü İngiliz coğrafyacıları ve strateji uzmanlarının geliştirdiği hakimiyet teorisi, büyük tuzağın mimarı. Uzmanlara göre dünyaya hakim olacak bir güç Ön Asya’ya hakim olmalı. Ön Asya’ya hakim olmak için Orta Doğu’ya ve Orta Doğu’ya hakim olmak için de Orta Asya’ya hakim olmak gerekli. Orta Asya’ya sahip olmak için Afganistan’da hakimiyet kurmak gerekli.
Tersten tekrar edeyim bir kere de: Tüm dünyaya hükmedecek bir küresel güç olmak isteyen Afganistan’dan Anadolu’ya uzanan ticari, askeri, siyasi çatışmayı göze almalı ve kazanmalı. Hem İngilizler hem Ruslar böyle bir savaşı göze alamayarak sömürge ve hakimiyetlerini Afganistan sınırında durdurup, Afganistan’da bitimsiz istikrarsızlık üzerine anlaşmışken aradan geçen iki dünya savaşı ve bir soğuk savaş bu eski oyunu değiştirmemişti. Babrak Karmal yönetimindeki Afganistan hükümeti Sovyet ordularını davet edene kadar. Eski sömürgecilik anlaşması bitmiş olunca yeni dünya düzeni adıyla yeni sömürgecilik için yeniden nüfuz alanları kapışması başladı. Görünen o ki yaşlı kıta Avrupa çaptan düşmüş olarak gerilerde kalmada bu kapışma ortamında. Brexiti de böylece anlayabilmek kolaylaşmış olacak. Dünyanın uyuyan devi Asya ekonomik ve askeri açılardan ciddi kıpırdanmalar sergilediği için genç kıta Amerika, tek başına dünyanın büyük ağabeyliğini başaracak durumda değil. Öyleyse gelsin yeni centilmenlik anlaşması. Bu kez sadece Afganistan değil Anadolu dahil geniş bir coğrafya istikrarsızlığa mahkum edilmekte. Şu an anlaşmanın muhtemelen son evresi olacak olan Suriye üzerindeki nüfuz alanı paylaşımlarına gelmiş haldeyiz. İstesek de kaçamayacağımız, kaçsak da kurtulamayacağımız bir savaşın içine çekilişimiz bundan.
Türkler ve Kürtler, topraklarımız ve insanlarımızla canımız, kanımız pahasına içine çekildiğimiz, hangi iktidar veya yönetim olursa olsun kaçınamayacağımız bu savaşın biri irice biri ufakça iki piyonu olarak görülmekteyiz, oyunun sahipleri tarafından. Şimdi meselemiz şu: Türkler ve Kürtler hem Türkiye sınırları içinde hem de sınırlar dışında bu piyon rolünü kabullenerek birbirimizle çatışmayı sürdürecek miyiz? Kaos projesine hizmet eden bu piyonlukla, çatışmak yerine başka bir yol seçme ihtimalimiz var mı?
Şüphesiz her zaman başka bir yol mümkün. Özellikle insan onuruna yakışır biçimde eşit ve özgür yaşamayı mümkün kılan, insanın mutluluğunu önceleyen yönetimler, çok uluslu oyunları bozacak belki tek güç. İnsanlık iyiye, doğruya, güzele evrilmeye meyilli olduğundan, bölgemiz üzerine kurulan oyunun tümünü belki değil ama Türkler ve Kürtler üzerindeki kısmını bozma imkanı sunar bize iç barışımız. Büyük güçlerin çıkar çatışmalarına alet olup çatışarak tespih taneleri gibi savrulmak yerine birbirimize tutunarak bu fırtınayı savuşturabiliriz. Şurası da unutulmaması gereken başka bir gerçek ki sınırlar değişse yeni devletler kurulsa da şu haliyle kalsa da biz Türkler ve Kürtler gene yan yana iç içe yaşamaya devam edeceğiz. Ama uzun yıllar süren can kaybı çok daha uzun yıllar boyu devam ettikten sonra bu gerçeğe toslamış olacağız. Oysa şu anda önce sınırlarımız içinde sonra sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerle başlayarak anlaşma zeminleri oluşturduğumuz takdirde hem can ve kan kaybından kurtulmak hem de bu büyük oyunu bozma ihtimali var. İlkin kendi çatışmamızı çözerek, barışa yönelerek insani ve vicdani olanı gerçekleştirdiğimizde her halükarda kazançlı çıkacağımız şüphesiz.
Dini inanç ve yorum farklılıklarının birlikteliğini temsil eden dört ayaklı minare, benzersiz mimarisiyle salt tarihi eser olmanın çok ötesinde. Günümüze ışık tutacak ibretler sunmada. Birbirinden farklı yapıların birlikte bir medeniyeti yükseltişini anlatır bize Diyarbakır’ın dört ayaklı minaresi. Bir büyük nehri besleyen farklı kollar gibi. Ama o nehrin, medeniyetin o bütünlüğün içinde kaybolmadan kendisi olarak kalabilmiş, görünür olmuş, kimliğiyle varlığını korumuş halde katılmasının sembolü, dört ayak üzerinde yükselişi. İnşa edildiği zamanın toplumsal ve siyasal düzenine uygun olarak inanç kimliklerini sembolize etmiş olsa da günümüzde buna etnik ve tüm kültürel kimlik görünürlüklerini de dahil ederek hayata geçirmek mümkün. Bunca öykündüğümüz geçmişimizde mesela Selçuklular, Kürtlerin siyasi kimlik olarak var oluşunu tanıyan ilk devlet olmuştu tarihte. Osmanlı’ya bu kadar vurgu yapılan günümüzde hiç değilse Osmanlı hayranlığının bir sonucu olarak Kürtlere siyasi ve kültürel hakların bir gereği olarak tıpkı Osmanlı’nın yaptığı gibi kısmi özerklikler verilmeli mesela. Kısmi özerklik derken Osmanlı’nın aşiret reislerine tanıdığı hakların benzer biçimde bugün yerel yönetimlere tanınabileceğini söylemek istiyorum.
Belediyelere kayyum atanıp, başkanların tutuklandığı, mecliste Kürtlere temsil hakkı kazandıran tek siyasi parti HDP’nin dışlanıp pek çok vekil ve eş başkanlarının tutuklandığı günümüzde hala söylenecek tek söz, barış.
Biz bireyler ve siyasal örgütler, kurumlar olarak üstümüze düştüğü gibi insana yakışır olanı yapalım. Eşit, özgür bireyler olarak yaşayabileceğimiz dini, kültürel, etnik, felsefi, siyasal aidiyetlerimizi ret etmek zorunda kalmadan bir arada yaşama isteğimizi haykıralım. Devlet de üstüne düşeni yapıp kudreti değil insanı önceleyen bir sistem geliştirsin. Bırakalım küresel oyunların sonu neye varır. Hak şerleri hayreyler deyip arifane seyreyleriz, o vakit.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025