Berrin Sönmez
Düşünce ve inanç özgürlüğü, hiçbir iktidarın kısıtlayamayacağı varoluşsal hallerden. Bu nedenledir ki, haklar bahsinde düşünce ve ifade özgürlüğü olarak geçer. İfade edilmesini iktidarlar önleyebiliyor ama düşünceyi kimse engelleyemez. İnanç da böyle.
Müftülüklere verilen resmi nikah yetkisiyle, dinin sosyal ve özel hayatta görünürlüğünün kat kat artacağını tahmin etmek zor değil. Zaten kadın hareketinin karşı çıkış nedenleri de bunlar. Din, toplum hayatında daha çok görünür ve -yasa değişikliğinin bu haliyle sadece dindarların- özel hayatta daha etkili olunca kadın haklarında kayıplar yaşanacağı endişesi hâkim. İslâm’a, mevcut iktidara ve ülkemizdeki laiklik uygulamasına bağlı etkenler yol açıyor bu endişeye.
Katılmasam da tümüyle haksız ve yersiz diyerek elimin tersiyle bir kenara itemeyeceğim tepkiler bunlar. Bir İslâmi feminist olarak, seküler feminist arkadaşlarımın saygı duyduğum endişelerine neden katılmadığımı izah etmeye çalışacağım bu yazıda. Ve tek yazı yetmeyeceği için devamı gelecek yazılarda.
LAİKLİK VE MÜFTÜLÜK NİKAH YETKİSİ
Siyaset bilimi, sosyoloji ve tarih alanlarında yapılan pek çok akademik çalışma göstermiştir ki, dünyada uzun bir tarihsel sürecin sonunda şekillenmiş olan laiklik olgusu, her ülkede farklı tecrübe edilmektedir. Ortaokul kitaplarında kabaca din ve devlet işlerinin ayrılması şeklinde sunulsa da biliriz bizde durumun hiç de böyle olmadığını. Yargının adalet dağıtma işlevini din kurallarıyla değil evrensel hukuk kriterleriyle gerçekleştirmesi, laik devlet niteliğinin iki temel şartından birincisi. İkincisi ise devlet yönetiminin, vatandaşlara din ayrımcılığı yapılmadan gerçekleştirilmesi. Bütün dinlere eşit mesafede durması devletin. Yok saymadan veya imtiyaz tanımadan her dine mensup vatandaşlarıına her alanda ve tabii din hizmetlerinden yararlanma alanında da eşit haklar tanıması. Böylelikle dinler ve mezhepler arası çatışmaların önlenmesi.
Pek çok ülkede farklı biçimlere bürünse de bu iki temel şart üzerine oturmakta laiklik. Ancak Türkiye, laiklik ilkesini uygularken bir üçüncü şart daha icat etmişti. Buraya kadar din kelimesi, bütün inanç biçimlerini içerecek soyut bir kavram olarak kullanıldı. Ama ülkemizdeki agresif laiklik uygulamasında durum böyle değil. Bizde laiklikten söz edildiği zaman devlet yönetimi ve hukukun bağımsızlaştırılmak istendiği din, soyut kavram olmaktan çıkıp doğrudan İslâm olarak anlaşılmakta ve uygulanmakta.
Mümtaz Soysal’ın veciz tanımıyla -itirafı demeli belki- “İslâm’ı toplum hayatında görünür olmaktan çıkarıp ait olduğu yere, vicdanlara geri göndermek” ülkemizde devletin laik sayılması için gereken bir şart olarak sistemin kılcal damarlarına kadar işlendi. Bu üçüncü şartı gerçekleştirmek için yönetimin ve hukukun dinden bağımsızlaşmasının yanı sıra devletin İslâm’ı kontrol etmesi gerekli görülmüştü. Öyle de yapıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkede, devletin laiklik adına İslâm’ı kontrol ve yönlendirme işlevini yerine getirmesi için ihdas edildi. Öyle de uygulandı. Ancak böyle bir sistemin ilanihaye başarılı olması imkânsızdı.
Düşünce ve inanç özgürlüğü, hiçbir iktidarın kısıtlayamayacağı varoluşsal hallerden. Bu nedenledir ki, haklar bahsinde düşünce ve ifade özgürlüğü olarak geçer. İfade edilmesini iktidarlar önleyebiliyor ama düşünceyi kimse engelleyemez. İnanç da böyle. İbadet hürriyetiyle, ritüellerinin yerine getirilmesiyle ancak ölçülebilmekte inanç özgürlüğü. İnancın var olmasında değil, sadece yaşanan inancın gizlenmesinde etkili olabilir yasaklar.
Nitekim sosyal hayattan dışlama misyonu ülkemizde dindarların laiklik ilkesine düşman olmasına yol açmaktan başka işe yaramadı. Sığ yaklaşımla çoğunluk, yakın tarih sürecinde giderek İslâm’ın görünürlüğünün artışını popülist sağ siyasete bağlar. Ancak asıl mesele o sağ siyaseti popüler kılan toplumsal talep. Fikret Başkaya’nın kitabına verdiği isimle “paradigmanın iflası” bu. Hiçbir düşünce ve inanç sonsuza kadar görünmezliğe mahkûm edilemiyor. Bugün müftülük resmî nikah yetkisi de inancın özüyle değil görünürlüğüyle, ritüelleriyle ilişkili ve koparılan kıyamet dinin görünürlüğüne artık engel olamayışından laikliğin. Laiklik elden gitmiyor sadece agresifliğini kaybediyor laiklik.
Diğer taraftan, dini kontrol niyetiyle Türkiye’de laisizmin aracı olarak kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın memurları Müftüler, nikah kıyma yetkisine sahip olduğunda laiklik elden gidecek değil. Ancak:
1- Yasa değişikliği doğrultusunda hazırlanacak yönetmeliğin çok iyi düzenlenmesi ve işleyişin toplum denetimine açık olması;
2- Aynı hakkın Alevilere, Hristiyan ve Yahudilere de tanınması;
Şartları yerine getirildiği takdirde, devletin bütün inançlara eşit mesafede olduğu gerçek laiklik uygulamasına araç bile olabilir. Diyanet de sadece Hanefi-Sünni bir devlet kurumu olmaktan da çıkarılmalı tabii ki.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları



































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025