Berrin Sönmez
Cumhuriyet ise tüm vatandaşlara getirdiği eşitlikle, hanedan üyesi kadınların sahip olduğu hakları, bütün kadınların hakları haline getirmiştir. Ve bugün bizim örfümüz medeni kanun. Böyle biline. Diyanetin ve Din İşleri Yüksek Kurulunun anlaması gereken bizim bugünkü örfümüzün Medeni Kanun olduğu gerçeği.
Evlenmek, karşılıklı sorumluluğu ve haklarıyla, iki tarafı da aynı eylemde birleştirmeyi ifade eder. Tıpkı boşanmak gibi. İki tarafın da rızası, onayıyla birlikte alınan kararı anlatır. Ancak boşamak öyle değil. Kadın da söylese erkek de söylese çok çirkin bu söz. Beraberliği anlatan evlilik nasıl olur da taraflardan birinin eylemini/kararını işaret eden boşama sözüyle anlatılır? Yakışıksız, kulağa da ruha da eza…
Tabi burada hemen tarihi sürecin ünlü deyimi “boş ol” tabirini hatırlayarak itiraz edeceksiniz. Ne diyebilirm ki, siz de haklısınız. İslam’ın erkeklere tanıdığı tek taraflı hak olarak bilinir zira boşanma. Ancak dinin değil geleneğin/örfün hükmünü icra eden bir yaklaşım bu. Yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığı da sıradan insanın, sokaktaki vatandaşın algısına yerleşmiş yanlışlardan bir adım dahi öteye geçemiyor ve yüz yıllar önceki ve farklı kültürlere ait geleneğin hükümlerini, dinin kendisi gibi sunma alışkanlığını terk etmiyor.
Geçen haftayı diyanetin 15 ve 18. yy kaynaklarını referans göstererek, o çirkin tabiri günümüze uyarlayan(?) “mesajla boşama” fetvası doldurdu. Çelişkiler ülkesinde boşanmaları önlemek/azaltmak için memleketin başkaca sorunu yokmuş gibi TBMM komisyonu kurulurken diğer yandan da erkeklere SMS ile “boşama” kolaylığı tanınmış oldu. “Bir kimse, yüzüne karşı “seni boşadım, benden boş ol” gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüzyüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir. Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri kocanın boşadığı andan itibaren başlar (İbn Kudâme, el-Muğnî, X, 505 vd.; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, IV, 456 vd.)” .
İler tutar yanı yok bu fetvanın. Neresinden tutsak elimizde kalır. Mustafa Öztürk de kendi tuttuğu yerden elinde kalan kısmını çok güzel açıklamış: “Din İşleri Yüksek Kurulu şifahi kültür kodlarının egemen olduğu bir dönemde, köy veya kasaba ölçeğine göre düzenlenen ve birçok yönüyle İslam öncesi dönemdeki örfî uygulamayla örtüşen şifahi boşama prosedürünün klasik fıkıh literatüründeki formülasyon şekline tarih-üstü değer atfetmektedir. Böyle bir mantık ve mentalite ile ne din ve diyanet ne de kültür ve medeniyet açısından bugünkü dünyaya söyleyecek bir sözümüz olabilir.” İlaveten bir de öneri getirmiş Mustafa Öztürk. Mealen evlilik ve boşanma dine ait değil örfe dayanan hukuki işlemlerdir diyerek getirdiği öneri şöyle: “Talâk işleminin mahkeme sürecine bağlanması ve böylece resmî tescille…” gerçekleştirilmesi. Aslında yazının devamında dile getirildiği gibi bu öneri geçmişte kısmen uygulanmıştı.
Modernleşme sürecinde Osmanlı’nın medeni hukuk alanında en önemli reformu olarak görülen ve Ahmet Cevdet Paşa’nın hazırladığı Mecelle de şerriye sicillerine geçmiş boşanma usul ve hükümlerinin toplandığı bir eser. Mecelle uyarınca Osmanlının son yıllarında boşanmalar mahkeme kayıtlarına geçerdi zaten. Başka bir deyişle Osmanlının son yüzyılının örfü böyleydi. Zaten ayet (Bakara 228), kadınların hakları ile erkeklerin haklarının birbirine denk olduğunu belirtir. Ayette bi’l-maruf kelimesi kullanılıyor hakları tanımlamak için. Bi’l-maruf, bilinen ya da örfe uygun olan hakları anlatmakta. Yani evlilik ve boşanma işlemlerinin, dinin genel emir ve yasaklarına aykırı olmadığı sürece toplumun o günkü gelenek ve adetlerince, hukunca, kişilere tanınmış haklarla gerçekleşmesi uygun.
Nitekim Osmanlı da bu örfi hukuka izin veren hükme dayanarak hanedan kadınları için ayrı bir usul getirip uygulamıştı. İsmet hakkı adı altında boşanma kararını, sultanlara yani hanedanın kadınlarına vermişti. Damad-ı Şehriyarîlerin onca kudretine rağmen evliliklerin devamı ya da sonlandırılması, hanım sultanların kararına bağlıydı. Kim İslama aykırı diyebilir? Örfî hukuka izin veren ayet hükmü varken kimse böyle saçma bir yorum ileri süremez.
Cumhuriyet ise tüm vatandaşlara getirdiği eşitlikle, hanedan üyesi kadınların sahip olduğu hakları, bütün kadınların hakları haline getirmiştir. Ve bugün bizim örfümüz medeni kanun. Böyle biline. Diyanetin ve Din İşleri Yüksek Kurulunun anlaması gereken bizim bugünkü örfümüzün Medeni Kanun olduğu gerçeği. Kamu kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı ve devlet memuru olan Din İşleri Yüksek Kurulu üyeleri, ayette kadınların haklarını tanımlarken kullanılan “bi’l- maruf” kavramının bugün ülkemiz için, kendilerini görevlendiren devletin hukukunca, Medeni Kanunla tanınmış olan hakları işaret ettiğini bilmeli ve fetvalarını ona göre vermeliler.
Diğer yandan yukarıda tümüne yer verdiğim fetvanın son cümlelerine değinmek de gerekebilir. Telefonla, mektup, e-mektup ve mesajla “boş ol” deme hakkını kocaya sunarken kadına da ek bir külfet yüklemiş. Mesajın kocadan geldiğinden emin olması gerekirmiş kadının. Kafa böyle işliyor: Kolaylıklar erkeklere külfetler kadınlara. Şaşırdık mı?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025