Demiray ORAL
Birinci Masa...
Masa fertlerine göre sıkı, bana göre sıkıcı bir eğitim tartışması dönmekte. Herkes bir yerinden çemkiriyor yeni yasaya.
Herkes her şeyi biliyor.
Ben susuyorum.
Çünkü ilk günden bu yana kopan gürültü arasında mevzu hakkında hiçbir şey duyamadım. Ya da duyduklarım toplu halde bir mana ifade etmediği için hepsini unutmak istedim.
Zaten bu memlekette ne zaman eğitim dense ruhum daralıyor, yüreğim kanıyor. Keşke olmasaydı sonumuz böyle.
Fakat masadakiler kaptırmış gidiyor.
Dinlemek için gayret sarf ettikçe idrak ediyorum ki, onlar da benim duyduklarımı duymuş sadece. Sonra o duyduklarından, meşreplerine uygun olanları kayıtlarına alıp geri kalanı akşamları çıkardıkları çöple beraber kapının önüne koymuşlar.
Ama adeta Meclis komisyonunda sabahlamış vekil kıvamında kendilerinden eminler.
Aramızdaki fark sanırım şu: Onların ideolojileri var, benim yok.
Onların inanmaya hazır oldukları köşe yazarları var, ben haftada iki kere bu köşede bir şeyler karalamak durumunda olmasam haftada iki adet köşe yazısı okumayı zaman israfı olarak görürüm.
Onların kesin doğruları var benim için doğru, her vakada yapanın kim olduğundan bağımsız olarak tesbit edilmesi gereken bir tavır.
Ve bu arada benim suskun kalmam karşısında masada giderek hiddetlenen biri var. Bir arkadaşımın arkadaşı kontenjanından orada bulunduğundan kendisini tanımıyorum. Fakat ondan tırsıyorum. Çünkü ortaokulda “armut” lakabını taktığımız ve kafamızın tepesine pençesinin, pardon avucunun içiyle “çot” diye ökleştiren hocamıza çok benziyor.
Benim suskun kalmamı “sükût ikrardan gelir” misali yeni eğitim yasasını desteklememe yoruyor bay küçük armut.
Neyse ki şaplak atmak yerine kendince ağır konuşmak suretiyle “çot” efekti yaratmayı tercih ediyor. Diyor ki, “sizin çocuğunuz yokmuş tabii...”
Peki, bunu da listemize ekleyelim.
Onların çocuğu var, benim yok.
Onların yeni eğitim yasasını bir güzel temize çekip sadede gelmelerini sabırla bekliyorum.
O aşamaya geldiklerinde adeta bir koro kıvamında toplu halde söylediklerini aklıma not düşüyorum.
Bundan böyle...
a) Böyle eğitim yasasının olduğu memlekete çocuk yapılmaz(mış).
b) Bu memlekette artık çocuk okutulmaz, en iyisi çocukları derhal yurt dışına okumaya göndermek(miş).
İkinci masa...
Masa fertlerinin tahsil ve meslek vaziyetleri şöyle seyretmekte:
Arkeoloji okumuş kadın halkla ilişkiler ajansında çalışıyor.
Basın-yayın mezunu olan kadın ticaret yapıyor. İç mimar olan adam senelerin müzisyeni.
Tarih mezunu adam bir yayınevinde editörlükle iştigal ediyor.
Ben malumunuz hukuk tahsil edip, gazetecilik mikrobunu kapanlardanım.
Ortak özellik, herkesin okuduğu üniversiteyle alakasız meslekler yapması. Ama bu seçilmiş bir durum. Yani masadakilerin hepsi kendisini sistemin sunduğundan “kurtarmış” fertler, hepsi sevdiği meslekleri yapıyor. Bu kolay olmuyor elbette. Ne istediğini çok geç olmadan bulup, büyük çaba sarf etmeyi gerektiriyor. Abuk sabuk puan türleri, sınav sistemleri saçmalığı arasında sırf kapağı bir yere atmak için meslek olarak hiç düşünmediğin bir okulu okuduktan sonra bambaşka bir mesleği yapmayı başarmak kolay değil.
Misal dün üniversite için sınava giren bir milyon 860 bin gençten kaç tanesi hem sınavı kazanacak, hem de ikinci masadakilerin yaptığını başarabilecek?
Çok azı maalesef. Geri kalanı okulu bitirdikten sonra bir iş sahibi olsun ya da olmasın “mesleksiz” ve “mutsuz” olarak yaşayacaklar.
Tabii bir de sınavı kazanamayacaklar var. Onlara teselli mahiyetinde bir anımı naklederek kapatayım.
Bundan 27 sene önce, üniversite sınavına ilk kez girmiştim.
Sınavdan çıktığımda neticenin büyük bir fiyasko olacağı ortadaydı.
O zamanki en iyi dostum da benimle aynı vaziyetteydi. Yazlıktaki eşe dosta ve elbette ailemize karşı bütün bir yazı “kesin kazandık” şeklinde fütursuz yalanlarla idare ettikten sonra sonuçların açıklanması vakti gelip çattı.
Yapacak tek bir hareket kalmıştı ve biz de onu yapıp ortadan kaybolduk.
Bir çadır bulup birkaç saat uzaklıktaki başka bir sahil kasabasında bir yere kurduk.
Böylece hem açıkta kaldığımızı yakınlarımızın yüzüne söylemek yerine ankesörlü telefonda söylemenin konforunu yaşadık, hem de konu komşunun “ah yazııık” bakışlarından yırttık.
Kendimizi yeterince merak ettirdiğimize karar verip, yeterince süründükten sonra da kös kös döndük. İmajımızdan kaybettiklerimizi geçersek eğer, neticede bir sonraki sene ikimiz de üniversiteyi kazandık.
O bir sene kayıp değil, en azından ne okumak istemediğimizi anlamak adına büyük kazanç oldu bizim için.
Yani sınavı kötü gidenler sakin olsun.
Sınav gerçekten istenirse kazanılıyor, mühim olan kendini sevmediğin mesleği yapmaktan kurtarabilmek.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.05.2015
23.09.2014
13.06.2014
2.04.2014
16.02.2014
13.01.2014
6.01.2014
29.12.2013
19.12.2013
11.11.2013