Ergun AŞÇI
Gezi Parkı direnişi başından itibaren kentli ve çevreci bir duruşu ifade etti ve etmekte.
Bu kentli ve çevreci duruşun ülkemizin her yanında demokratik olmayan betonlaştırma projelerine karşı yerinden yönetim siyasetine öncülük edebilecek potansiyelinin ülkemize hâkim olabilmesi ihtimali bile heyecan vericiydi.
Gezi Parkı eylemi sivil itaatsizlik eyleminin hükümeti bile geri adım attırabilecek etkinlikte olması açısından da ayrı bir değer taşıyordu.
Sivil itaatsizlik yasaların ya da hükümet politikalarının değiştirilmesini isteyen şiddete dayanmayan vicdani bir eylem olduğu için halkın büyük ilgisine ram oldu.
Başbakanın dayatmacı, tek tip insan yaratma siyasetine karşı Gezi Parkı direnişi meşru bir sivil itaatsizlik eylemi olarak başladı. Meşru ancak yasa dışı.
Gezi Parkı bir sivil itaatsizlik eylemi olarak çıktı. Toplumu kendine inandıracak potansiyeli olmayan devrimci güçler ise kendiliğinden ortaya çıkmış olan bu sinerjiyi, kendi istekleri doğrultuna çevirmeye çalıştılar ve çalışmaları halen devam ediyor.
Kendisini temsil etmesi gerekirken temsil edemeyen siyasileri de yok sayarcasına başlayan bu sivil itaatsizlik eylemine ne zamanki devrimci güçler katılmaya başladılar eylem niteliğinden uzaklaştırılarak hükümeti devirme projesine dönüştürülmeye çalışıldı.
Ortodoks Marksist ya da Kemalist devrimciler eylemin bir sivil itaatsizlik eylemi olarak kalmasına asla razı gelmediler.
Direnişin bir darbe girişimine ya da en azından hükümeti düşürmeye yönelik bir yöne çevrilmeye çalışılmasına başbakanın tepkisi sert oldu.
Bu tepkiyi haklı çıkaracak malzemede eylem sırasında şiddete başvurarak yine devrimci güçler tarafından sağlandı. Bu başvurulan şiddetin polisin tahrikleri ile de başlamış olabilmesi ihtimalinin de bu noktadan sonra çok da önemi yok.
Muhafazakâr demokratlığı siyasi duruşundan değil, mecburiyetten olan başbakandan Olaf Palme anlayışı beklemenin de anlamsızlığını üzerinde nedendir pek durulmak istenmedi.
Başbakan her sağ siyasetçinin yaptığı gibi yasal ancak meşru olmayan devletin şiddet kullanma tekelini harekete geçirerek arkasındaki kitleyi sağlamlaştırdı ve pekiştirdi.
Bu pekiştirme işlemleri ve devrimci güçlerin mücadeleleri ile de son derece gergin kırılgan bir platforma dönüştü Türkiye’nin her yanı.
Ancak Türkiye halkı her darbe girişiminin ülkeye zarar verdiğinin farkındadır. İstemeye istemeye de olsa sarsak bir demokrasiden yana tercihi kullanır.
Gezi Parkı direnişi eylemi sivil itaatsizlik eylemi olarak kalmış olsaydı ülkemiz adına demokratik kazanımlarımız çok daha fazla olabilecekti.
Kendi egolarını ortaya koyarak halkı hiç önemseyen daha doğrusu halkı kendilerinden ibaret sayan devrimci güçler Türkiye’yi zoraki demokrat bir yaklaşıma sahip bir iktidara mahkûm etmeye katkıda bulunmayı başardılar.
Devrimci romantizme ara verilip bir nefes alındığında bu gerçekle yüz yüze gelinecektir.
Gezi Parkı projesi ile ilgili mahkeme kararırının bekleneceği ve referandum yapılacağı gündemde iken ülkemizin diğer yerlerindeki benzeri projelerin uygulaması bütün hızıyla devam ediyor.
En azından yaşadığım yerde Akçakoca’da bu durum devam ediyor.
Akçakoca’da kendini gerek Kemalist gerekse de Ortodoks Marksist sayan devrimciler kentli ve çevreci bir duyarlılığa sahip olmadıklarını ortaya koydular.
Akçakoca’daki devrimci güçlerin Kemalistliğinin nerde başlayıp nerede Marksizm’e döndüğünü kestirmek zor olduğu için Kemalist-Marksist devrimciler tanımı daha gerçekçi olarak duruyor, aslında bu belirsizlik her yerde mevcut.
Milliyetçi bir karakteri olan Kemalizm ile enternasyonalist bir karakteri olan Marksizm’in bu kadar harman olmuş olması devrimci güçlerin Türkiye’de halkı karşı inandırıcı olamamalarının en büyük sebebidir. Galiba, işin gerçeği Akçakoca’da ortodoks Marksist pek yok, Marksizm’e belli belirsiz ilgi duyan Kemalistler var.
Gezi Parkında ağaçlar sökülürken benzeri bir uygulama Akçakoca’da yapıldı.
Gezi Parkı Parkı projesine karşı yapılan sivil itaatsizlik eylemine var güçleri ile destek verip bundan hükümeti devirecek bir hareket çıkmasını uman Akçakocalı devrimci güçler sıra Akçakoca’ya gelince bütün devrimci niteliklerini kaybedip derin bir sukutun içerisine düşüyorlar.
Akçakoca’da ise yasal olmayan bir şekilde Sky Tower Otelin deniz kıyısına çirkin duvarlar yapmasına bu duvarların önüne iskele yapmasına ,”her yer Taksim her yer direniş” diyen yerel devrimci güçlerimizin hiçbir itirazını bugüne kadar göremedik.
Hatta başbakanın yakınları Sky Tower Oteli satın alsalar otelin her probleminin Akçakocalı devrimci güçler tarafından çözüleceğine garanti gözü ile bakabiliriz. Devrimci güçlerimizin bugünkü sukutu bunun teminatıdır.
Akçakocalı devrimci güçlerimiz mum dibine ışık vermez misali Akçakoca ile ilgilenemiyorlar.
Türkiye’nin meseleleri peşinde koştukları için bu meseleler onlara ufak geliyor, ya da ufak çıkar hesapları içerisinde oldukları için seslerini çıkarmak işlerine gelmiyor.
Kadir Topbaş’ın bile bundan sonra durak yaparken bile halka soracağımız dediği bir ortam da Akçakoca belediyesi Sky Tower Otelinin yasa dışı inşaatları ile ilgili olarak hiçbir açıklama yapmaz iken birde Sky Tower Oteli tarafından hediye edilen lüks makam aracı belediyemiz tarafından teslim alındı.
Arkadaşım Şükrü Turhan’ın bahsettiği sosyal demokrat(!) belediyecilik anlayışı bu olsa gerek. Güçlünün yanında olmak güçlü olana ses çıkarmamak üzerine kurulu bir sosyal demokratlık.(!) Yoksa bu belediyecilik anlayışı devrimci belediyecilik olarak mı tanımlanmalı.(!)
Akçakoca’da yasal olmayan bir betonlaştırma projesine bile karşı çıkamayanların sivil itaatsizlik eylemini bile aşıp devrimci bir potansiyel taşıyabileceklerine inanmak da çok zor.
Gezi Parkı direnişi ruhunu hükümet devirme projesine dönüştürülmesine ülkemizin belediye başkanları(parti ayrımı olmadan) sonsuz minnettar oldular.
Öyle ya şeffaflık, hesap sorulabilirlik, halka danışma, dayatmacılığa karşı durmak gibi yerinden yönetimin en önemli değerleri devreye girmeye başlamış olacaktı.
Fiili bir başkanlık sisteminin geçerli olduğu belediyelerimizde, belediye başkanları bu direnişten doğan sinerjiden rahatsız olacakları son derece tabiydi. Bu sinerji devrimci güçler sayesinde şimdilik sönümlendi ve ertelendi ancak tekrar açığa çıkması yakındır.
Kısacası,bir sivil itaatsizlik eylemi Gezi Parkı direnişini bir darbeye yahut hükümeti düşürmek için bir fırsata çevirmeye çalışanların demokratikleşmeye çok büyük zarar verdikleri zaman geçtikçe çok daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Gezi Parkı direnişinin kentli, çevreci ve özgürlüklere sahip çıkan duruşunun yerel yönetim anlayışına öncelik etmesini sağlayabilmek, ülkemizin demokratikleşmesine çok büyük katkı sağlayacaktır.
Başbakanın tek tip insan yaratma projeleri özgürlüğüne sahip çıkan kentli ve çevreci gençlerin duruşu sayesinde akamete uğrayacaktır.
Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış misali, her şeyi hükümeti düşürmek üzere endeksli siyaset yapanların hükümetin ve başbakanın ekmeğine yağ sürdüklerini tartışmak bile gereksizdir.
Türkiye tarihinin en önemli sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştiren gençler militarizm ile aşinalıklarının olmadıklarını belirtmek için mizah dolu şu sloganı da üretmişlerdi.”Mustafa Keser’in askerleriyiz” .
Akçakoca’da Mustafa Keser’in askerleri (!) olan gençler harekete geçmiş olsaydı onların yanında kıvançla bulunmak ne kadar da heyecan verici olurdu.
Maalesef ki, Gezi Parkı direnişinin gerçek ruhu benim taşrama yani Akçakoca’ya henüz ulaşamadı. Etkisi an itibarıyla sıfıra yakındır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2022
13.04.2021
28.01.2021
24.01.2020
30.10.2019
10.10.2019
26.09.2019
23.08.2019
4.02.2019
28.09.2018