Ergun BABAHAN
İmparatorluk artığı olarak geç uluslaşmanın bedelini totaliter bir rejim altında yaşayarak ödeyen Türkiye’nin demokratikleşme hamlesi Batı’da demokrasinin sorgulanmakta olduğu bir döneme denk geldi. Gelir dağılımının giderek bozulduğu Batı toplumlarında demokrasi ile kapitalizmin birlikte var olma sorunu entelektüel çevrelerin önemli bir tartışma maddesi.
New Left Review Dergisi’nin son sayısında Wolfgang Streeck, ‘‘Kapitalizm nasıl sona erecek?’’ başlıklı makalesinde bu soruyu yeniden gündeme getirmiş. Kapitalizm ile demokrasinin uzlaşması, mülk sahiplerinin oy çoğunluğuyla iktidarı ele geçirecek yoksulların zenginlerin mallarına el koymaması, buna karşılık varsılların da varlıklarını korumak için totaliter yönetim biçimlerine başvurmayacakları yolunda zımni bir anlaşma yapmalarıyla mümkün oldu.
Soğuk Savaş sırasındaki komünizm, kapitalist toplumlar için bir check and balance görevi görerek aşırılıkları önemli ölçüde törpüledi. Amerika’da siyah-beyaz eşitsizliğinin sona ermesinden, emeğin örgütlenmesine ve sosyal devlet ilkesinin yüceltilmesine uzanan yelpazede sosyalist bloğun varlığı etkili oldu. Emekçi sınıflar bu dönemde serbest piyasa ekonomisini, özel mülkiyet rejimin kabul etti. Bu dönemde demokratik özgürlüğün piyasa ve kar elde etme özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu kabul edildi.
Ancak arka arkaya gelen ekonomik krizler kapitalizm ile demokrasinin birlikte var olma sorunsalını yeniden gündeme getirdi. Bugüne kadar düzenli büyüme, sağlam para ve az da olsa sosyal eşitlik, kapitalizmin kimi faydalarını kapital sahibi olmayan kesimlere ulaştırmayı da başarıyordu. Bu sayede sistem ihtiyacı olan meşruiyeti de sağlıyordu
Bugün gelinen noktada sokaktaki insan için siyaset, yaşamlarında bir etki yapmayan, yetersiz ve çürümüş bir kurum haline gelmiş durumda.
Savaş sonrası demokrasinin meşruiyeti, devletin piyasalara müdahale ederek onları yurttaşların çıkarına uygun olarak düzenleme kabiliyetinden kaynaklanıyordu. Oysa 2008’de ortaya çıkan büyük ekonomik kriz, devletin piyasalara müdahale konusunda ne kadar yetersiz hale geldiğini ortaya koydu. Devletin aradan çekilmesiyle, yurttaşlar piyasa aktörleri karşısında yalnız kaldı ve ağır bedeller ödemeye başladı. Bu, yurttaşların hayatını doğrudan etkileyen kararların herhangi bir siyasi sorumluluğu olmayan Amerikan Merkez Bankası veya Avrupa Komisyonu gibi kurumlar tarafından alındığı bir dönem oldu. Başta Amerika olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerde sendikaların güç kaybetmesi ise ücret belirleme, bütçe yapma yetkilerinin seçmenlerin etki alanı dışında kalan ulus üstü kimi kurumlara geçmesine denk geldi.
Peki, kapitalizm ölüyor mu? Bugüne kadar defalarca gündeme gelmiş ama bir türlü gerçekleşmemiş bir iddia bu. Ancak, Wolfgang Streeck’e göre, asıl sorun kapitalizmin ölüp ölmemesi değil, önünde onu denetleyecek, terbiye edecek hiçbir kurum veya gücün kalmamış olması. Bu koşullarda sistemin arızları her geçen gün artıyor ve birikiyor. Bu durum, artık sistem işlemez hale gelinceye kadar sürecek diyor Streeck.
Burada Karl Polanyi’nin ‘‘hayali emtialar’’ dediği, toprak, emek ve para kavramına dönüyor. Hayali emtia, arz ve talep kurallarının kısmen ve kabaca uygulanabildiği kaynak anlamında kullanılıyor. Bu yüzden, emtia olarak muamele görmelerinin çok dikkatli koşullar altında gerçekleşmesi gerekiyor çünkü tamamen emtialaşmaları onları yok edebilir veya kullanılmaz hale getirebilir diyor Polanyi. Bugün ileri kapitalist toplumlar bu 3 hayali emtia konusunda böyle bir kritik noktaya gelmiş durumda. Çevre de, emek de, aşırı basılan para da yok olma veya kullanılamaz hale gelme tehlikesiyle karşı karşıya.
Burada, AKP ve Türkiye’yi devreye sokabiliriz. Hızla kalkınma iddiasındaki AKP, iletişim ve finans sektöründeki hızlı gelişmeler, Avrupa Pazarı’na dahil olma sayesinde kapitalist toplumların geçirdiği aşamaları bir şekilde atladı ve ‘‘hayali emtialar’’ denilen kaynakları tüketme noktasına geldi.
Soma’da ölen 301 maden işçisine gösterilen duyarsızlık, her gün meydana gelen iş kazalarındaki can kayıpları, devletin sokaktaki yurttaşına gösterdiği ölümcül şiddet bunun örnekleri. Çevre konusu ise saymakla bitmez. Karadeniz’de derelerin, Ege’de zeytinliklerin, İstanbul’da ormanların yok edildiği, daha fazla kar ve zenginlik için doğanının ırzına geçildiği bir dönemde yaşıyoruz.
ABD ve Avrupa Merkez Bankaları’nın bol para politikaları ise buralara yolsuzluk, hırsızlık ve kamu kaynaklarını kullanarak haksız kazanç sağlama şeklinde yansıyor.
Demokratik kapitalizmi yaşayamadan, demokrasinin krizi aşamasına hızlı bir geçiş yapmış bulunuyoruz. Böyle bir tabloda demokratik bir toplumu sadece yeni anayasa ve yasalar sağlar mı emin değilim. Çünkü Batı’nın iyi yanlarını görmezden gelip hastalıklarını almış bir toplum, krizleri daha sancılı ve ağır bedelle yaşayacaktır gibi görünüyor.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Uluslar neden çöker, Türkiye neden çöküyor?
24.03.2022 - Madalyonun öteki yüzü: Putin kaybedince, Erdoğan da kaybedecek
7.03.2022 - Kürt sorunu çözülmeden liberal demokrasi kurulamaz!
1.03.2022 - Bir gazeteci cinayeti (daha)
21.02.2022 - Erdoğan TV programlarında neden prompter’a mahkum oldu
28.01.2022 - NATO için iktidardan vazgeçen İnönü'den, iktidarı için NATO’dan vazgeçebilecek Erdoğan'a
11.01.2022 - Parti binası silahla basılan HDP ama terörist de HDP, öyle mi?
6.01.2022 - Türkiye karanlık ve zorlu bir yıla girdi: Tercihler yılı
3.01.2022 - Cehalet ve kötü niyet Türkiye’yi büyük felakete sürüklüyor
25.11.2021 - Kılıçdaroğlu helalleşme ile ‘endişeli muhafazakarları’ kazanmaya çabalıyor
18.11.2021
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























müfit günal
Taraf ve sizler hatayı Ahmet Altan ve arkadaşlarını gazeteden sirkeliyerek yaptınız, bundan sonra hata yapsanız da zarar etmez.
ASLAN YILMAZ
Bu eski bir okuyucunuz olarak-bence sadece zehaviri kurtarmak icin- bir günah cikartmadir.Tekrar -eskiden benim hergün zevk ve heyecanla okudugum- gercek ve objektif gazetecilik yapamadiginiz,militan gazeteciligi tercih ettiginiz sürece, öz elestriler vermeniz,kacinilmazdir. Yazinizdaki aynaya bakmak yerine,kendinizi baskalariyla kiyaslamaniz bile,bunu gösteriyor.Saygilarimla A.Yilmaz
ayla sumer tsekka
Gercekten uzuntu verici bir yazi. Saygi ve heyecanla roportajlarini okudugum Duzelin. bir zamanlar A.Altanin olaganustu uslubuyla hircinliklarini elestirdigi bir kisim kalem erbabiyla ayni duzeye gelmesi... "Hata"yi digerlerine saldiriyla ortmek yerine bu haber NASIL ve NE AMACLA Tarafta haberlestirildi meselesini arastirsalar. Mesela "...hemen yanmdaydi, sonra gazdan goremedim, duman dagildiktan sonra gordugumde yerde yatiyordu" diyen kisinin-kisilerin KIM ve KIMLER OLDUGUNU, muhabirin dogru durust arastirmadan haberi gazeteye NIYE-NE AMACLA SERVIS ETTIGINI, yazi islerinin cok uzunca zamandir sikayet edilen "haberlerin gazetede NIYE ve KIMLER TARAFINDAN o baslik ve yorumlarla servis atildigini arastirsalar ve sonra A. Gormus tarzinda "ne oldu, nerede hata yaptik, nasil olmaliydi" bir aciklama yapsaydi N. Duzel keske. Boylece hem "hata" tekrari onlenir hem de herkes-hepimiz bir seyler ogrenmis olurduk: hem gazetecilik hem de gazetecilik-insan etigi acisindan... 26 calisaniyla birlikte patron mudahelesine hayir deyip Taraf okurlugundan istifa eden Ayla