Erol KATIRCIOĞLU
Darbe girişiminin sabahında şöyle bir tweet attım: “Umalım ki bu darbe saçmalığı kimlik ve gerilim politikalarından vazgeçip toplumun özgürlükçü bir demokraside kenetlenmesine hizmet eder.” O günden bu yana böyle bir umuda ait az da olsa bazı işaretler ortaya çıkmadı değil. Özellikle Başbakan Binali Yıldırım’ın muhalefet partilerine teşekkür etmesi ve pazar günkü CHP mitingine AKP’liler dahil bazı başka siyasi grupların da katılması bu umudu pekiştirdi. Nitekim benim gibi kimlikçi ve gerilimci politikalardan bezmiş hemen herkes sosyal medyada benzer bir umudu ifade etti ve ediyor.
Peki ama önümüzdeki dönem gerçekten de böyle bir umudun yeşereceği bir dönem olabilir mi? Bir başka ifadeyle siyaset alanına bir virüs gibi bulaşmış “kimlikçi ve çatışmacı politikalardan” vazgeçmek, Türkiye siyasi eliti için mümkün olabilir mi?
Doğrusu ben böyle bir umudu taşıyorum taşımasına ama bu umudun biraz fazla iyimser bir umut olduğunun da farkındayım. Nitekim dün Cumhurbaşkanı’nın Meclis’deki muhalif siyasi partilerle görüşmeye HDP’yi davet etmemesi, benim için, “fazla da umutlu olmayın” anlamına geliyor. Oysa, akıl ve sağduyu, ülkede sorun yaşayan bir toplumsal kesimi temsil eden ve darbe girişimine tereddütsüz ve hemen tepki göstermiş bir HDP’yi özellikle bu toplantıya çağırmayı gerektirirdi. Ama maalesef Cumhurbaşkanı Erdoğan böyle davranmıyor. Altı milyon insanın oy vererek Meclis’e gönderdiği bir partiyi sorunların çözümüne ortak etmiyor.
Demokrasi “uzlaşma” rejimidir ve siyasi partiler toplumsal uzlaşmalar üretmek için vardırlar. Ama bu, her konuda aynı ya da benzer düşünmeleri ya da büyük bir toplumsal uzlaşma üretmeleri gerekir anlamına gelmez. Bir başka deyişle, “Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak!” sloganı nasıl “futbolu” ortadan kaldırmak anlamına gelirse, demokrasilerde de “Bir gün herkes bizim partide uzlaşacak” beklentisi “demokrasiyi” ortadan kaldırmak anlamına gelecektir. Bu nedenle de siyasi partiler arasında farklılıklar doğaldır ve fakat bu farklılıklar partilerin birbirlerini “düşman” olarak görmelerine değil, yalnızca birbirlerine “rakip” olarak görmelerine yol açmalıdır.
Ama ne yazık ki bu ülkenin siyasi alanında, Cumhuriyetin başından beri- yaşanan onca badireden sonra bile- devam eden bir yarılma var. Bu yarılma rejimin niteliğinin ne olması gerektiği üzerine bir yarılma gibi görünse de özünde farklı yaşam tarzlarının, farklı kültürel kimliklerin arasındaki bir yarılma. 1950’lerden başlayarak görünür hale gelmiş bu yarılma geçmişte çeşitli dönemeçlerde koalisyonlara yol açmış olsa bile genellikle bir tarafta DP, DYP, ANAP, REFAH gibi İslami bir yaşam tarzının taleplerini taşıyan, diğer tarafta ise CHP ve SHP gibi laik ve Batıcı bir yaşam tarzının taleplerini taşıyan partilerin yer aldığı bir yarılmadır. Bu yarılma bugün de AKP-CHP olarak devam etmekte. Yani demem o ki bu yarılmanın kökleri daha derinlerde.
Fakat öyle olmasına rağmen yine de yapılacak işler var. Bu işlerin başında da dil ve davranış değişikliği geliyor bence. Örneğin Başbakan’ın Meclis’e girişinde muhalefet partilerinin ellerini sıkması onlara teşekkür etmesi böyle bir değişikliğin örneği olabilir. Nitekim, toplumun bütününe yönelmiş bir tehdit karşısında birlikte tavır alıp da bir meydanda toplanmak da bir başka örnek olabilir. Kısacası demokrasi belki de her şeyden önce “karşındakini kendin gibi görmekle” çalışan bir mekanizma.
Ama dedim ya bu dönemin nasıl bir seyir izleyeceğini söylemek için biraz erken. Darbe girişimi her ne kadar toplumsal yarılmanın siyasetteki izdüşümü olan siyasi partiler arasında düşmanca tutum yerine bir yumuşamayı ima ediyor gibi görünse de HDP’nin Cumhurbaşkanı’nca toplantıya davet edilmemesi doğru olmadığı gibi şık da olmamıştır.
Umalım ki Türkiye siyasi eliti bu durumun yanlışlığını kavrar ve Meclis’te bulunan siyasi partilerin birbirlerinin “düşmanı” değil, aynı ülkenin huzur ve refahı için farklı düşüncelere sahip kadroları olduklarının farkına varırlar.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları






























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.01.2026
20.01.2026
11.01.2026
6.01.2026
4.01.2026
30.12.2025
23.12.2025
18.12.2025
13.12.2025
9.12.2025