Gürbüz ÖZALTINLI
Baştan şunu söyleyip gerilimi düşürsem iyi olacak: Aslında ezici çoğunluğumuz için göğsünü gere gere “demokrat benim” diye bağırmak biraz hadsizlik olur. Bu toplumun çoğunluğunu içine alacak genişlikte tarihi bir demokrat patika/ damar/ gelenek yok ve olmadığını hepimiz biliyoruz.
Fakat insanı bazı iddiaların üzerine gitmeye tahrik eden tartışmalardan geçiyoruz ve kimi nispiliklere göz atmak hiç fena olmaz. Yani; kim kime göre nerede duruyor gibi soruları kurcalamaktan söz ediyorum.
Türkiye’de, kendilerine “ilerici-demokrat” kimlik vehmeden müzmin muhalif laiklerde, yaygın bir inanış var: Onlar ne kadar demokratik değerlerle yüklü, ayrımcılığa karşı duyarlı, hak ve adalet kavrayışları gelişkin ise; muhafazakâr toplumsal çoğunluk da o kadar bu değerlerden nasibini almamış, demokratik zihniyetle tanışmamış, ötekinin varlığı ve hakları üzerine duyarsız yapıdadır.
Bu düşünüşün ancak “makarnacı”, “bidon kafalı” gibi hakaretlerle tatmin olabilen en vülger sözcülerini hepimiz tanıyoruz. Fakat sorunun asla bu lümpen mahalleyle sınırlı olmadığını; Türkiye’de -sıradanıyla/aydınıyla- pozitivist modernleşmeci çizginin etki alanına giren çok geniş bir kesimin derin inancının böyle şekillendiğini görmek gerekir.
Nitekim her seçimden sonra, bazısı inceltilmiş, fakat çoğu oldukça açık sözlü yazılar gelir bu kesimden; “halkımızın realitesi bu” diye yakınırlar… 17/25 Aralık’tan üç ay sonra yapılan seçimlerde “halkımız yolsuzluklara rağmen AKP/Erdoğan’ı desteklemiştir”… Haziran 2015 seçimlerinden sonra kaos ve istikrarsızlık korkusu baş gösterince yine “halkımız, dürüst yönetim ve demokrasi ideallerini satmış AKP’ye teveccüh göstermiştir”…
Bu “halk analizlerinin” temelinde, muhaliflerin halka demokrasi ve adil yönetim vadettiği; fakat halkın bunu önemsemeyip kendi dar dünyaları içinde tanımladıkları sıradan çıkarları için hiç de adil ve demokrat olmayan bir siyaseti onayladığı var sayımı yatıyor. Yani; aslında muhaliflerin halkın gözünde hiç de adil ve demokrat bulunmadığı ihtimali üzerinde nedense durulmuyor. Dışarıdan nasıl görünüldüğü; bir öz bakış eksikliği olup olmadığı sorusu akla gelmiyor.
Oysa muhalefet iki majör sınavdan geçti.
Birincisi; 17/25 Aralıktır. Birbiriyle ilgili olmayan birkaç dosya üzerinden beklenmedik biçimde bir operasyon başlatıldı. Bakan çocukları peş peşe gözaltına alındı ve hemen ardından Türkiye’nin en güçlü siyasi figürü olduğu var sayılan Başbakan’ın, ailesine -ve tabi kendisine- dayandı süreç. Bu ülkenin hayat bilgisi en cılız kalmış, en sağır, en kör, en doğru düşünemeyen, en-en-en “bidon kafalı” insanı bile, bu işte bir iş olduğunu; bu memleketin polisinin/savcısının/hâkiminin hukuk adına, temiz eller uğruna, vatan-millet- Sakarya aşkına böyle bir işe kalkışamayacağını bilir. Hırsızlıktan önce, bu olağanüstü durum merakını tahrik eder. Bu cesaretin arkasındaki iradeyi anlamaya çalışır. “Neden” den önce “Kim” bu seçtiğim yöneticileri yıkmaya çalışıyor sorusu sorar.
Peki, eğer bu söylediklerim doğruysa; halk yolsuzluklardan önce operasyonun arkasındaki iradeyi merak ediyorsa; Erdoğan, kürsü kürsü dolaşıp bu soruya cevap verirken onu can kulağıyla dinliyorsa… Bu halkın “demokratik ve dürüst yönetim” istemediği, duyarsız olduğu anlamına mı gelir? Yoksa tam tersi mi geçerli?
Evet; muhalifler demokratik değerler adına, hukuk ve adalet için mücadele ettiklerini söylerlerken, darbecileri ve darbeyi gizlemeyi göze alarak halkı küçümsediler. Halka, devleti kimin yönetmek istediği sorusuyla değil, sadece yolsuzlukla ilgilenmesini önerdiler. Halk da, muhaliflerin hırsızlığı değil aslında kendi seçtiklerini uzaklaştırmayı önemsediğini bütün ruhuyla kavradı. Bürokrasiyi ele geçirmiş bir örgütün hükümete/ inandığı, sevdiği bir lidere savaş açtığına inandı. Bu durumu yolsuzluktan daha fazla önemsedi. Özetle: muhaliflerin dürüst olmadığına, gerçeği olduğu gibi anlatmadığına, seçilmişliğe saygı göstermediğine karar verdi.
Sonuçta, bu majör sınavda halk muhaliflerden daha demokrat ve adil davrandı. Mart seçimleri, halkın demokrat ve dürüst olmayan muhalefete verdiği okkalı bir cevaptı.
Şimdilerde ikinci majör sınav yaşanıyor. Halkın değerlerini, duyarlılıklarını küçümseyenler bu kez de Kürt şehirlerindeki savaştan tek başına iktidarı sorumlu tutan; hükümeti hukuku çiğnemekle, şiddet ve zulüm üretmekle suçlayan bir dil içinden sesleniyorlar. Batı’nın sessizliğini sadece Türk milliyetçiliği ya da “bana dokunmayan yaşasın” cılıkla açıklıyorlar. Yine en demokrat kendileri; yine adiller, yine hakkaniyetin sözcülüğü onlara ait. Halkın payına yine dar çıkarcılık ve haklara duyarsızlık kaldı.
Farkında değiller ama bu sınavda da çuvallıyorlar. Bu halkın çoğunluğu hiç de uzun sayılmayacak bir sürede Kürtlerin hakları olduğuna; varlıklarını reddetmenin ahlaki olmadığına; daha düne kadar“bebek katili” gibi sıfatlarla anılan Kürt liderinin barış için muhatap alınabileceğine ikna oldu. Bugün kabul etmediği şey haklar değil savaştır. Ve bu savaşı PKK’nın çıkarttığını düşünüyor. PKK’ya dönüp hiç söz etmeyen ya da onu değişmez mazlum sandalyesine oturtan muhalif dili haklı bulmuyor. Silahla, bombayla, hendekle öz yönetim ilanının hukuki olup olmadığı üzerine tek cümle kurmayanların, hükümetin sokağa çıkma yasağıyla Anayasa suçu işlediğini söylemelerini ciddiye almıyor.
Başlıktaki soruya yeniden dönebiliriz. Demokratlık pek öyle eğitimle garantiye alınabilir bir şey olmadığı gibi, demokrasi de elitlerin tercihi üzerinden tanımlanan, onların beğenisiyle hüküm verilecek bir rejim değil.
Kısacası, demokrasi basbayağı avamın var olduğu, anlam taşıdığı bir ilişkiler dünyasının adı. Sıradan olanın tercihine imkân tanımakla; onu önemsemekle başlıyor demokrasi.
Küçümsemekle değil…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları


































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023