İlhami IŞIK
Her yönüyle tuhaf, anlaşılması güç ve hayatlarımızı çok derinden etkileyen bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçten etkilenen sadece toplumsal hayatımız değildir, belki de toplumsal hayatımızdan daha çok etkilenen bir olgu var, o da tek tek bireysel psikolojimizdir. Kısa bir süre sonra bu vahşi felaketin sonuçlarını hem toplumsal hayatımızda hem de bireysel psikolojimizde müşahade etme fırsatı bulacağız. Hep birlikte buharlaşmayacağımıza göre eninde sonunda kendini dışa vurmak gibi bir huyu olan gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaklardır.
15 Temmuz gecesi beni en çok tedirgin eden bir mesele de İmralı'da nelerin olabileceği endişesiydi. En az darbe kalkışması kadar siyasal birliğimizi ve toplumsal huzurumuzu tehdit eden bir sorunun en sembol liderini neler bekliyordu? Kürt sorununun seyrini değiştirebilecek, meselenin çözümünde inisiyatifi ele geçirebilecek değerde olan bu mevzinin darbecilerin eline geçme olasılığı hiç kuşkusuz dehşet vericiydi.
İmralı mevzisini "kayıplar" ya da "kazançlar" listesine yazmak hem toplum olarak kaderimizi hem de darbecilerin gerçek amaçlarını belirleyecek kapasitede bir durumdur. Hiç kuşkusuz, darbeciler açısından İmralı'nın ele geçirilmesi resmen bir iç savaşın kapılarını daha kolay aralamak demektir. İlk saatlerden itibaren, darbe ve darbecilerin organize olma hallerine ve stratejik davranışlarına baktığımda gördüğüm iki önemli ve niteleyici yan vardı: Birincisi çok belli ki darbeciler Türkiye darbeler tarihinden ziyadesiyle yararlanmışlardı; organizasyon şeması, bu durumun en büyük kanıtıydı. İkincisi, birden fazla mevziye basınç uygulama kapasiteleri, hızlı ve disiplinli manevra kabiliyetleri, bu konudaki hız ve örgütlülük ister istemez beni deneyimli "yabancı" destekçiler ve "rehberler" olgusuna götürüyordu.
Kafamdaki bu soruların yanıtlarını bulmak amacıyla geçen hafta sonu Ankara'da devletin güvenilir kaynaklarının kapısını çaldım. O gün Ankara'da üst düzey bir yetkili ile yaptığım görüşmede, bu yetkilinin ABD'nin özellikle de Pentagon ve CIA'in bu vahşetle ilgili anlattıkları çok çarpıcıydı. ''Özellikle içinde sekiz askerin bulunduğu helikopterin aslında eski CIA istasyon şeflerinden ve F. Gülen'in ABD'de ikamet etmesinde referans olan GRAHAM FULLER'i Yunanistan'a kaçırma operasyonu için kullanıldığı ve o sekiz askerin esasında bir kamuflaj görevi görmekten başka anlam taşımadığını'' ifade etmesi, benim yanıt aradığım sorunun en net cevabıydı. Aslında böylesine kanlı bir darbenin ABD'nin onayı, isteği ya da teşviki olmadan yapılamayacağı düşüncesi beynimde filizlendiğinde darbenin ilk anlarında ordunun büyük çoğunluğunun bu darbeye sessiz kalmasından da anlamıştım.
Görüşmeyi sabırsızlıkla “İmralı'da o gece neler oldu?” sorusuna getirdiğimde üst düzey yetkili aynen şunları söyledi. ''O gece TSK'nın en gelişmiş savaş helikopteri olan Cougar’la İmralı Adası'na yönelik bir operasyonun bilgisine ulaştık. Bildiğiniz gibi Cougar’lar birer ölüm saçan savaş makinelerinden farksız değil. Her iki yanına konumlandırılmış silahlar dakikada 4 bin mermi atma kapasitesine sahip. İşte bu ölüm makinasıyla önce Ada taranıp çatışma olduğu görüntüsü sağlanacaktı, sonra da sabaha doğru saat 04:00'te Abdullah Öcalan infaz edilecekti. Plan buydu ve bu plan için, bu eylemi tasarlayanlar, çok ciddi eğitim görmüş 30 özel askeri savaşçı personel görevlendirmişlerdi. Bu katillerin, yine bu katil beyinleri ile planladığı İmralı eylem planı buydu.''
Bu bilgilerin ışığı altında şimdi rahatlıkla söyleyebilirim ki, bu darbenin amacı yönetime el koymak değildir. Bu darbe kalkışmasının amacı, Suriye'ye sıkışan Ortadoğu savaşına yeni bir alan açıp, buna Türkiye’yi dahil etmektir. Darbe girişim planı zamanından önce deşifre edilmiş olmasına rağmen, darbecilerin darbe planını öne çekerek, darbe yapmaktan vazgeçmek yerine darbe yapmayı bu kadar kuvvetle ve ısrarla arzulamaları, niyetlerinin devlete el koyup, ertesi gün devleti rutin bir biçimde idare etmek olmadığını açıkça gösteriyor. Bütün dertleri, Türkiye’de de Suriye gibi bir iç savaşı sahnelemek. Çünkü akıl babalarının oluk oluk para kazanacağı yer iç savaştır.
Şimdi 1999 yılına gidelim ve o yıl gerçekleşen iki rehine transferini bugünün olayları ışığında yeniden ve soğukkanlı bir biçimde değerlendirelim. Anlaşılan o ki, 1999 yılında, ABD rehinenin birini (A. Öcalan) bize teslim ederken, ötekini de (F. Gülen) bugünlerde kullanmak üzere yanına aldırmayı ihmal etmiyordu.
Cumartesi günü 1999 yılına özel bir parantez açıp Abdullah Öcalan'ın teslim edilme nedenleri ile Fethullah Gülen’in aynı yıl Amerika'ya kaçışı arasında var olan nedensellik ilişkisine odaklanacağım.
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
28.09.2025
14.09.2025
9.09.2025
1.09.2025
23.08.2025
10.08.2025
23.07.2025
14.07.2025
1.07.2025