İlhami IŞIK
Annemin yüzüne baktım.
Gözleri ile isyan ediyordu.
Başını hiç öne eğmeden "Yürü oğlum” dedi. “Biz utanılacak bir şey yapmadık. Onlar utansınlar ve sakın üzüldüğünü belli etme" dedi bana ve yavaşça beni ileriye doğru itekleyerek yürümeye başladı. Cesaret bulaşıcıdır derler, o andan itibaren annemin cesaretine teslim oldum ve en az onun kadar kendinden emin ve kararlı adımlarla yürümeye başladım.
İkimiz de kelepçeliydik, hem de benim sağ kolumu annemin sol koluna kelepçelemişlerdi. Artık kelepçeler bir küçük düşme, ezilme ve aşağılanma duygusuna neden olmuyordu; tam tersine, sanki göğsüme asılmış bir onur madalyasıymış gibi, gururla yürüyordum.
Mardin/Savur’da jandarma karakolu ile adliye arasındaki mesafe yaklaşık bir buçuk kilometre idi. O mesafeyi nasıl gururla yürüdüğümü dün gibi hatırlıyorum. Annemi ve onun destansı cesaretini ruhumda hissetmek beni bambaşka biri yapmıştı.
Jandarma komutanı “Adliyeye kadar yürütün bunları” demişti. Kimin umurunda? Sanki güneş bizim için doğmuştu ve biz ilk kez bu muhteşem ışıltının altında yürüyorduk.
Etrafımızı bir grup jandarma sarmıştı. Yaklaşık 10 jandarma arasında yürüyorduk. Annemle kelepçelenmiş bir şekilde.
Babam üç beş metre ilerimizde köylülerin önünde yürüyordu. Zavallı babam; bir zamanlar bana şöyle demişti: ‘’Ben sadece iki şeyden korkarım, Biri, yukarıda Allah. İkincisi, aşağıda hükümet’’. Galiba babam o gün hükümet korkusunu biraz yenmişti.
Babamın bakışları da çok cesaret vericiydi, her iki adımda bir dönüp anneme bakıyordu ama yüzündeki ifadeler sürekli değişiyordu.
Kimi zaman kızgınlıkla…
Kimi zaman saygıyla…
Kimi zaman yılların emeği ile ilmik ilmik örülmüş sevgi ile anneme ve bana bakıyordu. Annem de ara sıra ona göz ucuyla gülümseyerek selam veriyordu.
Savur o zamanlar nüfus olarak küçük bir yerdi. O gün neredeyse herkes, Savur'un taşlı yollarında ve dik yokuşlarında yolun iki yanına dizilmiş gibi, bizi izlemek için kendilerine uygun bir yer arıyorlardı.
Evinin balkonundan bizi seyredenler de az değildi, ya da dükkanının önüne çıkan kalabalıklara baka baka. Onların arasından geçerek yürüyorduk.
Beyaz tülbentli bir kadın ve genç bir çocuk, birbirine kelepçelenmiş bir şekilde savur sokaklarında jandarma eşliğinde yürütülüyordu. Bu hem çok tanıdık bir görüntüydü hem de içinde ciddi korkular barındıran tuhaf bir seyirlik tabloydu.
Aslında her zaman karşılaştıkları bir manzaraydı bu; ama içlerine sindirdikleri bir manzara değildi asla.
Birbbirlerine Kürtçe ve Arapça soruyorlardı:
Kim bunlar?
Suçları ne?
Ve niye katiller gibi teşhir edile edile yürütülüyorlardı?
Bir anlam veremiyorlardı.
“Bir talebe yakalamışlar galiba” diye konuşuyorlardı birbirleriyle, fısıltıları kulaklarıma ulaşıyordu.
1980’lerde şimdiki gibi "terörist, bölücü" gibi tanımlar yoktu.
Siyasi suçlulara "Talebeler" diyorlardı.
Ve Talebeler saygı görüyordu.
Hırsız ve katil değillerdi.
Utanılacak işler yapmazlardı.
Ve kudretli devlete kafa tutma cesaretinin sembolleriydi onlar.
Böyle bir dönemdi 1980’ler.
Darbe dönemi.
Sıkıyönetim dönemi.
Askeri yönetimin, bir sağdan bir soldan deyip idam ettiği dönem işte.
1983 Ağustosunda Mardin’deki köyümüzü asker bastı ve beni gözaltına aldılar .
Annem askerlere direndiği için onu da benimle beraber gözaltına alıp Savur ilçesine getirdiler.
Ve ibretlik olsun diye bizi birbirimize kelepçeleyip sokaklarda dolaştırdılar.
Çok zalim bir dönemdi.
Ve böylesine zalim bir dönemde annem ile beraber mahkemeye çıkarıldık.
Ben mahkemede derdimi anlattıktan sonra, sıra anneme geldi.
Mahkeme hakimi mübaşire dönerek ‘’Bir tercüman çağır’’ dedi
Annem "Ben Türkçe konuşacağım hakim bey" dedi.
Annem, Türkçenin ağzını yüzünü dağıtan kırık dökük Türkçesiyle bunu söyler söylemez, mahkeme hakiminin yüz ifadesi öylesine değişti ki tarif etmem mümkün değil.
Karşısında beyaz tülbentli bir Kürt kadını. Ve ona ‘Türkçe konuşacağım, tercümana gerek yok’ diyor! Bu sahneye tanık olmanızı çok isterdim; çünkü bugün bile bu sahneyi kemaliyle anlatacak kelimelere hala sahip olmadığımı biliyorum. Efendi/Uşak ilişkisinin adeta bir deprem ile eşitlenme haliydi. Uşağın ortaya saygı duyulacak bir irade koyarak efendisiyle eşitlenmiş olmasının dehşet duygusuydu.
Annem, sanki hakimin bütün iradesini elinden almış gibiydi. Hükmetmek isterken, hükmedilen olmak, o kısa anlarda bile, çok şaşırtıcı bir etki yaratmıştı.
Nasıl olur da bu kadın benim dilimle bana hükmeder! Hakimin böyle düşündüğü konusunda şimdi bile size yemin edebilirim.
“Hayır, tercümanla ifade vereceksin” diye bağırdı anneme.
Annem Türkçe konuşmaya devam etti.
Yani tercümana Türkçe konuştu ve tercüman da Türkçeyi Türkçeye cevirdi!
İnanılmaz bir manzara idi bu.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
28.09.2025
14.09.2025
9.09.2025
1.09.2025
23.08.2025
10.08.2025
23.07.2025
14.07.2025
1.07.2025