Kemal CAN

Kemal CAN
Kemal CAN
Tüm Yazıları
Venezuela’dan bakınca dünya hali
5.01.2026
145

Yeni bir yıla girerken, yeni bir haftaya hatta yeni bir güne başlarken, “daha iyi olmasını” beklemek, dilemek adettendir. Bu ritüel, bir süredir savunma refleksi haline geldi ve sadece adetten değil biraz da ihtiyaçtan iyice yükseldi. Kötülüğe gömülmüş, kötülükten yorulmuş herkesin geçici de olsa ya da çok inandırıcı bulunmasa bile böyle bir umuda ihtiyacı ve elbette hakkı var. “Gamlı Baykuş” gibi, kimse için sürpriz olmayacak fenalıkları önceden haber vermek marifet sayılmaz elbette. Bu yüzden, gerçekleşmiş bir kehanet veya başarılı bir öngörü gibi değil de kaçınılmaz bir ihtimalin vuku bulmasından duyulan rahatsızlık ifadesi olarak hatırlatayım: 

2025’in son yazısında şöyle bir cümle kurmuştum:  “2026, Trump’ın ilk adımlarını attığı çeşitli başlıklarda -daha hayırlı görünmeyen- yeni sonuçlar almak isteyeceği hatta yeni şaşırtıcı ataklar yanında, mevcut zorlamaları artıracağı bir yıl olacak gibi”. Bu cümleyi kurmaz olsaydım (elbette ben dedim ya da demedim diye olacaklar değişmeyecekti ama), hiç olmazsa klasik ritüele sadık kalsaydım vicdanım rahat olurdu. Daha yılbaşı yemeklerinin artanlarını bile bitiremeden haber geldi. 2026’ya ABD’nin Venezuela saldırısıyla başladık. Olayın sunumu (üstlenilmesi), kendisinden bile korkunç. İran’dan Küba’ya uzanan başka parmak sallamalarla birlikte.

“Yatağından aldırmak”

ABD Deniz Piyadeleri, helikopterlerle saldırıp bir ülkenin devlet başkanını yatak odasından kaçırıp ülkelerine götürdü. (“Yatağından aldırma” ve kelepçeli fotoğrafla aşağılama övünmesi pek tanıdık geliyor) Yetmedi, ABD Başkanı çıkıp “burayı biz yöneteceğiz. (…) Amerikan petrol şirketlerini devreye sokacağız” dedi. Maduro’yu Amerika’da yargılayacaklarını söyledi. “Hukuk”, bir eylemi  yaparken aranan bir koşul değil artık, eylemi yaptıktan sonraki mizansenin veya bahanenin adı çünkü. “Yargılıyoruz” deyince, yapılan ve yapılacak her şey kendiliğinden hukuk sahasına taşınıyormuş gibi. Bu hamlenin arka planında Karakas’taki bazı pazarlıkların payını ve Trump’ın “ikinci hamleye gerek kalmadı” ya da “biz yöneteceğiz” özgüveninin gerekçesini ilerde öğreneceğiz

Bu hadise, 1989 yılında Panama lideri Noriega olayına veya İsrail’in başka ülke yöneticilerine düzenlediği seri suikastlara benzetilebilir. (Erdoğan -muhtemelen beklenen telefon görüşmesine kadar- sessiz kalacak ama Bahçeli Venezuela operasyonunu 15 Temmuz’a benzetmiş) Ancak hadisenin gerçekleşme biçimi ama en çok da gerekçesi ve sonuçları konusundaki fütursuz sunum, hakikaten çok özel bir örnek oluşturuyor. Gücü yetenin -hele karşısında ciddi bir tepki olmadığında- istediğini yapabilmesi için artık kimsede tereddüt kalmaması isteniyor. Trump,”Batı Yarımküre’deki Amerikan egemenliği bir daha asla sorgulanmayacak” dedi. Bu sunum, ölçüsüzlükten ziyade dönüşsüz bir yolda hangi eşiğin geçildiğini gösteriyor. Gizli ve yalancı tanıklarla kanıtlanmaya (kandırılmaya) çalışılan kimyasal silahlar için ülkeler işgal edildiğinde başlayan bir yolculuğun vardığı yepyeni bir evre bu. 

Resmi tepkiler resmi

Trump, karşısındakilerin bir şey yapamayacağını gayet iyi bildiği için göstere göstere hatta havasını atarak bu hamleyi yaptı ve uluslararası tepkilerin genel görüntüsü de onun göstermek istediği resmi tamamlıyor. İlk anda beklendiği gibi İran, Küba, Kolombiya gibi “olağan şüpheliler” net tepki verdi; Rusya önce diyalog tavsiye etti ve sonra kontrollü biçimde kınadı. Çin her zaman olduğu gibi -hiç tedirgin edici olmayan- ihtiyatlı ve verimli izleme pozisyonuna devam ediyor. Avrupa’dan hızlı tepki yine İspanya’dan geldi, Almanya her zamanki gibi endişeli takipteydi ama AB’nin resmi tepkisi, “ABD zaten Maduro meşru değil demişti” şeklinde. Macron haklı bulmuş, İngiltere öncelikle Maduro’ya üzülmediğini söylemek istemiş. Japonya Endişeli, Malezya rahatsız. Türkiye ise aşırı sessiz.  

“Özgür dünya”nın iki yüzlülüğünde şaşılacak bir şey yok. Amerika’yı göreve çağıran Venezuela muhalefet liderine verilmiş taze bir Nobel var neticede. (Gerçi olayda ona pek rol biçilmiyor gibi) BM kurallarını, diplomasiyi hatırlatanlar, itidal ve uluslararası hukuktan bahsedenler yine oldu. Güney Amerika ülkeleri -“arka bahçe” konusundaki- tetiklenecek geçmiş hatıraları düşünerek mesafeyi korumaya çalıştı ama Arjantin’de Milei, kendini tutamayıp sevincini “özgürlük ilerliyor” diyerek gösterdi. İki yıldır İsrail’in yaptıklarını çaresizce seyreden dünyanın şimdi daha atak olması için bir neden ve Netanyahu’nun operasyonu alkışlamasının da elbette bir haber değeri yok. 

Yurtta ve dünyada operasyon

Dünyadaki belirsizlik, gündem kuran aktörlerin keyfiliği, fütursuz ve öngörülemez olması, genel denge ve ölçü kaybı, astrologların -sopalı uzmanların ayakta anlattıklarının pek de gerisine düşmeyen- öngörülerine yer açan haber bültenleri üretti. Bu pencereden bakılınca da, yılın böyle başlaması hiç şaşırtıcı değildi aslında. Çünkü yeni yıla kiminle ya da nasıl girilirse öyle geçeceğine dair bir inanç vardır. Öyleyse kötü haber zaten şuydu: Trump ile Netanyahu yeni yıla birlikte girdiler. Hepimiz birbirini seven, anlayan, takdir eden; gayet iyi anlaşan, verimli alış verişler yapabilen liderlerin kurduğu sahnenin seyircileriyiz. Onlar aynı baz istasyonundan sinyal verince felaket yaklaşıyor demek. Küresel trendler, geçen yüzyılın başındakilere giderek daha çok benziyor. Sistemin kendi krizine verdiği cevaplar da öyle. Umarım sonu benzemez. 

Dolayısıyla Venezuela’da olanlar, kendi başına taşıdığı son derece trajik anlam ve sonuçlardan çok daha geniş bir mesaj serisine ve muhtemelen etki vadesine sahip olacak. Bu olaya bakarak, bu olaydan sonraki gelişmeleri takip ederek, bu olaya verilen tepkilerin varabileceği noktayı izleyerek, bu gezegenin başına gelebilecekler hakkında fikir sahibi olabiliriz. Asya’da, Afrika’da, Gazze’de, Ukrayna’da, Suriye’de ne beklenebileceği, “yurtta operasyon dünyada operasyon” mekaniğinin her yansıması üzerine akıl yürütebiliriz. Bu kara tablodan dersler, ibretler çıkartacak olanlar kadar; ilham alanlar, fırsat görenler, bunu ruhsat sayanlar da çıkacaktır. Trump, elinde olduğuna inandığı meşruiyet rezervini “kendi bildiği” gibi dağıtmaya veya geri almaya kararlı. Geçen yüzyılda Güney Amerika’yı yakan Monreo doktrini, tekrar ve daha geniş bir alanda tedavüle alınıyor. 

Komplocular işsiz 

Uluslararası hamleler ve küresel tahayyüller konusunda yakın dönemde en hızlı gözden düşecekler, kuşkusuz komplocular olacak. Her şey o kadar kaba ve o kadar açık saçık (hatta pornografik) biçimde cereyan ediyor ve niyetler hiç de saklanmadan, gizlenmeden ortaya konuluyor ki; artık “büyük resmi görmek” ayrıcalık değil. “Aslında ABD doğal kaynakların peşinde” diye “gizli oyunu gören” yorumlar bu saatten sonra sadece alay konusu olabilir. Zelenski’ye nadir maden anlaşması dayatan, Gazze’de emlak imkanlarını basın toplantısında anlatan, Venezuela’ya petrol şirketlerini sokmaktan söz eden birinin sakladığı hangi kötülüğü yakalıyor olabilirler acaba? Geçen yüzyılın başında ellerine cetvel alıp bölgeleri, ülkelerin kaderini çizenler, yine aynı işi açık açık söyleyerek yapıyor. 

Bugün ve bugünden sonra uluslararası sistemin, küresel düzenin artık büyük bir kuralsızlığa sürüklendiği hakkında daha çok değerlendirme duyacağız. Oysa belki de, bu kuralsızlık gibi görünen yeni düzen, ulusal ve uluslararası her alanda hükmünü icra edecek olan yeni bir “kural” setinin tam kendisidir. Seçimlerin, kimin istediği sonucu verdiğine göre “irade” sayılıp sayılmadığı; “meşruiyetin”, kimin verdiği ve aldığına bağlı olarak tamamen farklı tanımlandığı; siyasetin, ekonomik paylaşımın, hakların güç sahiplerinin lütuf ve ceza tartısında biçimlendiği; gücü yetenin cana, mala, hakka çökebildiği ve daha önemlisi bunu “kılıç hakkı” saydığı vahşi eşkıyalık düzeni, küresel bir fenomen. “Kanun benim” diyenin yerine onunla uzlaşmayanın “deli” sayıldığı bu düzen, giderek kalabalıklaşan ve birbirlerine düşmanlıktan başlarını alamayan en alttakilerden -her düzeyde- sadece itaat ve “uyumlu işbirliği” bekliyor.  

Çaresiz miyiz?

Yeni yıla girerken “Gamlı Baykuş” gibi konuştuktan sonra ve yine böyle karanlık bir tablodan bahsedince, konuyu iyimserlikle bağlamak kolay değil. Zaten öyle zorlu bir vazifeye yeltenmeye hiç niyetim yok. Ancak bu hepimizin ve dünyanın çaresiz olduğu anlamına gelmiyor. Gelmesin. Venezuela haberinin daha ilk saatlerinde, ABD’de “biz yurt dışında Türkiye partisiyiz” demeyen muhalefet sözcüleri ve medya organları çıktı. Mesela, Maduro’nun getirildiği New York’un taze belediye başkanı Mamdani, “normalleşmeye halel gelmesin” diye düşünüp susmadı, operasyonu bir savaş eylemi olarak tarif edip hukuk dışı saydı. Trump için muhtemelen “iç cephe tahkimi” anlamı da taşıyan bu hamlenin, kılçıksız bir zaferi garanti ettiği söylenemez. Devamı nasıl gelecek göreceğiz. 

Birilerinin sandığı gibi artık Sovyetler Birliği Başkanı olmayan ve Esat’ı bile savunamayan Putin, Maduro için elbette savaşmayacak. Çin, zaten bu toplara hiç girmiyor, ucuza mal kapatarak ve herkese malını satarak “ekmeğinin -ve zamanının- peşinde”. Anti emperyalizmi bu çıkar kavgalarından süzmeye çalışmak veya çatlamayı tepelerdeki taht oyunlarından beklemek çok umut verici görünmüyor. Liberal demokrasi diye uyduruk bir soyutlamanın kuralları ve kurumlarının müfettişliğiyle yıllarca idare eden Avrupa’nın kendine hayrı yok. Ortasıyla, uzağıyla “Doğu”, yeniden tanzimde iyi pozisyonlar edinme fırsatı peşindekiler yüzünden toz duman. Afrika, vahşi kolonyalizm günlerindeki kadar kana ve talana bulanmış. Devrimci direniş efsaneleri çıkarmış Güney Amerika, Arjantin ve Şili (kısa bir süre önce Brezilya) örnekleriyle hiç hayırlı bir rotada görünmüyor. Bu küresel resim karşısında, başka türlü bir küresel ve sistemsel cevap üretmeye kafa yormayan, bunu kovalamayan, hiç olmazsa tartışmaya başlamayan; üstelik dar sınırlar içinde avuntu dalgaları vehmederek lokal düşmanlarla uğraşan perspektifin fazla şansı yok.    

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar