Kurtuluş TAYİZ
KCK yönetimi birkaç gün önce yayınladığı "tarihi" bir deklarasyonla AK Parti'nin çözüm sürecinin muhatabı olmaktan çıktığını duyurdu. Deklarasyonda ayrıca AK Parti'nin toplumsal desteğini yitirdiği ve meşruiyetini kaybettiği tespiti de yapıldı. Ancak bu iddialı açıklama nedense heyecan uyandırmadı. Ne solcular, ne liberaller, ne de çözüm sürecine karşı olan çevreler, KCK açıklamasını coşkuyla karşıladı. Normalde çözüm sürecinin taraflarından birinin, diğerini muhatap olarak görmediğini deklare etmesi büyük gürültü koparırdı. Fakat KCK'nın bu çıkışı, sosyal medyada bile gündem olmadı. Bunun nedeni, sanırım açıklamanın kimseye inandırıcı gelmemesi. Abdullah Öcalan, umut dolu mesajlar verirken KCK'nın süreci bitirecek nitelikte değerlendirmeler yapması kamuoyunda inandırıcı bulunmuyor.
Kuşkusuz bu, KCK'nın çözüm sürecinde kendisine başka bir yol haritası çizemeyeceği anlamına gelmiyor; örgüt, isterse CHP-Cemaat bloku ve bunların medyadaki uzantılarıyla yoluna devam edebilir. Ya da kendilerinin deyimiyle "demokratik güçler" ile birlikte hareket edebilirler.
Ne var ki tarih, isteklerimizin basit bir oyuncağı değil. Marks'ın ünlü sözleriyle ifade edecek olursak; insanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama bunu keyfi, kendilerinin seçtiği koşullar içerisinde değil, doğrudan kendilerine verili ve geçmişten miras kalan koşullar içerisinde yaparlar.
Kürt siyasi hareketi de siyasi muhatabını seçmekte özgürdür; ama bunun keyfi bir tercih olamayacağı da açık. Ortada bir muhatap olsaydı herhalde Kürt hareketi, bu kadar yıl AK Parti'nin iktidara gelmesini beklemezdi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ya da çok sayıda siyasi parti ve liderleriyle Oslo'da veya İmralı'da bunlarla oturup sorunu çözerdi. AK Parti'ye kadar geçen yaklaşık 20 yıl gibi bir süre boyunca da bu kadar insan boşuna hayatını kaybetmezdi.
Demek ki tarihi kendi seçtiğimiz koşullarda yapamadığımız gibi, siyasi muhataplarımızı da keyfi bir şekilde belirleyemiyoruz. KCK'nın stratejik önderi olarak kabul edilen Abdullah Öcalan'ın, bu hükümetle sorunu çözmek için masaya oturması rastlantısal değil, yıllar içinde edinilen bir tecrübenin sonucu. Öcalan, Kürt meselesinde çözümü ve barışı ancak AK Parti'nin dayandığı toplumsal dinamiğin sağlayabileceğini tespit ederek, Kürt hareketine bu doğrultuda bir yol gösterdi. Buna uyup uymamaları kendilerine kalmış.
Bu noktada AK Parti'nin toplumsal desteğini kaybettiğine ve meşruiyetini yitirdiğine ilişkin KCK'nın yaptığı "yol ayrımı" imasına geliyoruz. Bu açıklamanın ciddi bir tutarsızlık içerdiğini belirtelim. Türkiye'de AK Parti'den daha fazla toplumsal desteğe ve siyasi meşruiyete sahip olan başka hangi güç veya parti var? CHP mi, MHP mi, Cemaat mi, sol mu AK Parti'den daha fazla toplumsal desteğe ve meşruiyete sahip? BDP'nin toplumsal desteği ne kadar? Peki KCK'nın toplumsal desteği var mı? AK Parti'nin toplumsal desteğini sorgulayan ve onu muhatap olarak görmediğini ilan eden Kürt hareketi, bu çıkışıyla, aynı değerlendirme hakkını AK Parti'ye de tanımış olmuyor mu? Başbakan Erdoğan "Toplumsal desteğe sahip olmadığı ortaya çıkan örgüt artık devletin muhatabı olmaktan çıkmıştır" derse, ne olacak? Bu arada Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Devletin terör örgütünü muhatap almasını doğru bulmuyorum" dediğini hatırlatalım.
Gerçek şu ki; Abdullah Öcalan, AK Parti'nin toplumsal desteğini kaybettiğini fark etseydi yönünü değiştirir ve AK Parti ile yolları ayırırdı. Bunu yapmadığına göre yanlış değerlendirme içinde olan İmralı değil, Kandil.
AK Parti, yerel seçimlere göre rekor sayılabilecek düzeyde geniş katılımlı mitingler düzenliyor. AK Parti'nin desteği yüzde 40'ın üzerinde. KCK'nın da Türkiye'deki siyasal durumdan habersiz olduğunu sanmıyorum. KCK deklarasyonunu seçimlere dönük taktik bir çıkış olarak değerlendirmek daha doğru olur. Seçim yarışında tek rakipleri AK Parti olduğundan, üslubu sertleştiriyorlar. Daha önceki seçimlerde de AK Parti'ye karşı agresif bir seçim kampanyası sürdürdüler, bu seçimlerde de aynı taktiği izliyorlar. Ayrıca bu açıklamayla liberallerin ve sol grupların Kürt hareketi üzerinde oluşturduğu mahalle baskısını azaltmaya çalıştıkları da gözden kaçmıyor.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
15.05.2019
10.05.2019
1.05.2019
22.04.2019
19.04.2019
17.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
11.04.2019
8.02.2019