Markar ESAYAN
Geçen pazar günkü “Bir Truva Atı olarak kültürel Müslümanlık” adlı yazıda, 250 yıllık Batıcılaşma sürecinde iki sosyo-politik kolonun birbirine karşı yükseldiğini ifade ettik. Mehmet Akif, “Tek dişi kalmış canavar” derken, sadece ülkenin topraklarına yönelik değil, aynı zamanda anlam dünyası/kültürü ve geleneklerine olan işgali de kast ediyordu. Eğer sadece toprak işgalinden bahsetseydi, Türkiye kurulduğu ve işgal bittiği anda yönetimle de sorun yaşamazdı. Ancak o işgalin anlam dünyasında devam ettiğini, bunun topluma dayatılan bir mühendislik olduğunu biliyordu. O yüzden sürgünde öldü.
Aslında edebiyatçı ve şairler bu sapmaları çok önceden hisseden özel kişilerdir. Dostoyevski, “Ecinniler” romanında Rus halkının yaşayacağı felaketi çok önceden görmüştü. Özgün kültürleri Batı'ya direnemezken, bunun yerine gelenin çok da hayırlı olmadığını ifade eder. Rus mistisizmine sığınan muhafazakârlarla, dindar Rus milletine ve kültürüne tiksintiyle bakan ateist komünistler dışında bir yol arar gibidir. Bu çözümün ne kadar zor olduğunu, Fransızca hayranı yarı aydın Trofimoviç ve bir tür otantik nihilistlikte asılı kalan Stavrogin’in ikilemlerinde harika biçimde verir.
Çözümü Dostoyevski de bulamaz çünkü momentum Rus toplumunun aleyhinedir. Sadece anlam dünyasını Batı’nın işgalinden bir tür Batı karşıtlığıyla korumaya çalışır, ki bu da teslimiyetin bir başka şeklidir.
Bir 150 yıl kadar önce, (1703) Çar Büyük Petro’nun kısa sürede yüzbinlerce mujikin hayatına malolan Petersburg’u inşası çelişkinin Rus toplumuna girdiği andır aslında. Batılılaşmayı tek yol gören Petro’nun tamamen haksız olduğu da söylenemez. Petro Batı’nın yükselişini görmüş ve Rus toplumunu demir yumruğu ile buna adapte etmeye çalışmıştır. Öyle ki, aslında Moskova’nın sembolize ettiği Rus mistisizmine, soğan kubbelere savaş açan kişi odur. Moskova/Petersburg çelişkisi, bizdeki İstanbul/Ankara karşıtlığına benzer.
Sorun Batı ve modernite değildir. Bağlamsız hiçbir şeyin anlamı, tanımı, yükü yoktur. Sorun, Modernite’nin Batı’nın hikâyesi oluşu ve başka hiçbir toplumda sorunsuz çalışmayacağıdır. Toplumu ve halkın iradesini hor gören her mühendislik, iyilik ve kötülüğünden bağımsız olarak o toplumun kimyasında komplikasyonlara yol açacak, toplum kabaca ikiye bölünerek ortak üst anlam ufkunu yok edecektir. Ve bu çelişki girdiği her toplumda gittikçe birbirinden yabancılaşan/düşmanlaşan iki halk kesimi yaratacaktır.
Ruslar gibi, Osmanlı’da da Batı'ya özenen, Fransız hayranı ilerlemeci/laikçi bir bürokratik sınıf oluştu. Ve bunlar özellikle askeri okul ve tıbbiyeden yetişerek 1908’de zamanın ruhunun da üfürmesiyle otantik Sultan 2. Abdülhamid’i hal ettiler. 1908’in bir bağımsızlık günü değil, bir darbe, 31 Mart’ın ise gerici bir darbe değil, bir halk tepkisi olduğu geç anlaşıldı. Bugün hala 1908’in bir darbe olduğunu reddedenlere muhafazakârlar arasında bile rastlanır.
Oysa Batılı devletlerin içyüzünü çok iyi bilen 2. Abdülhamit’in başta kalması durumunda, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’nda İttihatçıların hayalperestliğini sergilemeyeceğini tahmin edebiliriz. Bu yüzden 2. Abdülhamid’in hal edilmesinde sadece iç değil, bunun kadar dış dinamiklerin de etkisi olduğunu söylemek gerekir.
Bu çelişki, yani “Batıcılar” ile “yereller” arasındaki gerilim Cumhuriyet döneminde kurumsallaştı ve yerel halkı dışta bırakan bürokratik ve parlamenter görünümlü bir vesayet devleti kurgulandı. Cumhuriyet, keskin bir aydınlanmacı/laikçi tavır benimsediği için geniş dindar kesimleri, Kürtleri ve gayrımüslimleri şiddet yoluyla devşirmek istedi. Bunu yapamadığında ise, onları sistemden dışladı, yok saydı. Böylelikle kendi eliyle, 3 Kasım 2002’de iktidara gelecek çeper hareketinin sosyolojisini oluşturmuş oldu; muhafazakar Türkler ve Kürtler…
Batıcı seçkin/yerel muhafazakâr gerilimi, yani kutuplaşma keşke sadece söylemden kaynaklansaydı; bir Fransız mürebbiye her sorunumuzu çözerdi. Öyle değil. Bu işin 250 yıllık travmatik bir tarihselliği var. Seçkin Batıcılar savundukları düzenin aslında bir ahlaksızlık olduğunu görebilmiş değiller. Çünkü bunun bir iktidar pratiği ve psikolojik altyapısı, bir hafızası var. Bu mücadelenin kolay bir çözümü yok. 250 yıllık çelişki 13 yılda çözülemez. Müşfik bir halk hareketi ile nihai şekilde yenilmeleri ve gerçeği görebilmeleri gerekiyor. Çünkü bu gerçek sadece muhafazakârların değil, batıcıların da hayrına olan bir normalleşme olacaktır.
Bir seçkin ayaklanması olan Gezi’nin 31 Mart Vakası’nın merkezi olan Topçu Kışlası’na tepki olarak başlaması, Mehmet Selim Kiraz’ın da 31 Mart’ta öldürülmüş olması tesadüf değil. Muhafazakârların Erdoğan’ı 2. Abdülhamid’e benzetmeleri, üst aklın dün olduğu gibi bugün de denklemin bir parçası olması da…
Tesadüf değil.
Bunlar toplumsal hafızamızın lapsusları.
Benzerlikler olsa da, bu kez momentum seçkinlerden değil, halktan yana…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Operasyon çökünce...
9.05.2019 - Kızgın demiri soğutma yöntemleri...
2.05.2019 - Müzik ve terör örgütü listelerinin benzerlikleri...
24.04.2019 - Taşın altına elini yine Erdoğan koydu...
21.04.2019 - Millet İttifakı neye kuluçka oldu?
18.04.2019 - Organize kötülüğün peşini bırakmayacağız...
16.04.2019 - CHP'nin 2019 resmi
13.04.2019 - Mazbata fetişizmi neye delalet?
10.04.2019 - 31 Mart’ta Türkiye neyi başardı?
3.02.2019 - Bu seçimin adaletsizliği…
28.03.2019
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































zeliş
AAAAAAAAAAA Barbaros da burada.Bir tanesin yerel haber