Mehmet AKAY
Türkiye son bir yıldır yapısal değişimin içinde. Bu değişim arzusu yılların birikimi sonucu siyasetin önüne birdenbire konuldu. Hem dünyadaki değişim ve yeni arayışlar, hem de Türkiye’nin içsel dinamikleri değişim sürecini hızlandırmış durumda. Kuzeyde Ukrayna-Rusya, güneyde Ortadoğu, Afrika'da Yemen ve Kızıldeniz'e yakın diğer ülkelerdeki gerilimin yanında merkez ülkelerin 'yeni dünya düzeni' bahanesiyle kızışan rekabet ortamı uluslararası ve ulusal ölçekte yapısal dönüşümleri körükleyen etken oldu. Bir tür kakofoni gibi gözüken karmaşık ortam entropiyi hissettiriyor. Dağılan yapılar sanki montojlanarak bir simetri oluşturur gibi.
İsrail'in güvenliği
Ortadoğu İsrail'in güvenliğine öncelik verilerek yeni bir siyasi inşa sürecinin başlatılması, Afrika değerli madenler ve Kızıldeniz'in ticari güvenliği temel alınması, Rusya'ya karşı Avrupa'nın Ukrayna'yı tampon bir bölge olarak değerlendirmesinin yanında A.B.D'nin Çin ile girdiği rekabet bütün dünyayı sarsmakta. Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği için bir Kürt devleti kaçınılmazdı. BOP bunun için vardı. Ancak Öcalan’ın esnek siyaseti ve öngörüsü sayesinde Türk devletini ikna ettiği için bugün barış süreci başladı ve bütün bölgelerde Kürt konfederasyonu tartışılır hale geldi. Türkiye yeni Ortadoğu'da Öcalan ile birlikte siyasi ve iktisadi gücünü teşhis etmekte. ABD ve İsrail bundan rahatsız. Onlar üzüle dursunlar elimizden başka da bir şey gelmiyor. Onlar fazla üzülmesinler sonunda herkes karlı çıkacak. Ben garantisini veriyorum.
Türkiye eski kodlarla barışı başarabilir mi
Türkiye bu ortamda yüzyılın başındaki siyasi kodlarla yeni yüzyılın sorunlarıyla başa çıkmasının mümkün olup olmadığı Ankara'daki tüm partilerin gündeminde. Hemen her parti ve sivil toplum örgütleri yeni yüzyılda atılacak adımları tartışıyor. Bölgesel bir sorun haline gelen 'Kürt sorunu' en öncelikli hale gelmesi beklenilen bir durumdu. Arap Baharı sonrası bölgesel yıkım ve yeniden yapılandırma Türkiye'yi kaçınılmaz olarak Kürt sorununa devleti baş aktör konumuna itti.
'Terörsüz Türkiye'
Bugün 'Terörsüz Türkiye' siyaseti 2020 yılında başladığını söylemek mümkün. MHP Başkanı Bahçeli'nin çağrısına yaklaşık 5 veya 6 yıllık bir bekraundun olduğu söylenebilir. Bugün zorlukla yürütülen yeni barış süreci 2013'de olduğu gibi sivillerin değil bizzat devletin, MİT'in siyasi aktörlerle tartışarak, müzakere ederek, siyasi kurumun rızasını alarak(süreç devam ediyor) başlatıldı.
Yani devlet siyaset kurumuna demir yumruğunu göstermedi ve ikna yöntemiyle başlattı. Yeri gelmişken şunu anımsatmam gerekir, eğer siyaset kurumu bu ikna karşısında zevzeklik yapıp süreci sabote etmeye çalışırsa devlet kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Bu Erdoğan olsa da değişmez. Tarih böyle örneklerle dolu. Hemen size Napolyon Bonapart'ı örnek verebilirim. Fransa'yı parlamenter burjuva devlet yapmak için kaç kez darbe yaptığını anımsamakta yarar var sanırım.
Neyse konumuza dönelim. Mecliste oluşturulan komisyonun barış süreciyle ilgili yaptığı işlerin geniş halk kitlelerine henüz ulaşmaması veya karşılık bulmaması barış sürecinin yukarıdan yani devlet tarafından başlatılmasından kaynaklanıyor. Önce elitler ardından meclis süreci yürütmeye çalışıyor.
Herkesin görmesi gereken durum şu
Kürtler çok sevildiği için bu barış süreci başlatılmadı, tam aksine Türkiye çıkmazda olduğu için başlatılmak zorunda kalındı. Dolaysıyla süreç partiler üstü devletin doğrudan müdahalesiyle gerçekleşiyor. Siyasi partilerde sürecin ciddiyetini kavrayarak sorumluluğun parçası oluyor. Siyaseti geleneksel kodlarla yürütenlerin çoğu süreç karşısında abandone olsa da çok kısa sürede yeni süreci kavramış durumdalar.
Barış sürecinde CHP'nin durumu
Pek çok parti geleneksel siyasi kodları bir kenara koyduğu ve yeniden kendilerini inşa ettiğine tanık oluyoruz. Muhalefetin en güçlü partisi ve iktidara aday olan CHP, yeni süreç karşısında ne yazık ki eski siyasi kodlarda kalma inadını sürdürmekte.
CHP'nin katı direncini ilk 'TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna' üye vermede gösterdiği tutumdan gördük. Ardından komisyon Öcalan ile görüşmek için İmralı Adasına gitme kararı alındığında adaya CHP üyesinin gitmeyeceğini açıklaması barış sürecine ne denli uzak olduğunu kanıtlamış oldu. CHP'nin bu tutumunu nasıl açıklayacağız. Öcalan’ın meşrulaştırılmasına, meclisin İmralı'ya giderek itibar kaybına neden olacak gibi gereksiz kaygıları sunması çok açık ki sürece karşı çıkmaktan başka bir anlam taşımaz. Tabiki Öcalan'ın itibarı verilmeli, tabiki meclis süreci sahiplenmeli. Başka türlü süreç ilerlemez. Bahçeli, Öcalan meclise gelsin dediğinden beri bir yıl geçti. Hala Öcalan İmralı'da cezasını çekmekte. Neden? Yanıtı çok basit CHP sürecin açık ve seçik yanında olmadığından. CHP, başından destek verseydi Öcalan mecliste kurulan komisyonun başında olurdu.
Barış süreci ilerledikçe beklenen gelişmeler
Peki, bundan sonra ne olacak? Bu sorunun yanıtı yine CHP'de saklı. CHP, kurucu ilkeleri tartışıp aşmadığı sürece hem Türkiye’nin, hem de barış sürecinin karşısında bugün olduğu gibi sürdürecek.
Barış süreci ilerledikçe ne getirecek?
Önce PKK'lilerin affı ardından siyaset yapanları, Öcalan’ın itibarının kazanması ve sivil siyaset yapmasının yolunun açılması, anayasal değişiklik, ulusal kimlik kabul edilen 'Türklük' yerine 'Türkiyelik', Irak benzeri bir konfederasyon bizi bekleyen sonuçlar. CHP, böyle bir durumu kucaklayacak esnekliği sahip mi, koca bir hayır! Çok kıymetli Başkan Adayı İmamoğlu hazır mı, niyazıkki bunu göğüsleyecek siyasi entelektüel birikime ve çapa sahip değil. Belki cezaevinde geliştirir kendini, o zaman iş değişir.
Baris sürecinin yükü AKP, MHP ve DEM Partisine düşüyor. Umarım CHP'nin aklı başında öngörülü siyasetçileri bu durumu biran önce kavrar da süreç sancısız ve tez vakitte sonuna ulaşır. Millette enflasyon, hayat pahallığından ve tabii anti demokratik baskılardan kurtulur. Demokratik Türkiye'ye bir adım, küçükte olsa bir adım yaklaşırız. Aksini düşünmek istemiyorum. Devlet ne denli çıkmazda kaldı da barış sürecini Bahçeli üzerinden başlattı, artık gerisini siz düşünün, durum bu kadar kötü ve ciddi, derim.
Yazarlar
-
Fehmi KORUTrump’ın sevgi sözcükleri… 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpToplumsal kutuplaşma artarken enflasyondaki düşüş yavaşlıyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraŞükür 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENDEM sürüklenmemeli 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUKürt çözümünde ve Suriye’de neler oluyor? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluSuriye’de birkaç günde neler oldu? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞBarbar medenileşmenin sonu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselÜcretli çalışan sayısında aykırı gelişmeler; sanayide gerileme devam ediyor 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciEskiden bir aile 337 liraya doyuyordu 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖcalan kazanan tarafta mı? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURDijital imzalar kurumadan.. 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasTrump ‘Suriye siyasetini’ tekrar değiştirir mi? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Anayasal vatandaşlık” mı dediniz? 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları


























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2025
27.11.2025
23.11.2025
29.07.2025
12.05.2025
2.04.2025
24.03.2025
6.03.2025
28.02.2025
18.02.2025