Mehmet Ocaktan
Müslüman toplumlardaki yöneticilerin, siyasi aktörlerin, farklı kesimlere mensup kanaat önderlerinin, hatta bireylerin neden bu kadar hukuka ve özgürlüklere yabancı olduklarını düşündükçe umutsuzluğum artıyor, endişeye kapılıyorum.
Hiçbir şekilde kategorize etmeden söylemek gerekirse, Müslüman ülkelerdeki sağcıların, solcuların, İslamcıların, milliyetçilerin ya da ulusalcıların önemli bir bölümünün hukukla, özgürlüklerle, insan haklarıyla az ya da çok bir problemi olduğunu söylersek, herhalde haksızlık etmiş olmayız.
Günümüzdeki Müslüman ülkelerin hemen hepsinde derin bir hukuksuzluğun, adaletsizliğin hakim olduğunu, ifade özgürlüğünün olmadığını ve insanların en temel haklarını bile kullanmaktan mahrum olduğunu artık hepimiz biliyoruz.
Bu çerçevede, bazı yanlış anlamalara mahal vermemek için, bir noktanın altını dikkatle çizmekte yarar var. Mesela, hukukla ilgili içinde ‘Müslüman toplumlar’ ibaresi geçen bir ifade kullandığınızda, sanki hukukla-adaletle tek problemi olan dindar kesimlermiş gibi bir algı oluşuyor, bu kesinlikle yanlış…
Çünkü bu ülkelerdeki dindar-muhafazakarlar da laik kesimler de solcu-ulusalcı ve milliyetçiler de aynı kültürel havzadan besleniyorlar. Dolayısıyla hukuka, adalete bakışları farklı tonlarda olsa da sonuç itibariyle hepsi adalete yabancılık konusunda neredeyse eşit durumdalar.
Meseleye Türkiye üzerinden baktığımızda, farklı kesimlerin ‘adalet’e bakış konusunda ortak arızaları taşıdıklarını görmek mümkün.
Biliyoruz ki siyasi tarihimizin belli dönemlerinde, özellikle dindar-muhafazakar kesimlere yönelik baskıcı uygulamalar yüzünden derin mağduriyetler yaşandı, hukuku zedeleyen uygulamalar oldu. İtiraza gerek yok, geçmişte bütün bunlar yaşandı ve tarihin hafızasına kaydedildi.
Şimdi dindar-muhafazakar bir iktidar var, onlar da aynı arızalardan beslendikleri için, geçmişi aratmayacak hukuksuzluklara, adaletsizliklere imza atıyorlar. Kısacası, yok birbirimizden farkımız…
Birileri, “geçmişin en sıkıntılı günlerinde bile adalete bu kadar hasret kalmamıştık” diye itiraz edebilir. Evet Türkiye, hukukun böylesine siyasallaştığı bir dönemi yaşamadı, belki biraz ‘tek parti’ dönemi… Ama şu da bir gerçek ki bugünkü iktidar da ‘tek parti’ dönemi uygulamalarını pek sevdi…
Ayrıca unutmayalım, bu dönemin farklı bir özelliği var. 2017’de yapılan rejim değişikliği ile Türkiye, ağır-aksak da olsa işleyen ‘kuvvetler ayrılığı’ sisteminden fiilen ‘kuvvetler birliği’ uygulamalarına geçti.
Doğal olarak bu rejimin karakteri otoriter bir özellik taşıyor. Artık yargı da yasama da tek elde toplanmış bulunuyor, haliyle böyle bir yapıda işlerin evrensel hukuk normları çerçevesinde yürümesi de adaletin tecellisi de mümkün değildir.
Esas sorulması gereken soru şu; 21. Yüzyılda demokratik ülkelerde işleyen bir hukuk sistemi varken, biz neden yüz yıl öncesine dönmeye heves ediyoruz?
Kuşkusuz buna farklı bahaneler üretebiliriz, hatta Batılıları emperyalist olmakla suçlayıp, kendimizi temize çıkarmaya da çalışabiliriz. Ama bu bizim hukuksuzlukta neden zirve yaptığımızı izah etmeyecektir.
Galiba bizim, genetik kodlarımızdan kaynaklanan daha derin bir adalet sorunumuz var.
Maalesef Müslüman toplumların, yüzyıllar içinde hem kendi fıkhi birikimlerine hem de insanlığın biriktirdiği hukuki tecrübelere rağmen, bugün hala bir hukuk sistemi inşa edememiş olmaları içsel bir sorgulamanın zaruretini ortaya koyuyor.
Bunun için de öncelikle geleneksel kültür kodlarımıza daha yakından bakmak gerekiyor. Şu günlerde Prof. Dr. Burhanettin Tatar’ın, Kur’an ve tefekkür ilişkisi ile ilgili KURAMER’den çıkan “Sonsuzun Sınırında” adlı çok kıymetli bir kitabını okuyorum. Tatar, Müslüman dünyanın yaşadığı düşünsel krizle ilgili değerlendirmelerde bulunurken, Fazlur Rahman üzerinden ‘restorasyon’ meselesini irdeliyor. Eserleri içinde restorasyon kavramına tanık olmamakla birlikte onun özellikle İslam geleneği ve Kur’an ilişkisi bağlamında restorasyon düşüncesine yakın durduğunu belirten Tatar’ın, şu tespiti son derece önemli: “O’na göre, gelenek içinde barınan ve Ehlh-i sünnet tarafından içselleştirilen hurafeler, tasavvuf tarihi içinde oluşan mitler, Hz. Peygamber’i yarı tanrılaştıran anlatılar, İslam filozoflarının Yunan felsefesinden mülhem fikirlerinin Tanrı kavramını pratik hayat içinde işlevsizleştirmesi gibi sorunlar, Ehl-i sünnetin özellikle Mu’tezile gibi mezheplere karşı aşırı tepki vererek tek yanlı düşünceye sapması, Eş’ariliğin kaderciliği besleyen ve insan hürriyetini adeta yok sayan yaklaşımları içinde asıl olanı artık seçemediğimiz bir tarih enkazına yol açmıştır.” (s.226)Geldiğimiz noktada daha iyi anlıyoruz ki bugün Müslüman dünyada yaşanan adaletsizliklerin, yüzyıllar içinde oluşan geleneksel İslam kültürüne dayanan daha deni kökleri var. Kısacası, geçmişimizdeki bu derin enkazı sorgulamadan, yeni bir hukuk inşa etmek pek mümkün gözükmüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTAK Parti’ye Kulaç Atan Albayrak… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolTrump Fed’e saldırıyor 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZKürt meselesinde eskimeyen refleksler, sorunların çözüm ihtimali 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur Akgünİran’da rejim sarsılırken… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBilal Erdoğan “dindar insanlar iyi insanlar” algısını düzeltebilir… 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRHALEP KATLİAMININ DAYATTIĞI! 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİran’da neler oluyor, neden oluyor? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciBaşkanlık geldi dertler çığ gibi büyüdü 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN“Halep oradaysa arşın burada” 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENDEM rol kargaşası yaşıyor 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNESuriye: Hem çok yakın, hem çok uzak 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİ‘Dindarlar iyi insandır’ algısı niye kötüleşti? 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKTürk’ün uluslararası ilişkilerle imtihanı 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasHalep’te çözüm süreci 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURRojava hayali ve hayalkırıklığı 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilDiyalog: Zaman, sınırlar ve yanılsamalar aynasında Türkiye 13.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞÜlkenin toprak bütünlüğü, üniter devlet, federasyon, adem-i merkeziyetçilik 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBilal Erdoğan fırtınası!.. 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHalep’i kuşatan güç denklemi: Kürtler için güvence nerede? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞMENN DAKKA DUKKA… 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRToplum değişmek istiyor mu, Kürt meselesinde açılım neden hep aynı yerde tıkanıyor? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmekli için son çare sandık 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Zor dönemden geçen dünya’da Türkiye… 12.01.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
12.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
31.12.2025
29.12.2025
22.12.2025
8.12.2025
5.12.2025
3.12.2025
1.12.2025