Orhan MİROĞLU-Taraf yazıları
Van-Çaldıran depremi, 35 yıl önce, 24 Kasım, 1976’da olmuştu.
Son depremden biraz daha şiddetliydi (7.5) ve yol açtığı felaketin boyutu, can kayıpları daha da büyüktü.
3840 kişi hayatını o depremde kaybetti, 3840 bina yerle bir oldu.
35 yıl sonra, deprem aşağı yukarı aynı bölgeyi yeniden vurdu.
Üzüntümüz de acımız da çok büyük.
Van-Çaldıran depremini dünmüş gibi hatırlıyorum.
En büyük hasar Çaldıran’ daydı, sağlam bina kalmamıştı.
Diyarbakır’dan yardıma giden gençlerle beraber, Çaldıran, Muradiye ve köylerinde kurtarma çalışmalarına katılmış ve iki aya yakın bir zaman orada kalmıştık.
İnsanlar derme çatma evlerin yıkıntısı altında can vermişlerdi. Köylere ulaşım sağlanamıyordu (bugün de öyle), açlık had safhadaydı ve en kötüsü yavaş yavaş bastıran kar, canı zor bela kurtulmuş insanları çok korkutuyordu.
Köylere doğru dürüst gidilemiyor, kış şartları, insanları yaşadıkları yerleri terk etmeye zorluyordu. Bir yandan kar, bir yandan buz gibi dondurucu hava, çadırlarda yaşamayı imkânsız hale getirmişti.
Kar yağmaya başlayınca, bir-iki hafta içinde, eşyalarından geriye ne kalmışsa, buldukları araçlara yükleyip, artık sadece hatıralarında yaşayacak olan kaybettikleri akrabalarını ve yıkılmış, harabeye dönmüş evlerini terk edip gitti insanlar..
Pazar günü, yeni bir depremin haberini aldığımız günden bu yana, başlarına gelen felakete üzüldüğümüz ve ağladığımız insanların, televizyon ekranlarından, birkaç kelimeyle aktarılan hikâyeleri, hepimizin yüreğine oturdu.
Kardeşin kardeşi vurduğu bir savaşta hayatını kaybedenlerin ardından yaşadığımız acıya daha büyük bir acı eklendi.
Betondan bir kıyametin altından sağ olarak çıkarılan oğlumuz Yusuf’u kaybettik..
İki haftalık dünyalı Azra bebeğin yaşaması için dua ediyoruz.
Ya Türkiye’nin dört bir yanından Van’a gelip, Kürt ve Türk çocuklarına, öğretmen olan gençlerimiz, onların açtığı yara bambaşka doğrusu.
Bu öğretmenlerin, yarım kalmış sevdalarını, umutlarını, içlerindeki Van Gölü kadar engin, Van Gölü kadar mavi, insan sevgisini hatırladığımız her zamanda, yüreğimize ağır bir hüzün çökecek.
Her deprem sonrasında kabahatlerimizle hesaplaşmaya çalışıyoruz, ama nafile, gidenler geri gelmeyecek..
Şimdi, ölçümü iyi yapılmış, standartlara uygun binaların nasıl olması gerektiğini defalarca anlatıp, dürüst olmayan müteahhit ve onunla işbirliği yapan devlet bürokratını bol bol eleştirip duruyoruz..
Bir işadamının, oto galerisinin alanını büyütmek için altı katlı bir binanın birtakım kolonlarını kestiği iddiası bizi hayretler içinde bırakıyor..
Türkiye’nin her tarafından Van’a yağan yardımların, bu kadar acemice, ve insan onurunu hesaba katmayan usullerle dağıtılıyor olmasına hep beraber şaşıp duruyoruz..
Bu şiddette bir deprem bir Japon şehrinde olsa, binalar beşik gibi sallanır ama yıkılmazdı. Japonya gibi değiliz, ama bugünkü Van 1976 Van’ından da çok farklı.
Bu bir teselli olabilir mi hiç emin değilim, yazarken de tereddüt ettim açıkçası, ama 1976 depreminin yol açtığı hasarla, 35 yıl sonra, aynı bölgede ve aşağı yukarı aynı şiddetteki (7.2) bir depremin yol açtığı hasar ve can kaybı arasında epey fark var.
Sonra Van merkezde ve Erciş’te, depreme dayanamayan bina sayısının çok olması, bizim müteahhitlerimizin bazılarının, hâlâ inşaat projelerini ve malzemelerini hazırlarken, 7 şiddetinde bir depremi pek de hesaba katmadıklarını gösteriyor.
Köylerde ne oldu tam olarak bilmiyoruz hâlâ, ama kayıplar oralarda da çok büyük..
Bütün bunlar tamam, ve malumu ilan etmekten başka bir şey değil aslında.
Maalesef, Türkiye, başka açılardan da, bu ikinci büyük deprem felaketine hazırlıksız yakalandı.
‘Hazırlıksız yakalandı’ demekten kastım, daha kaliteli inşaat malzemesi, daha dürüst müteahhitlik hizmeti filan değil. Bu kusurlar, kabahatler, elbette felaketin boyutlarını daha da büyütüyor, hesabı da sonuna kadar sorulmalı, ama Türkiye hazırlıksız yakalandı derken benim kastettiğim başka bir şey var.
Kabul edelim ki, bu deprem bizi yine insanlık-üstü (suç-üstü de diyebilirsiniz), insanlıkla bağdaşmayan hallerimizle yani normal sayılabilecek başka insanlardan epey farklı olduğumuzu gösteren hallerimizle yakaladı.
HABERTÜRK spikeri Duygu Canbaş “Her ne kadar Van’da olsa da, acımız büyük” dedi.
Bir başka televizyoncu Müge Anlı, atv ekranlarından, içindeki nefretin ne kadar büyük olduğunu gösteren sözler sarf etti.
Müge Anlı ve Duygu Canbaş’ın, istisnai bir bilinçaltına sahip olduklarını düşünmemek gerekir.
Böyle marazi bir bilinçaltı bu ülkede maalesef var.
Kürtler’in felakete uğradığı, evlerinin başlarına yıkıldığı, ve beton yığınları altında can verdikleri anlarda, bu marazi bilinçaltı harekete geçiyor ve ellerinde değil tabii, taşıyıcıları onu saklama gereği duymuyor, ifşa ediyorlar..
Türkiye’nin deprem sonrası, ‘insanlık halleri’, bu kızcağızların nefret hallerinden ibaret değil ama.
Ortada yüzlerce ölü varken, ‘anahtar teslimi iş’ gibi görmeye başladığımız malum savaşa hiç ara vermeden devam etmeyi uygun bulduk.
Taraflardan kimse, “ülke büyük bir acıyla sarsılmışken, Kürtler ve Türkler aynı beton yığınları altında can veriyorken, hadi gelin bu acıya ortak olduğumuzu ve bu zamanda başka bir acı istemediğimizi göstermek adına, parmaklarımızı tetikten çektiğimizi, operasyonlara ara verdiğimizi ilan edelim, böylece daha ahlaki bir yerde durduğumuzu göstermiş oluruz” gibi bir düşünceye kapılmadı doğrusu!
Dağlarda hem ‘ölü ele geçirilenlerin’ hem şehit olanların sayısını veren, ve askerî ‘karargâhlardan’ açıklanan listeler, depremde hayatını kaybedenleri ilan eden listelerle ve rakamlarla adeta yarışıyordu.
Bir ülke düşünün, insanları, bir doğa felaketinin yol açtığı acılarda ortaklaşabiliyor, toprağın altından çıkan ölülerin acısını kalbinde hissedebiliyor, beraber ağlayabiliyor, beraber gözyaşı dökebiliyor.
Ama aynı ülkenin insanları, onu vahşileştirmiş, başkalarının acısını göremez hale getirmiş bir savaşa, deprem zamanında dahi, kısa bir mola vermeyi aklına bile getirmiyor.
Dağlarda birbirlerini kovalayıp öldürmeye çalışan insanların ülkesiyle, ölülerini beton yığınlarının altından çıkarıp, ardından ağlayanların ülkesi nasıl bir ve aynı ülke olabiliyor, anlayabilmek hiç kolay değil doğrusu..
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 2071’ E DOĞRU: TÜRKLER V KÜRTLER..
7.10.2012 - Vur kendini dağlara! Vur kendini Maxmur’a!
3.09.2012 - Kürt aydınının trajedisi (2)
1.09.2012 - Kürt aydınlarının trajedisi (1)
30.08.2012 - Roj baş hevaller!
27.08.2012 - Bu savaş kimin için
25.08.2012 - Zulmedene benzemek ve suskunluk
23.08.2012 - Ruh sağlığım gayet yerinde
20.08.2012 - Ali Fikri Işık
18.08.2012 - Yoksa, Aygün ‘devletin iyi Kürdü’ mü
16.08.2012
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları



































berin darılmaz
Barış süresi bile bu kadar karmaşık bir hal aldıysa, bazı zorlukları göze almak gerek.Amaç niyet edip ilerlemek ve niyeti icraatla sonuçlandırıp,biraz zor fakat kimsenin burnunun kanmaması...Ben bu hamur daha çok su götürür...
Hayri İrdal
Aynen referandum tartışmalarındaki gibi konuyu dağıtma, abuk subuk iddialarla münazara yapma taktiği. Referandumdaki asıl niyet yargı organları değilmiş gibi yüzlerce yazı yazılmıştı, memurun sendika haklarından küçüklerin korunmasına kadar bir sürü gürültü, yeter ki konu açık konuşulmasın. Olan şu: AKP Erdoğanı süper yetkilerle donanmış başkan yapmak istiyor. Bunun için de BDP (ve dolayısıyla PKK) ile pazarlık yapıyor, iş bu kadar basit. Kemalistler statüko ulusalcılar bilmemneler hikaye..