Osman CAN
Türkiye’de değişim istemek risklidir. Olağanüstü mücadelelere girişirsiniz. Başarılı olursunuz. Başarınız, sonrasını biçimlendirme gücünüz olduğu anlamına gelmez. Bir entelektüel yalnızca suyun akışını engelleyen setleri kaldırır. Bunun kaldırılması gerektiğine de inanır. Zira aşırı biriken su belirli bir potansiyele ulaştıktan sonra setleri yıkarak ilerler, bununla birlikte büyük yıkımlara da yol açar. Ama birikme fazla ise, entelektüel, dengeye ulaşana kadar serbest kalan suyun kısmi zararlar vermesine de engel olamaz. Çünkü su miktarı veya suyun akacağı güzergâhın eğimi onun kontrolünde değil.
Üstelik değişim sonrasında farklı aktörler devreye girerek entelektüelin çağrısını, eleştirisini ve yönlendirme çabasını etkisizleştirebilir, saygınlığını yok etme gayreti içine girebilir. Bu olağandır, zira entelektüel değişimden sonra da eleştireldir, yapıcıdır, yol göstermeye çalışır, meşruiyete duyarlıdır. Entelektüelin bu tutumu bir yandan frenlenmekten rahatsızlık duyanları rahatsız edebilir. Bir yandan değişim yorgunluğu çeken aktörler nezdinde kendisini sevimsiz kılar. Diğer yandan da sürekli değişimi talep etmesi, “artık bu kadar değişim yeter” veya “cari düzene daha fazla dokunmayalım” tarzı muhafazakârlıkları ciddi bir şekilde rahatsız eder. Evet, değişimi savunmak zordur. Referandumda “yetmez ama evet” demenin “yetmez” kısmı rahatsız edicidir. Hele toplumsal sorunları çözme adına kemalizmin ve ittihatçılığın gerici diline ve cari araçlarına başvurulduğu her durumda, “yetmez” kısmının yarattığı rahatsızlık daha da artar.
Ama “evet” kısmı daha da rahatsız edicidir.
Mum ve güneşin aydınlığı
Entelektüel değişimi savunurken, kimileri de “yeni”nin mutlak bir “iyi”lik olması beklentisine girer. Değişim ancak mükemmel bir şey ise savunulabilir. Veya mağaradan çıkmak için dış dünyanın kusursuz olması şart koşulur. Kusursuz olmadığına göre, mantık gereği dışarı çıkılmaması gerekir. Zihniyet devrimi ve aydınlanma gereklidir, denir. Peki, mağarada kalmakla nasıl olacak bu? Herhalde mağarada mumu elinde tutan yapacak bunu, mehdi gelene dek!
Mehdi beklemek istemeyenlerin değişim çabası ve aldıkları merhaleler, daima bir kötüye gidiş olarak kabul edilir. Karamsarlık havası yaygınlaştırılır. Değişim için uğraşanlar “mutlak kötülük” peşinde koşanlar veya “mutlak körlük”le “kötü efendilere” hizmet edenler olarak etiketlenmeye çalışılır. Bu insanlar bulundukları karanlıktan kurtulma, onunla hesaplaşma ve karanlığın devamını sağlayan sistemle pratikte sonuç doğurabilecek hiçbir mücadele içine girmezler. Geleneksel olarak da aynı mahallede hâkim düşünce kalıplarına sahip olduklarından dolayı, en küçük bir kriz anında aşina oldukları karanlığın savunusunu yaparlar. Değişim sürecindeki hatalar ve riskleri bahane gösterirler. Oysa sosyal ve siyasal süreçler laboratuvar şartlarında yapılan deneylere benzetilemez. Hiçbir zaman değiştirmek istediğiniz düzen “mutlak kötü” değişimden sonra ortaya çıkan düzen de “mutlak iyi” değildir. Ama bir tarafı aydınlatanın mum, ötekinin güneş olduğu kesindir.
Demokrasi mükemmel işleyen, yargısı mutlak anlamda bağımsız, yönetimi mutlak surette halkın çıkarına gerçekleştiği, meclisinin mutlak ve yüzde 100 temsiliyet sağladığı, eşitliğin ve özgürlüklerin mutlak anlamda tamamlandığı, güvenliğin mutlak anlamda garanti edildiği bir sistem değil. Demokrasi risktir, rekabettir, inşadır, kimi zaman ormanda kaybolmaktır.
Faşizm, kendisine yapısal eleştiri ve başkaldırı yöneltmemiş olanlar için güvenlik sağlamış olabilir. Bu nedenle bunlar demokrasi riskini almaktansa, bu risklere dikkat çekerek faşizmin güvenli limanında kalmaya kendilerini ikna edebilirler. Faşizmin dışına çıkmadan yapılan muhalefet ile kariyeri kurtarabilirler. “Evet” buradaki konforu bozuyor.
Sorun bu “kimileri”nin kendilerini ikna etmelerinde değil, demokrasi riskine cesaret edenlere saldırmalarında, onların tercihlerini kriminalize etmelerinde, demokrasi gemisini batırmak için gerektiğinde faşizmin toplarına barut taşımayı entelektüel kariyerinin parçası olarak yüceltmelerinde... Yeniyi mükemmel olmadığı gerekçesiyle durdurmaya çalışırken faşizmin ayakta kalmasını sağlamalarında. Nihayetinde “evet” tercihinde bulunanları hedef gösterme ahlaksızlığından vazgeçmemelerinde...
Taner Akçam’ın da dediği gibi, bu “kimileri” katile ‘katil’ diyenin, katil demesini az buluyorlar, burun kıvırıyorlar ama katille yan yana olmakta hiçbir mahsur görmüyorlar. Katile katil diyene duydukları öfke öyle büyük ki, katilin kendisine olan yakınlıklarının farkında bile değiller...
‘Mağaradan’ çıkma zamanı
12 Eylül Referandumu ile ülkeyi karanlık mağarada tutan mum taşıyıcısı veya hapiste tutan gardiyan devre dışı bırakıldı. Ama demokrasi inşa edilemedi henüz. Sadece bunun imkânı yaratıldı. Şimdi çıkmaya başladık. Mağaradan veya hapisten çıkıp yeni bir hayat kurmak zor. Hele 100 yıldır hiç normal bir hayat sürmemiş, son elli yılını da dipçik altında geçirmiş bir toplumun her şeyi eline yüzüne bulaştırması, hatalar yapması, bu süreçte zarar görmesi normal. Rehabilitasyon kolay değil. “Yetmez ama evet”teki “evet” mağaradan veya hapishaneden kurtulma kararlılığının bir ifadesiydi. 12 Eylül Yargılaması da bir başlangıçtı. Onun pirüpak bir hesaplaşma aracı olmadığını, sistem bütünüyle demokratikleşmeden bunun olamayacağını toplum biliyor.
Toplumu bir kere olsun okusalar, kafalarını karanlık mağaranın dışına çıkarsalar, pek çok çalışmanın yanında Anayasa Platformu’nun Meclis Uzlaşma Komisyonu’yla birlikte düzenlediği Anayasa toplantılarına katılsalar, mum ile güneş arasındaki farkı görseler ve toplumun çok gerisinde kaldıklarını ve yarasalaştıklarını fark etseler...
Ama birileri süreçteki riskleri ve hataları öne çıkararak topluma mahkûm üniformasını tekrardan giymeyi salık veriyor veya dışarı çıkmaya çalışanlara saldırıyorsa, artık onları geride bırakıp, riskli de olsa “yeni” dünyaya yelken açmaktan başka yapacak bir şey kalmamış demektir.
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015