Osman CAN
Üniversitelere rektör atama rejimi ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebiliyor. Vakıf veya özel üniversiteleri bir yana bırakırsak, demokratik ülkelerde kamu üniversitelerinin özerkliği ve üniversitenin bilimselliğinin korunması rektör atama veya seçme rejiminin belirlenmesinde dikkate alınan kriterlerden. Bu nedenle de seçim gibi demokratik usuller öne çıkmaktadır. Hemen belirtelim ki, rektörlük bizdeki gibi çok cazip de değil. Makam aracı veya saray benzeri lojmanları yok; üniversite öğretim üyelerinin kaderi hakkında karar verme güçleri, buna güç demek de doğru değil, buradaki üniversitelerle kıyaslanamayacak düzeyde düşük. Bu nedenle siyasetçilerin ilgi alanına girmez, daha doğrusu yürütme iktidarının müdahale alanı sayılmaz. Akademik kadrolar üniversite kavramının anlam ve amacına uygun olarak görevlerini yerine getirirken, bunun dışında siyasetle ilgilenmelerine, siyasi partilere üye olmalarına engel çıkarılmamakta, üniversite kampüsleri, salonları siyaseti, toplumsal yaşamı ilgilendiren her konunun özgürce müzakere edildiği mekanlara dönüşmektedir. Partizanlıktan uzak bir şekilde elbette… Üniversite sadece kitabi, teknik ve uzmanlık bilgilerinin öğrenildiği/öğretildiği bir mekan değil, bir yaşam alanıdır. Kampüslerin kapısında polis veya güvenlik görevlisi bulunmaz, amfilerde derse katılmak için öğrenci kimliği ibrazı da gerekli değildir.
Rektörlük idari bir görev, akademik değil. Üniversiteyi dışarıda temsil eder, üniversitenin stratejik gelişiminden sorumlu, Üniversite senatosunun başkanı ve nihayetinde akademik kadronun idari yönden amiri. Batı demokrasilerinde çok cazip olmadığından rektörlük seçimleri de haber değeri taşımaz. Öyle ki çoğu zaman üniversite içinde dahi dikkati çekmeyebilir. Üniversite özerkliği, kurullarının özerkliği, öğretim üyelerinin akademik özgürlükleri ve nihayetinde öğrencilerinin özgürce eğitim alıyor olmasıyla tamamlanmakta, özgürlük ve özerklik ilişkisi, yetki ve sorumluluk dengesi yaratmakta ve üniversiteleri bilimsel rekabette ileri seviyelere taşımaktadır. Rektörlüğün merkezi bir güç odağı olmasını engelleyen husus aynı zamanda özgürlük-özerklik ilişkisinde ortaya çıkan yetki-sorumluluk dengesidir.
Bizde rektörlük, yukarıda özetlenen demokratik üniversite tasarımıyla ilgili bir makam değil. Tasarımı farklı, çünkü bizim anayasal ve hukuksal düzlemimizin tasarımı çok farklı. Bizde rektörlük tasarımı ülkemizin egemenliğin kullanımına dair temel kurgunun dışında değil: Merkezi kontrol eden her şeyi kontrol eder; kontrol etmeli ki var olabilsin! Bu nedenle katı merkeziyetçilik ve hiyerarşi bu ülkenin normalidir. Ülkede güç nasıl Ankara’da ve sonrasında tek kişide/grupta temerküz ediyorsa, Üniversitelerde de böyle olacaktır. Üniversiteler sağ iktidarlar için ayrıca sorun olarak görüldüğü için, güç temerküzünün sağlandığı üniversitenin aynı zamanda özerkliğinin olmaması gerekir ki, üniversitelerin kontrolü mümkün olsun. 27 Mayıs öncesindeki öğrenci hareketleri, darbeden 22 gün önce gerçekleştirilen ve ağırlıklı olarak öğrencilerin etkin olduğu 555K eylemi, 1971 öncesi ve nihayetinde 1980 öncesindeki öğrenci eylemleri, muhafazakarlığın baskın olduğu siyasal kadrolar bakımından Üniversitelerin sorun olarak görülmesini sağlıyor. Bu bir sorun olduğu için de kontrol edilmesi gerekiyor.
1982 Anayasasıyla üniversite özerkliği kaldırıldı. Üniversiteler Yüksek Öğretim Kurumuna (YÖK) bağlandı. Akademik faaliyetlere ilişkin düzenlemeler sıkılaştırıldı, akademisyenlere ve öğrencilere ilişkin disiplin kuralları sertleştirildi. Bir bakıma Cumhuriyetin kuruluşunda da belirli ölçüde kendini hissettiren militarizasyon, 27 Mayıs, 12 Mart ve nihayet 12 Eylül ile tamamlandı diyebiliriz.
Bütün kurumlar militarize edilirken aynı disiplin içinde üniversiteleri de eşgüdümlü hale getirmek gerekiyordu. Sol hareket dışında pek rahatsızlık uyandırmayan bu uygulama, 80’lerin sonunda başlayan başörtüsü yasakları nedeniyle muhafazakarların duyarlılık geliştirmesine ve özerklik konusuyla ilgilenmelerine yol açtı. Ancak bu duyarlılık ambivalent (ikircikli ve kararsız) idi. Başörtüsüyle ilgili sorunun, genel bir çoğulcu ve katılımcı sistem tasarımı yerine, “başörtüsüyle sınırlı” bir şekilde çözülmesiyle birlikte kayboldu ve12 Eylül reflekslerine dönüldü. Daha önce Anayasanın engel olduğu söylenen, hatta bu gerekçeyle uğruna Anayasa değişikliğinin bile -Anayasayı çiğneme pahasına- iptal edildiği başörtüsü yasağı hiç bir yasal düzenlemeye gerek kalmadan çözümlendi. Çözümün anahtarı başta YÖK olmak üzere üniversite yönetimlerinin süreç içinde değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle kadrolaşmaydı. 15 Temmuz’un sunduğu tarihi fırsat, AKP yönetimi için süreç içinde değişimi bekleme zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Anayasaya aykırı OHAL KHK’larıyla rektörlük seçim usulü kaldırılarak Cumhurbaşkanınca doğrudan atama usulü benimsendi. Güç temerküzü daha da derinleşti. Beğenmediğimiz YÖK’ün yetkisi bile, Rektör adaylarının bilimsel ve kurumsal gereklerle ilgisi olmayan, sadece adaylık koşullarını taşıyıp taşımadığına dair şekli bir incelemeyle sınırlı kaldı.
Siyasal islamcılığı ve son dönemlerinde irrasyonel bir muhafazakarlığı temsil eden AKP’nin üniversitelerle kurduğu ilişki, Türkiye’nin siyasi tasarımı nedeniyle her bir siyasal grupta da gözlemlenebileceği üzere, kadrolaşma, ele geçirme ve denetleme ilişkisidir.
Bu bir yandan siyasal hareketin psikolojisinde yer alan ötekinden kaynaklanan tehdit (algısı) karşısında kendini korumanın yolu olarak tahakküm inşa etme ihtiyacını ifade eder. Tehdit algısını üç eksende tespit edebiliriz:
İlk olarak, üniversite öğrencisi dinamik ve sorgulayıcıdır. Kimi zaman ergenlik sonrası geleneksel olana bazen dürtüsel meydan okuyucudur. Dünyayı, sistemleri, üstyapıları, altyapıları vs değiştirme inancını taşıdığı için her halükarda muhafazakarlık düşüncesi açısından çok da olumlu karşılanmayacak özelliklere sahip olabilir. Üniversite öğrencisi risktir. 80 öncesi üniversite gençliği eylemleri ile Gezi eylemleri zihin dünyasında yan yana geldiğinde, üniversite gençliğinin AKP kadroları ve karar vericileri için varoluşsal bir tehdit olarak görülmemesi mümkün değildir. İkinci olarak öğretim üyeleri ve üniversitenin kurumsal kimliği, evrensel geçerliliğe sahip bilgi ve analizle, diğer bir ifadeyle yanlışlanması güç verilerle kendini ifade ettiği için (ki bu konuda tablo çok da parlak değil), bu da AKP iktidarının gittikçe anakronikleşen siyaset yapma biçimi için varoluşsal tehdittir. Üçüncü olarak üniversitenin elit olması, ki Boğaziçi elit üniversite olarak kabul edilir ve elit üniversite kavramı elitizmle ilgili olmayıp seçkinlik ve saygınlıkla ilgili olarak tüm dünyada kullanılmaktadır, mevcut iktidar sahipleri için kişiliğe ve öz saygıya yönelik varoluşsal bir tehdit anlamına gelir. Zira elitlik, bu kesim için Osmanlı modernleşmesiyle başlayıp Cumhuriyet dönemiyle derinleşen modernist hegemonya karşısında bir aczi, yetersizliği, değersizliği, dolayısıyla aşağılık kompleksiyle malul derin bir kimlik krizini hatırlatır. Daha özelde AKP yönetiminin bir türlü inşa edemediği “kültürel iktidar” konusundaki başarısızlığının da hatırlatıcısıdır. Bu nedenle orantısız bir kızgınlık yaratır; zira olağan sayılabilecek bir kızgınlığa, kendisine duyduğu, ancak bununla yüzleşmek yerine muarızına yansıttığı kızgınlık da eşlik eder. Bu kızgınlığa kendilerine haksız olduklarını hatırlatan vicdan baskısının ağırlığı da ekleyince sonuç ağır olur.
Diğer yandan iktidar mücadelesinde bir çaresizliğe de işaret ediyor. Zira rasyonelliğini bütünüyle kaybetmiş bir iktidar, ancak kamu kaynaklarını kuralsızca dağıtmasıyla, daha dramatik bir ifadeyle, finans kaynaklarının yanında aynı zamanda kamuya ait makam ve pozisyonların, yetkinlikler yönünden mecburiyet hissetmedikçe, kendisine sadık olabilecek kişilere dağıtarak ayakta kalabilir, ömrünü biraz uzatabilir. Bu nedenle partili veya partisiz, pek çok kişi bir yandan AKP yöneticilerinin yalnız olmadığını hissetme ihtiyacını karşılamak, diğer yandan varoluşsal tehditlere karşı durmak üzere kamusal pozisyonlara yerleştirilecektir. Bu kaçınılmaz. Son dört yılda yapılan atamalarda bu eğilim gittikçe güçleniyor. Rektörlüğe atanan kişilerin bilimsel niteliği, bu ilişkide önemini kaybediyor. Zira atayan için atamanın gerekçesi nitelik değildir; aksine nitelik atamanın kılıfına dönüşüyor. Bunun atananlar bakımından da çok ağır olduğu tartışmasız.
Yöneticilerin ve kolluk kuvvetlerinin son yıllarda itiraz ve eleştirileri kişisel olarak algılaması, bu algıya göre yasama, yürütme ve yargı politikalarını biçimlendirmesi bir ara sonuç; kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyen, itirazlarını toplu şekilde dile getirmek isteyen kişilere, Boğaziçili öğrencilere reva gördüğü ölçüsüzce müdahale ise semptomatiktir ve şaşırtmıyor.
Nihai sonuç ise sadece Boğaziçi Üniversitesinin, öğretim üyeleri ve öğrencilerinin değil, bilimin ve Türkiye’nin kaybediyor olmasıdır. Çürüme ve yozlaşma tsunami dalgası gibi tüm kurumlarda yıkıma yol açıyor. Bu coğrafyada yaşayan herkes, bu ülkenin her bir yurttaşı, yöneticiler ve onları destekleyenler de dahil olmak üzere kaybediyoruz, birlikte kazanabilecekken…
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları
-
Özgül Üstüner COŞKUNİnceden 5.07.2022 Tüm Yazıları
-
Barış SoydanGıda Komitesi’nin ve enflasyonla mücadelede başarısızlığın acıklı öyküsü 21.06.2022 Tüm Yazıları










































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015