Osman CAN
Üniversitelere rektör atama rejimi ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebiliyor. Vakıf veya özel üniversiteleri bir yana bırakırsak, demokratik ülkelerde kamu üniversitelerinin özerkliği ve üniversitenin bilimselliğinin korunması rektör atama veya seçme rejiminin belirlenmesinde dikkate alınan kriterlerden. Bu nedenle de seçim gibi demokratik usuller öne çıkmaktadır. Hemen belirtelim ki, rektörlük bizdeki gibi çok cazip de değil. Makam aracı veya saray benzeri lojmanları yok; üniversite öğretim üyelerinin kaderi hakkında karar verme güçleri, buna güç demek de doğru değil, buradaki üniversitelerle kıyaslanamayacak düzeyde düşük. Bu nedenle siyasetçilerin ilgi alanına girmez, daha doğrusu yürütme iktidarının müdahale alanı sayılmaz. Akademik kadrolar üniversite kavramının anlam ve amacına uygun olarak görevlerini yerine getirirken, bunun dışında siyasetle ilgilenmelerine, siyasi partilere üye olmalarına engel çıkarılmamakta, üniversite kampüsleri, salonları siyaseti, toplumsal yaşamı ilgilendiren her konunun özgürce müzakere edildiği mekanlara dönüşmektedir. Partizanlıktan uzak bir şekilde elbette… Üniversite sadece kitabi, teknik ve uzmanlık bilgilerinin öğrenildiği/öğretildiği bir mekan değil, bir yaşam alanıdır. Kampüslerin kapısında polis veya güvenlik görevlisi bulunmaz, amfilerde derse katılmak için öğrenci kimliği ibrazı da gerekli değildir.
Rektörlük idari bir görev, akademik değil. Üniversiteyi dışarıda temsil eder, üniversitenin stratejik gelişiminden sorumlu, Üniversite senatosunun başkanı ve nihayetinde akademik kadronun idari yönden amiri. Batı demokrasilerinde çok cazip olmadığından rektörlük seçimleri de haber değeri taşımaz. Öyle ki çoğu zaman üniversite içinde dahi dikkati çekmeyebilir. Üniversite özerkliği, kurullarının özerkliği, öğretim üyelerinin akademik özgürlükleri ve nihayetinde öğrencilerinin özgürce eğitim alıyor olmasıyla tamamlanmakta, özgürlük ve özerklik ilişkisi, yetki ve sorumluluk dengesi yaratmakta ve üniversiteleri bilimsel rekabette ileri seviyelere taşımaktadır. Rektörlüğün merkezi bir güç odağı olmasını engelleyen husus aynı zamanda özgürlük-özerklik ilişkisinde ortaya çıkan yetki-sorumluluk dengesidir.
Bizde rektörlük, yukarıda özetlenen demokratik üniversite tasarımıyla ilgili bir makam değil. Tasarımı farklı, çünkü bizim anayasal ve hukuksal düzlemimizin tasarımı çok farklı. Bizde rektörlük tasarımı ülkemizin egemenliğin kullanımına dair temel kurgunun dışında değil: Merkezi kontrol eden her şeyi kontrol eder; kontrol etmeli ki var olabilsin! Bu nedenle katı merkeziyetçilik ve hiyerarşi bu ülkenin normalidir. Ülkede güç nasıl Ankara’da ve sonrasında tek kişide/grupta temerküz ediyorsa, Üniversitelerde de böyle olacaktır. Üniversiteler sağ iktidarlar için ayrıca sorun olarak görüldüğü için, güç temerküzünün sağlandığı üniversitenin aynı zamanda özerkliğinin olmaması gerekir ki, üniversitelerin kontrolü mümkün olsun. 27 Mayıs öncesindeki öğrenci hareketleri, darbeden 22 gün önce gerçekleştirilen ve ağırlıklı olarak öğrencilerin etkin olduğu 555K eylemi, 1971 öncesi ve nihayetinde 1980 öncesindeki öğrenci eylemleri, muhafazakarlığın baskın olduğu siyasal kadrolar bakımından Üniversitelerin sorun olarak görülmesini sağlıyor. Bu bir sorun olduğu için de kontrol edilmesi gerekiyor.
1982 Anayasasıyla üniversite özerkliği kaldırıldı. Üniversiteler Yüksek Öğretim Kurumuna (YÖK) bağlandı. Akademik faaliyetlere ilişkin düzenlemeler sıkılaştırıldı, akademisyenlere ve öğrencilere ilişkin disiplin kuralları sertleştirildi. Bir bakıma Cumhuriyetin kuruluşunda da belirli ölçüde kendini hissettiren militarizasyon, 27 Mayıs, 12 Mart ve nihayet 12 Eylül ile tamamlandı diyebiliriz.
Bütün kurumlar militarize edilirken aynı disiplin içinde üniversiteleri de eşgüdümlü hale getirmek gerekiyordu. Sol hareket dışında pek rahatsızlık uyandırmayan bu uygulama, 80’lerin sonunda başlayan başörtüsü yasakları nedeniyle muhafazakarların duyarlılık geliştirmesine ve özerklik konusuyla ilgilenmelerine yol açtı. Ancak bu duyarlılık ambivalent (ikircikli ve kararsız) idi. Başörtüsüyle ilgili sorunun, genel bir çoğulcu ve katılımcı sistem tasarımı yerine, “başörtüsüyle sınırlı” bir şekilde çözülmesiyle birlikte kayboldu ve12 Eylül reflekslerine dönüldü. Daha önce Anayasanın engel olduğu söylenen, hatta bu gerekçeyle uğruna Anayasa değişikliğinin bile -Anayasayı çiğneme pahasına- iptal edildiği başörtüsü yasağı hiç bir yasal düzenlemeye gerek kalmadan çözümlendi. Çözümün anahtarı başta YÖK olmak üzere üniversite yönetimlerinin süreç içinde değiştirilmesi, diğer bir ifadeyle kadrolaşmaydı. 15 Temmuz’un sunduğu tarihi fırsat, AKP yönetimi için süreç içinde değişimi bekleme zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Anayasaya aykırı OHAL KHK’larıyla rektörlük seçim usulü kaldırılarak Cumhurbaşkanınca doğrudan atama usulü benimsendi. Güç temerküzü daha da derinleşti. Beğenmediğimiz YÖK’ün yetkisi bile, Rektör adaylarının bilimsel ve kurumsal gereklerle ilgisi olmayan, sadece adaylık koşullarını taşıyıp taşımadığına dair şekli bir incelemeyle sınırlı kaldı.
Siyasal islamcılığı ve son dönemlerinde irrasyonel bir muhafazakarlığı temsil eden AKP’nin üniversitelerle kurduğu ilişki, Türkiye’nin siyasi tasarımı nedeniyle her bir siyasal grupta da gözlemlenebileceği üzere, kadrolaşma, ele geçirme ve denetleme ilişkisidir.
Bu bir yandan siyasal hareketin psikolojisinde yer alan ötekinden kaynaklanan tehdit (algısı) karşısında kendini korumanın yolu olarak tahakküm inşa etme ihtiyacını ifade eder. Tehdit algısını üç eksende tespit edebiliriz:
İlk olarak, üniversite öğrencisi dinamik ve sorgulayıcıdır. Kimi zaman ergenlik sonrası geleneksel olana bazen dürtüsel meydan okuyucudur. Dünyayı, sistemleri, üstyapıları, altyapıları vs değiştirme inancını taşıdığı için her halükarda muhafazakarlık düşüncesi açısından çok da olumlu karşılanmayacak özelliklere sahip olabilir. Üniversite öğrencisi risktir. 80 öncesi üniversite gençliği eylemleri ile Gezi eylemleri zihin dünyasında yan yana geldiğinde, üniversite gençliğinin AKP kadroları ve karar vericileri için varoluşsal bir tehdit olarak görülmemesi mümkün değildir. İkinci olarak öğretim üyeleri ve üniversitenin kurumsal kimliği, evrensel geçerliliğe sahip bilgi ve analizle, diğer bir ifadeyle yanlışlanması güç verilerle kendini ifade ettiği için (ki bu konuda tablo çok da parlak değil), bu da AKP iktidarının gittikçe anakronikleşen siyaset yapma biçimi için varoluşsal tehdittir. Üçüncü olarak üniversitenin elit olması, ki Boğaziçi elit üniversite olarak kabul edilir ve elit üniversite kavramı elitizmle ilgili olmayıp seçkinlik ve saygınlıkla ilgili olarak tüm dünyada kullanılmaktadır, mevcut iktidar sahipleri için kişiliğe ve öz saygıya yönelik varoluşsal bir tehdit anlamına gelir. Zira elitlik, bu kesim için Osmanlı modernleşmesiyle başlayıp Cumhuriyet dönemiyle derinleşen modernist hegemonya karşısında bir aczi, yetersizliği, değersizliği, dolayısıyla aşağılık kompleksiyle malul derin bir kimlik krizini hatırlatır. Daha özelde AKP yönetiminin bir türlü inşa edemediği “kültürel iktidar” konusundaki başarısızlığının da hatırlatıcısıdır. Bu nedenle orantısız bir kızgınlık yaratır; zira olağan sayılabilecek bir kızgınlığa, kendisine duyduğu, ancak bununla yüzleşmek yerine muarızına yansıttığı kızgınlık da eşlik eder. Bu kızgınlığa kendilerine haksız olduklarını hatırlatan vicdan baskısının ağırlığı da ekleyince sonuç ağır olur.
Diğer yandan iktidar mücadelesinde bir çaresizliğe de işaret ediyor. Zira rasyonelliğini bütünüyle kaybetmiş bir iktidar, ancak kamu kaynaklarını kuralsızca dağıtmasıyla, daha dramatik bir ifadeyle, finans kaynaklarının yanında aynı zamanda kamuya ait makam ve pozisyonların, yetkinlikler yönünden mecburiyet hissetmedikçe, kendisine sadık olabilecek kişilere dağıtarak ayakta kalabilir, ömrünü biraz uzatabilir. Bu nedenle partili veya partisiz, pek çok kişi bir yandan AKP yöneticilerinin yalnız olmadığını hissetme ihtiyacını karşılamak, diğer yandan varoluşsal tehditlere karşı durmak üzere kamusal pozisyonlara yerleştirilecektir. Bu kaçınılmaz. Son dört yılda yapılan atamalarda bu eğilim gittikçe güçleniyor. Rektörlüğe atanan kişilerin bilimsel niteliği, bu ilişkide önemini kaybediyor. Zira atayan için atamanın gerekçesi nitelik değildir; aksine nitelik atamanın kılıfına dönüşüyor. Bunun atananlar bakımından da çok ağır olduğu tartışmasız.
Yöneticilerin ve kolluk kuvvetlerinin son yıllarda itiraz ve eleştirileri kişisel olarak algılaması, bu algıya göre yasama, yürütme ve yargı politikalarını biçimlendirmesi bir ara sonuç; kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyen, itirazlarını toplu şekilde dile getirmek isteyen kişilere, Boğaziçili öğrencilere reva gördüğü ölçüsüzce müdahale ise semptomatiktir ve şaşırtmıyor.
Nihai sonuç ise sadece Boğaziçi Üniversitesinin, öğretim üyeleri ve öğrencilerinin değil, bilimin ve Türkiye’nin kaybediyor olmasıdır. Çürüme ve yozlaşma tsunami dalgası gibi tüm kurumlarda yıkıma yol açıyor. Bu coğrafyada yaşayan herkes, bu ülkenin her bir yurttaşı, yöneticiler ve onları destekleyenler de dahil olmak üzere kaybediyoruz, birlikte kazanabilecekken…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları













































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015