Serdar KAYA
Öğretmen atamaları Türkiye’de son dönemde sıklıkla gündeme geliyor. Ancak gündemdeki pek çok diğer konu gibi bu konu da çoğu zaman olması gerektiğinden farklı bir çerçevede tartışılıyor.
Kılıf: İş güvencesi
Atamalar konusunda dile getirilen en yaygın argümanlardan biri, öğretmen adaylarının iş güvencesini nazara veriyor. “İş güvencesi” kavramını bir parça gerçek anlamı dışına taşıyan bu argümana göre, bir yanda öğretmenlik işi, diğer yanda da öğretmen adayları var ve bütün problem, devletin bu ikisini buluşturmamasından ileri geliyor. Hâlbuki, gerçekler, bu çerçevede çizildiğinden çok farklı.
Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de hâlihazırda 500 binin üzerinde öğretmen var. Her yıl onbinlerce yeni mezun bu geniş kitleye katılmak istiyor. Dolayısıyla, öğretmen atamalarının yavaşlamasında şaşılacak bir durum yok. Çünkü, Türkiye’de pek çok meslekte olduğu gibi öğretmenlikte de emek arzı artık ihtiyacın çok üzerinde.
Dahası, öğretmenlik alanında iş bulma konusundaki rekabet önümüzdeki yıllarda daha da kızışacağa benziyor. Bu nedenle, öğretmen adayları, bu rekabeti daha kolay göğüsleyebilme adına branşlarındaki bilgi ve becerilerini arttırmaya çalışmak durumundalar. Ancak bu gerçeklerle yüzleşmek yerine, “Devlet bize iş güvencesi sağlasın” diyen öğretmen adayları, işin kolayına kaçıyor gibiler. Zira “bir yolunu bulup devlete kapağı atma” ve bu şekilde (verimlilikleri düşük de olsa) ömür boyu iş, maaş ve emeklilik güvencesi kazanma kaygısıyla dile getirilen bu argümanlar pek ikna edici değil.
Gerçek: Menfaat
“İş güvencesi” gibi kavramlar, bir gerçeği dile getirmekten ziyade, gerçeği saklama ve olduğundan farklı bir şekilde sunma işlevi görüyor. Zira bu gibi kalıplaşmış ifadeler etrafında kurgulanan argümanlar, ortada doğruluğu tartışılmaz bir prensip olduğu ve bu prensibin ihlal edildiği izlenimini uyandırıyor. Atama bekleyen öğretmenler konusu özelinde yapılan, (1) iş güvencesinin tartışılmaz bir hak olduğu ve (2) eğitim fakültesi mezunlarının otomatikman bu hakka sahip oldukları şeklinde özetlenebilecek iki varsayımı birer veri olarak sunmak ve ardından da, (3) devletin atamalarını yapmayarak öğretmenlerin bu hakkını ihlal ettiğini ima etmekten ibaret.
Hâlbuki durum bu değil. Atama bekleyen öğretmenler de herkes gibi mesleklerini yapabilmek ve bu şekilde geçimlerini sağlayabilmek istiyorlar. Yani ortada hakları ihlal edilen değil, kendi özel menfaatleri doğrultusunda taleplerde bulunan bir kitle var. Bu kitlenin talebine konu olan istek, meşru bir istek. Ancak talebe konu olan isteğin meşru olması, bu talebin bir hak talebi olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin, Türkiye’de arabasını yenilemek gibi meşru bir isteğe sahip olan milyonlarca insan var. Ancak bu isteğin meşru olmasından hareketle, devletin bu kimselerin arabalarını yenilemesi gerektiği, aksi takdirde haklarını ihlal etmiş olacağı sonucuna varmak pek mümkün değil. Yani bu tartışmadaki asıl sorun, özü itibariyle son derece basit olan bir konuyu anlamaya çalışırken öğretmen ihtiyacı, emek arzı ya da menfaat gibi objektif değerleri bir kenara bırakarak, emeğe saygı ya da öğretmenlik mesleğinin kutsallığı gibi sübjektif (ve dolayısıyla da farklı şekillerde yorumlanmaya müsait) ifadelere saplanıp kalıyor olmak.
Sonsöz
İnsanlar, emek, saygı, kutsallık gibi kavramları seviyorlar. Menfaat ise, (hayatın temel bir gerçeği olmasına rağmen) ne yazık ki antipati uyandıran bir kelime. Bu nedenle de, insanların bu gibi genel kabul gören kavramları kendi tekellerine almaya ve menfaatleri öyle gerektirdiğinde onlar aracılığıyla argümanlarına haklılık ve dokunulmazlık kazandırmaya çalışmaları gayet anlaşılır nedenlere dayanıyor. Örneğin, bir meslek bu şekilde kutsallık zırhına büründüğü ölçüde, “Devlet neden başka meslek sahiplerine değil de spesifik olarak size iş güvencesi sağlasın” gibi sorular sormak da, bir işi beceri ve çalışkanlık ile hak etmeyi bir değer olarak yüceltmek de, giderek daha az akla geliyor.
Hâlbuki bunlar (eğitim fakültesi mezunları da dâhil olmak üzere) herkesçe bilinen ve günlük hayat içerisinde sıklıkla takdir edilen gerçekler. Örneğin, hiç kimse tuttuğu takımın transfer döneminde bu işe ayrılan bütçeyi yanlış kişilere harcamasını istemiyor. Hatta çoğu taraftar, işinin hakkını veremeyen bir oyuncunun oyunun sonuna kadar takımda kalmasına dahi (haklı olarak) tahammül edemiyor. Ama söz konusu olan kendi işi olunca, insan başka türlü konuşmaya başlıyor. Çünkü insan böyle bir varlık.
Atama bekleyen öğretmenlerin söylemlerini de bu şekilde anlamak lazım. Neticede onlar da insan.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014