Serdar KAYA
[1. Bölüm: Avrofobi]
Belli ki, empati kurmakta çok başarılı bir toplum değiliz. Bu nedenle, her şeyi baştan kurgulayarak ilgili saldırıyı yeniden değerlendirmekte fayda var.
Avrupa, İslam ve müslümanlar
1900’lü yılların başlarında Batı Avrupa’da belirgin bir müslüman varlığı yoktu. Özellikle 1950’ler ve sonrasında yaşanan bir dizi göçmen akını, kıtanın demografisini büyük ölçüde değiştirdi. Bugün itibariyle Batı Avrupa’da takriben 18 milyon müslüman yaşıyor – ki bu, toplam nüfusun yüzde 4’ten fazlası demek. (Ülke bazında ise, yüzde 0.3’ten yüzde 7.5’e kadar uzanan geniş bir aralık var.)
Batı Avrupa devletleri, İslami pratik ve gelenekler konusunda farklı politikalar ürettiler. Bu politikalar pek çok yönüyle halen idealden epey uzak olsa da, müslümanların eşitliğinin temini adına özellikle 1980’lerden bu yana büyük mesafeler alındı.
Türkiye’de Batı’ya yönelik sömürgecilik, İslamofobi ve ayrımcılık eksenindeki suçlamalar yeniden alevlendiği için bu noktada belki belirtmek gerekli: Batı Avrupa ülkelerinin müslümanlara yönelik politikaları, Türkiye’de gayrimüslimlere yönelik politikalardan daha dışlayıcı değil. Aksine, aradaki fark belirgin derecede Avrupa lehine. Birkaç örnek vermek gerekirse:
1) Batı Avrupa’nın çoğu şehrinde cami açmak, Türkiye’de kilise açmaktan daha zor değil. Özellikle minareli camiler konusunda kimi yerel yönetimlerin epey isteksiz davrandıkları doğru. Ancak, Avusturya’nın iki eyaleti ve İsviçre dışında genel bir minare yasağı yok. Batı Avrupa’daki müslümanların takriben yarısının yaşadığı Almanya, Britanya ve Fransa’da toplamda 5000’den fazla cami var. (2010 itibariyle, Almanya’da ~2600, Britanya’da ~1175 ve Fransa’da ~2100 cami bulunuyor.)
2) Pek çok Batı Avrupa ülkesinde, devlet okulları müslüman öğrenciler için İslam dersleri veriyor. Kimi ülkeler, bu hakkın temini adına ciddi adımlar atmış durumda. Örneğin, Finlandiya’da, bir şehirde sadece üç öğrencinin talepte bulunması, İslam dersi açılması için yeterli. Britanya, Hollanda ve İsveç gibi kimi ülkeler ise, normatif bir içeriğe sahip olan ve hristiyanlığı merkeze alan din derslerinin formatını değiştirerek, İslam’a ve diğer dinlere de yer veren, daha kuşatıcı ve objektif din dersleri teşkil etme yoluna gittiler. Bu konuda ayrıca önemli olan bir nokta ise, İslam derslerinin sunuluş şekli. Özellikle Belçika gibi İslam dinini resmi olarak tanımış olan ülkelerde, İslam dersine giren öğretmenleri (devlet ile formal bir ilişkiye sahip olan) İslami kuruluşlar atıyor. Bunlara ek olarak, Avrupa’nın pek çok ülkesinde, müslüman derneklerce açılmış özel okullar da var. Kimi devletler bu okullara mali destek veriyor. Danimarka ve Hollanda bu konudaki en belirgin örnekler arasında.
3) Pek çok Batı Avrupa ülkesinde, imamlar (tıpkı papazlar gibi) hastaneleri, hapishaneleri ve hatta kışlaları düzenli olarak ziyaret ediyorlar. Bu kurumlardan kimileri, imamları kadrolu olarak çalıştırıyor ve maaşlarını ödüyor.
4) Batı Avrupa’da başörtüsü yasakları kuraldan ziyade istisna durumunda. (Avrupa’da başörtüsüne karşı yasaktan ziyade önyargı var.) Avrupa’da ülke çapında başörtüsü yasağı bulunan Fransa dışında bir ülke yok. Yerel seviyede ise, Almanya’daki gibi eyalet ve Belçika’daki gibi okul bazında kimi yasaklar bulunsa da, bunlar dahi Avrupa geneli içinde küçük bir azınlık durumunda. Kaldı ki, bu yasaklar (Fransa’daki dahil) sadece ilk ve orta dereceli okulları (yani yetişkin olmayanları) kapsıyor. Üniversitelerde ise, bugüne dek hiç başörtüsü yasağı uygulanmadı. Dahası, hizmet alan-hizmet veren ayrımı yapan Almanya gibi ülkeler haricinde, başörtülü öğretmenler için de herhangi bir yasak yok. Bu özgürlüğün fiiliyata yansıması da çok nadir değil. (Son yıllarda yeniden İslam’a karşı mesafeli tavrıyla gündeme gelen Avusturya’da dahi başörtülü öğretmenler var.) Türkiye başörtüsü konusuna yıllardır kendi gündeminin penceresinden baktığı için, bu nüanslar halen yeterince bilinmiyor. Zira, Avrupa’da bugün başörtüsü özgürlüğü, sadece öğrenciler değil, (öğretmenler, polisler ve yargıçlar başta olmak üzere) devlet memurları için de konuşuluyor. Ve gidişata bakılırsa, bunca olumsuzluğa rağmen, kısa vadede (muhtemelen yargı haricinde) hemen her alanda daha fazla başörtülü devlet memuru göreceğiz.
5) Batı Avrupa’daki göçmen müslümanlar, eskiden beri ölülerini memleketlerine gönderme eğiliminde oldular. Ancak, Avrupa’nın hemen her bölgesinde açılmakta olan müslüman mezarlıklarıyla birlikte, bu eğilim artık zayıflıyor. Bazı Avrupa ülkelerinin mezarlıklar konusunda kendi yerleşik normlarını esnetmeye başlamış olmaları da bu noktada önemli. Örneğin, Belçika ve Fransa gibi ülkelerin kültürleri, mezarlıkların nötr olmasına büyük önem atfediyor. Yine de, bu ülkeler (başlangıçta direniş gösterseler de) zaman içinde müslümanlara bir dizi istisnai ayrıcalık tanıdılar. Kimi diğerleri, tabutsuz definlere de onay verdi. Hollanda ise, bütün bunlara ek olarak, müslümanların 24 saat içinde defnedilmelerini mümkün kılacak politika değişikliklerine gitti. (Avrupa’da artık sadece camilerde değil, kimi hastanelerde dahi gasilhanelerinin bulunuyor olması da bu noktada önemli.)
6) Batı Avrupalılar, hayvanları bayıltmadan öldürmeyi acımasızca buluyorlar. Bu konudaki düzenlemeler, müslümanlarla çok fazla ilgisi olmayan ve zaten büyük ölçüde müslümanların Avrupa’ya gelişinden çok önce başlamış olan bir sürecin sonucu. (Örneğin, bir hayvanı bayıltmadan öldürmek İsveç’te 1937’den beri yasak.) Bu uygulama, İslami hükümlere ters değil. Ancak elektroşokla yapılan bayıltma işlemi, bazı durumlarda hayvanların ölümüne neden olabildiği için, müslümanlar bu uygulamaya şüpheyle yaklaşıyorlar. Bu nedenle, çoğu Batı Avrupa ülkesi bayıltılmadan yapılan kesimler için müslümanlara (ve yahudilere) istisna tanıyor. Bu konuda esneklik göstermeyen sadece dört ülke var: Danimarka, İsviçre, Lüksemburg ve Norveç. Ancak bu ülkelerde dahi, kategorik bir yasak olduğunu söylemek zor. Zira, elektroşokun ölüme neden olmamasını temine gayret eden (Norveç gibi) ülkeler de var. Ayrıca, bugüne dek hiçbir ülke helal et ithalini yasaklamadı. Avrupa’nın içinden ya da dışından helal et temin etmek zor değil. Bu konunun bir diğer yönü ise, (özellikle kamu kuruluşlarında) helal yiyecek seçeneklerine yer verilmesi. Avrupa’daki pek çok hapishanede müslüman mahkumlar için özel yemekler çıkıyor. Hatta, Hollanda’daki kimi hapishanelerde verilen yemeklerde artık sadece helal et kullanılıyor.
İslamofobi?
Son birkaç yıldır, neredeyse sadece Batı Avrupa ülkelerinin müslümanlara yönelik politikalarını çalışıyorum. (Doktora tezimde 19 Batı Avrupa ülkesinin bu eksendeki politikalarını tek tek inceledim, karşılaştırdım, puanlandırdım ve bu politikaların İslamofobi üzerindeki etkilerini analiz ettim.) Yukarıda altı maddede (epey kısaca) özetlediğim konular, Batıdaki toplumsal hayatın içinde İslami pratik ve geleneklere yer verilmesine dair tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Bu konulardaki olumlu ve olumsuz örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak bu tablonun bir İslamofobi tablosu olmadığını izah adına bu kadarı yeterli olmalı. Ne var ki, Türkiye’deki yaygın Avrofobi bazı gerçekleri görmeye engel oluyor.
Bir düşünelim…
Türkiye’nin (tıpkı Avrupa gibi) büyük bir göç aldığını ve göçmenlerin büyük bir kısmının (dindar ya da seküler) hristiyan olduklarını düşünelim. Böyle bir durumda, Türkiye’de bu yeni azınlığa yönelik yaygın tepkiler ne istikamette olurdu?
Mesela, bir Hristiyan göçü sonrasında Anadolu’nun binlerce kiliseyle dolmasına razı gelir miyiz? Devlet okullarında hristiyanlık dersleri de verilmesine ya da mevcut din derslerinin içeriğinin ülkenin yeni sosyal dokusunu yansıtacak şekilde nötrleştirilmesine taraftar olur muyuz? Hristiyanların açacakları (dini ya da seküler) okullara devlet tarafından mali destek verilmesini destekler miyiz? Hastanelerimize, hapishanelerimize, kışlalarımıza ikide bir papazların girip çıkmaya başlamasını doğal karşılar mıyız? Türkiye’de dahi doğmamış olan bazı hristiyan göçmenlere Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verip, boyunlarındaki haçlarla devlet memurluğu yapmalarına müsaade eder miyiz? Şayet hristiyan göçmenlerin ardı arkası kesilmese, yasal olan ya da olmayan yollarla sürekli daha fazla göçmen Türkiye’ye girmeye çalışsa, sınır politikamız nasıl değişir? Peki ya göçmen aileler “yerli” “Türk” ailelere nazaran çok daha fazla sayıda çocuk sahibi olsalar ve rakamlar birkaç onyıl içinde hristiyanlığın Türkiye’de çoğunluk dini olacağını gösterse, bu gerçeğe kayıtsız kalır mıyız?
Türkiye’de kalan (ve göçmen değil, Anadolu’nun yerli haklarından olan) bir avuç gayrimüslime ve geleneklerine dahi tahammül edemezken, böyle bir tablo karşısında hoşgörülü davranabileceğimizden ne kadar emin olabiliriz? Türkiye başörtüsünün dahi yıllarca (sanki kötü bir şeymiş gibi) “rahibe kıyafeti” diye aşağılandığı bir ülke değil mi? Tek tük kalmış hristiyan mezarlıkları dahi zaman zaman milliyetçi vandallar tarafındantahrip edilmiyor mu? Bu durumda neden Avrupalılar İslamofob oluyor da, biz Avrofob ya da zenofob olmuyoruz?
Katliamı da yeniden düşünelim…
Türkiye’ye gelen hristiyan göçmenlerin bir kısmının (gerek hristiyan azınlıklara yönelik önyargılar gerekse başka nedenlerden ötürü) radikalize olduklarını düşünelim. Bu hristiyanlardan birkaçı İstanbul’da Paris’tekine benzer bir saldırı düzenlese, bu saldırıyı nasıl algılarız?
Okuyucusu olduğumuz bir dergi ya da gazetede bir katliam gerçekleşmesi ve düzenli olarak takip ettiğimiz yazarların bir anda bu şekilde hayatlarını kaybetmeleri üzerine nasıl bir şok yaşarız? Peki ya yurt içindeki ve dışındaki bazı hristiyanların çıkıp da, “Dünyada her gün bir sürü insan ölüyor, hatta bazılarını da müslümanlar öldürüyor, şimdi 10 kişi öldü diye ortalığı bu kadar ayağa kaldırmak neden?” gibi sözler sarf ettiklerine şahit olsak, neler hissederiz? Bu kişiler ve değer yargıları hakkında nasıl bir intiba ediniriz? Bunları yeterince düşündük ve tartıştık mı? Haftalardır yapılan yorumlara bakılırsa, ölenler ve ölümler çok fazla gündemimizde değil. Daha çok “sömürgeci Batı”nın gaddarlığı ve İslamofobi gibi konularla ilgileniyoruz. Halbuki, Avrupa’da ve özellikle de Fransa’daki pek çok insan için konunun merkezinde (doğal olarak) bu ölümler var. Şayet bu denli bariz bir konuyu dahi aynı düzlemde konuşmayı başaramıyor isek, muhataplarımızı anlamamız ve onlarla sağlıklı bir diyalog kurabilmemiz mümkün olur mu?
Bu noktada sormak gerekli: Batılılar için başkalarının hayatının önemli olmadığını sürekli tekrar ediyoruz. Ne derece doğrudur, tartışılır. Ama bizim için Batılıların hayatı çok mu önemli ki, baştan Batılılardan böyle bir şey bekliyoruz? Batılılar bir yana, Türkiye genel manada insan hayatına verilen değerin yüksek olduğu bir yer mi? Yani “Türkiyeliler” dediğimizde, gerçekten de (1) toplum olmayı büyük ölçüde başarabilmiş, (2) birbirlerinin ve başkalarının hayat hakkına azami derecede saygı duyan ve (3) bu saygıyı hayatın farklı alanlarına yansıtabilmiş olan bir kitleden mi söz ediyoruz ki, başkalarından da böyle bir saygı görmeyince bozuluyoruz? Her şey bir yana, Batı’dan bu kadar nefret eden ve en insani temelde dahi Batı ile iletişim kurabilmekten aciz olan bir ülkenin, Avrupa Birliği’ne girmesi ne kadar anlamlı – ve hatta ne kadar doğru?
(Devam edeceğim.)
______
Fotoğraf: Yıldızlar Bulvarı, Potsdamer Platz, Berlin (28 Haziran 2014, Serdar Kaya)
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.06.2019
17.06.2018
6.04.2015
23.03.2015
16.03.2015
20.01.2015
15.01.2015
17.11.2014
1.10.2014
12.08.2014