Sezin ÖNEY
Son günlerde yaşananlar, 1990’ların sonundan bu yana, medyada yaşadıklarımı da düşünmeme neden oldu.
Anlatacaklarım kendi hikâyem; aslında kime ne, kaldı ki, bence mahremiyet çok önemli. Ancak, belki, medyanın bu tuhaf hâlini çözmeye çalışan okuyuculara ipucu verebilecek bir şeyler vardır.
15 yılda, neredeyse lise üniformasını üzerinden çıkarır çıkarmaz, Milliyet’te adımımı attığım medya dünyasında, bugüne değin bir şey öğrendiysem o da şu; siyasi güç, mesleki olarak benden, ben de, mesleki olarak her türlü siyasi güçten uzak durayım ki; özgür olayım.
Medyatiklik, müthiş bir gücü de beraberinde getiriyor. Bir de, Türkiye örneğinde olduğu gibi, siyasi güçle, medya gücü birleşince, ortaya çok tehlikeli bir karışım çıkıyor.
Milliyet’te, çok hevesli, mesleğe olan tutkusundan gözü aşırı kara bir dış haberler muhabiri olarak başladığımda, hayatımın gazete binalarında geçeceğini sanıyordum.
Öyle olmadı; gazete içi ve dışındaki güç ilişkileri, beni, dışarıdan bir gözlemci olarak, bugüne kadar süren bir ahlaki hesaplaşma sürecine sürükledi.
İlk kez 22-23 yaşlarındayken, biri çok sevdiğim bir büyüğümden olmak üzere, iki kez yazarlık teklifi almıştım; nasıl olduysa, basiretli davranıp, iki teklifin sahibine de bu işin altından kalkamayacağımı söyledim ve reddettim.
Birkaç yıl sonra da, rahmetli Ercan Arıklı ile aramızda geçen bir konuşma benim için dönüm noktası oldu; ben, yüksek lisans için, o günlerde çalışmakta olduğum Aktüel dergisinden ayrılacağımı söylediğimde, bana saçmaladığımı, yapmam gerekenin kendimi daha fazla ön plana çıkarıp, göze çarpmaya çalışmam olduğunu söyledi. Ve ekledi, “Medyada parlak bir gelecek seni bekliyor, okursan Harvard’a mı gideceksin, gitsen ne olacak”.
O zaman, gazeteciliğin Türkiye’deki sırat köprüsünün çok iyi ayırdına vardım; medyatiklik sayesinde tırmanılan basamaklar ve elde edilen güç bir yanda, hakkı yenen emek ve ezilmek öte yanda.
Küserek ikisini de seçmedim; sürgün mantığıyla akademi dünyasına yöneldim.
Harvard’a gitmedim belki ama birçok iyi okulda sormaya, sorgulamaya çalıştım.
Taraf, gazeteciliğe küskünlüğümü sonlandırırken, en sonunda Türkiye’ye dönüşüme neden olacak bir dizi olayı da tetikledi.
Hayallerimdeki gibi olmadı hiçbir şey; gazetenin ilk çıkışından bu yana, birçok kişi Taraf’tan, kimi zaman çok büyük haksızlıklarla ayrılmak zorunda kaldı.
O nedenle, keşke adı sanı bile duyulmayan birçok muhabirin, editörün ayrılış veya gönderiliş sürecinde de, etik bir çizgi tutturmak çabasına girilse, bugün medya etiği dersi verenler gazeteye bir el atsa idi. Belki, Taraf, o zaman çok daha sağlam temellerle bugüne gelir, bu sarsıntıları hiç yaşamazdı.
Ne yazık ki, bugün Türkiye’de, ancak T24, Açık Radyo, BİA ve bazı yerel, son derece ufak çaplı gazeteler, internet siteleri dışında, ne editoryal bağımsızlık, ne de medya etiğine ilişkin kusursuz, lekesiz bir sicili ortaya koyabilen kurumlar var.
Ulusal çapta basılı yayın yapmak, müthiş bir kavga. Gerektirdiği yatırımdan, çabaya, gazetenin basımından dağıtımına korkunç bir çaba.
Ve işte olamıyor; Yunanistan’da ekonomik kriz tüm ülkeyi inim inim inletirken, işsiz kalan gazeteciler ve medyanın gidişatından memnun olmayanlar, hemen bir gazete kurdular. Türkiye’de bunu kim yapıyor?
Taraf’ta son olan biteni de, bir “basın yiğitliği efsanesine” dönüştürmek, tarihi çarpıtmaktır.
Bu gazetenin hiç ekmeğini yemedim. Gidip geldiğimde, sadece muhabirler ve yazıişleri dışındaki kadro ile diyalogum oldu.
Onun için Taraf’ın, değil hiç tanımadığım sahiplerini, dünden bugüne yönetim politikalarını da savunacak değilim.
Bu bir dantel örtünün hikâyesi gibi; evin en nadide parçası dantel örtüdeki ilk söküğün ardından, şu veya bu sebeplerle, örtüde hep gedik üzerine gedik açıldı. Kısıtlı maddi imkânlar ve hep azalan manevi heves, hoyratlığı tırmandırdı; sökükleri de arttırdı. Öte yandan, kimse de, yeni bir dantel örtü yaratmaya veya tamire kalkmadı.
Dünden bugüne, söküklerin hiçbiri de diğerinden daha büyük ve onarılmaz değildi aslında. Ha bir muhabir, ha en üst düzey yönetici. Herkesin mesleği meslek, canı can değil mi?
Şimdi de mesele, delik deşik dantel örtüyü, altına sığınmış dürüst insanlar için, barınılabilecek bir yer olarak tutup tutmamak; ya da ucu bize dokunan sökükten tutup, örtünün ipliklerini tiftik gibi yok edinceye kadar parçalamak.
Yoksa, bugün yazılı basında yer alma iddiasında hiç olmamak lazım eğer “ahlakımızın yüceliğinin” propagandasını yapacaksak.
Ben, kendi vicdan muhasebemi günlük olarak yaparak, mümkün olduğunca arka planda, herkesten azad gözleyip, düşünüp ve yazmayı seçtim. Bu muhasebeyi benden çok daha başarılı yapan bir sürü meslektaşım da var; çoğu da artık gazetecilik yapamıyor.
Bu duruşa aykırı şekilde sivri bir tavır alırken sadece birisi de tarihe kayıt düşsün istedim ki, Türkiye’de, “benim olmayan kara toprağın olsun” yaklaşımı, çeteleşip başkalarını yüreğini bildiğimizi nefret objesine dönüştürüp düşman biçmek, yanı başımızda duran bir karanlık duygusal hâl.
Artık işimize dönelim ve bu işi, iyi yapalım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.10.2025
28.09.2025
25.04.2025
3.02.2025
29.01.2025
17.01.2025
7.11.2024
6.11.2024
24.10.2024
27.06.2024