Ümit Akçay
Ekonomide olan biten halen insanların canını yakmaya devam ediyor ama seçim öncesinde Altılı Masa muhalefetinden duyduğumuz feveranlar ve eleştiriler bir anda ortadan kayboldu! Bunun temel nedeni, bu kesimlerin ‘kendimiz olmasa da fikirlerimiz iktidarda’ düşüncesiyle Mehmet Şimşek yönetimine destek vermeleridir. Oysa Şimşek programı Türkiye’yi yeni bir krize sürükleyecek adımları atıyor. Bu gidişi alkışlarla savunan muhaliflerin, iktidarın işbirlikçisi olmaktan öte bir tavrı ve siyasi varlığı yok.
Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı'na atanması sonrasında yapılan devir-teslim töreninde yaptığı konuşmadaki ‘rasyonellere dönüş’ ifadesi bu dönemin temel mottosu oldu. Peki dönülen yerde ne var diye sorduğumuzda birikim modeli kriziyle karşılaşıyoruz. Bu yazıda Şimşek programının önceki istikrar programlarıyla benzeşen ve farklılaşan yanlarına işaret edip, neden bu tip istikrar programlarının yeni krizler doğurduğuna değineceğim.
ŞİMŞEK PROGRAMI
Şimşek programında nelerin olduğunu hatırlamak için geçtiğimiz beş ayı özetleyelim. Öncelikle TL’nin sert bir şekilde değersizleşmesi (eski tabirle devalüasyon), seçimi takip eden günlerde gerçekleşti. Ardından, özellikle ücretli çalışanların sırtına bindirilen büyük vergi artışları yapıldı. Programın üçüncü bileşeni de kademeli faiz artışları olarak gerçekleşti.
Bu gelişmeler olurken enflasyondan faydalanan firmalar süper-kârlar açıklamaya devam etti. Yani bir yanda hayat pahalılığı krizi altında ezilen ücretliler, diğer yanda bu süreçten süper kârlar elde ederek çıkan firmalar var. Şimşek programı, enflasyonun yükünü ilk grubun (ücretli çalışanların) sırtına yüklemeyi ve ikinci grubu (firmaları) kayırmayı amaçlıyor.
Şimşek programı, esasında tipik istikrar programlarının bileşenlerini andırıyor, bu açıdan pek de orijinal değil. Kısaca 1980’lere ve 1990’lara bakarak günümüze dönelim.
1980’LER VE 1990’LAR
Örneğin 24 Ocak 1980’de ilan edilen ancak uygulanması 12 Eylül darbesi sonrasında mümkün olan istikrar programında da bugünkü Şimşek programına benzer özellikler vardı; devalüasyon, vergi artışları ve faizlerin serbest bırakılması. Her iki program da döviz kıtlığı ve enflasyon sorununu çözmeyi amaçlıyordu. Ve yine her ikisinin özünde emeğin baskılanması yoluyla reel ücretlerin düşürülmesi ve iç talebin sınırlanması yatıyordu. Ancak bu benzerlikler yanında farklılıklar da var. En önemli farklılık faiz politikasında, zira 1980’ler ile günümüz arasında bu alanda önemli değişiklikler yaşandı.
1989 sonrasında sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, bu alandaki en önemli değişikliktir. Bu sayede, politika yapıcılar için enflasyonu düşürürken ekonomik büyümeye devam etmek gibi ‘mucizevi’ bir yol açıldı. Sermaye hareketlerinin serbest olduğu bir ortamda, ücret baskılaması ve vergi artışları yanına faiz artışları eklendiğinde (hele artışlar pozitif reel faiz verecek düzeyde olursa) bu gelişme yabancı sermaye girişlerini cezbetmeye başladı. Sermaye girişleri sonrasında oluşan döviz bolluğu nedeniyle TL’nin değerlenmesi, enflasyonu kontrol altına almanın temel aracı olurken, bu gelişme kemer sıkmanın gevşetilmesine de olanak sağladı. Ancak kısa dönemde sermaye girişlerinin yarattığı bu olanaklar, orta vadede yüksek cari açığı kronik hale getirdi ve dış borçların büyümesine yol açtı.
AKP’Lİ YILLAR
1990’lar, sermaye hareketlerinin serbestleştiği yıllarda yaşanan krizlerle şekillendi. Kendinden öncekilerin daha gelişkin bir versiyonu olan 2001 krizindeki istikrar programı, zaten 1990’lar boyunca meşruiyet krizi yaşayan siyasi eliti siyaset sahnesinden sildi ve 2002 seçiminde AKP’li yılların kapısı açıldı.
2000’li yıllarda sermaye girişleri sayesinde TL değerli tutuldu ve değerli TL enflasyonun kontrol altında tutulmasını sağladı. Küresel finansal konjonktürün olumlu seyretmesi nedeniyle bizim gibi ülkelere akan paranın varlığı, daha düşük faiz koşullarında da ekonomik büyümenin sağlanmasını mümkün kıldı. Yani düşük faiz ve yüksek büyüme gibi bir başka ‘mucizevi’ formül mümkün hale geldi. Ta ki, bunu mümkün kılan sermaye girişleri durana kadar.
YENİ KRİZLERE DOĞRU
Sermaye girişlerini cezbedecek faiz artışları ile TL’deki istikrarı sağlayıp enflasyonu kontrol altına almak, Şimşek programının özü. Ancak bu istikrar programı, Türkiye’nin temel sorunlarına herhangi bir çözüm getirmiyor. Dahası, finansal istikrarı, fiyat istikrarını ve ekonomik büyümeyi giderek daha fazla sermaye girişlerine bağlı hale getirmeye neden oluyor. Bu program eğer başarılı olursa, bizi 2013 yılına yani günümüzdeki birikim modeli krizinin başlangıç noktasına götürecek. Yani iktidarla bütünleşmiş muhalefetin iktisatçılarının alkışları eşliğinde, sürekli krizler yaratan bu ekonomik yapının yeniden üretilmesini sağlayacak.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.01.2026
17.01.2026
5.01.2026
21.12.2025
15.12.2025
8.12.2025
3.12.2025
26.11.2025
17.11.2025
2.11.2025