Ümit KARDAŞ
“Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Günah ve Suç: Fıkıhtan Faşizme” Ruth A. Miller’ın Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü’nde yazdığı doktora tezinin kitaplaşmış hâlinin adı. Ufuk Yayınları’ndan çıkan kitap, üzerinde tartışılması gereken ilginç tezlerle dolu.
Tezlerden birincisi, Osmanlı ceza hukukunun 1840 tarihli Ceza Kanunnamesi ile giderek artan bir oranda bürokrasinin kendisini tanımlama sürecinin bir aracı hâline geldiğinin tespitidir. Yani suçlu kavramının bürokrasi tarafından belirlenmesi sonucu suçlular mağdura zarar veren kimseler değil, devlet idealini tehdit eden kimseler olurken, devlete herhangi bir bireyden daha fazla gerçek bir kişilik atfedilmiş oldu. Böylece 1876 tarihli Kanun-u Esasi ile birlikte siyaset hukuku ile ceza hukuku büyük ölçüde eş anlamlı hâle geldi.
Tezlerden ikincisi, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı ulemasının yeni sistemin ihtiyaçlarına göre eğitilmiş, memur olarak maaşa bağlanmış ve siyasileştirilmiş olmasının tespitidir. Ulema, yönetimin belirlediği normdan sapmayı dinî olarak “mekruh” kabul etmeye başlayan bir sistemin temsilcileri hâline gelerek, çerçevesi çizilmiş hukuk sistemine eklemlenmiş oldu. Her ne kadar Cumhuriyet’in retoriği devletin “dinî hiyerarşi”si kavramını baltalamış olsa bile bürokratik saflığın manevi ve dini tonu canlılığını sürdürüyordu. Yani Osmanlı tarihsel bağlamı olmasaydı, Cumhuriyet’in içinde bulunduğu hukuki ve manevi ortam da var olmayacaktı.
Tezlerden üçüncüsü, Genç Türklerin özellikle hukuk alanındaki yaklaşımının en sonunda Cumhuriyet referanslarında gördüğümüz üzere faşizmle neticelenmesi tespitidir. Enrico Ferri, İtalya’da pozitivist bir yapıdan faşist bir yapıya geçişi nasıl kolay görmüşse, Türk hukukçuları da kendi entelektüel söylemlerinde “sosyal bünye”nin yerine “devlet”i yerleştirme konusunda zorlanmamışlardı. Sapkınlık daha önceden hem dinî hem de bürokratik olarak tanımlanmıştı. Genç Türkler daha çok cinsel sapkınlığa (kürtaj yasağı gibi),Cumhuriyet Türkleri de daha çok politik sapkınlığa odaklanmıştı. Her iki tavrın arkasındaki saik, kendisini tanımladığı çerçeveye yönelik her türlü tehdide karşı koyabilecek bir soyut bütünün yani halk iradesinin dışında bir genel iradenin inşasıydı. Suçun ahlaki bir kategori olmaktan çok siyasi bir kategori hâline gelmesiyle, artık hukuki korumaya en muhtaç olan soyut kavram “birey” ya da “toplum” değil “devlet”ti. Ceza hukukunun amacı suçu tanımlamak değildi. Aksine sosyal bünyeyi evrimsel olarak geri kalmış parazitlerden korumaktı. Bu sürecin sonucu Türkiye Cumhuriyeti’nin Mussolini’nin faşist ceza kanununu benimsemesi olacaktır.
Dördüncü tez ise Atatürk’ün niçin Mussolini’nin faşist ceza kanununu kabul ettiği ve mesela Fransa Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Raymond Poincare’in kabul etmediğine açıklama getiriyor. 1920 ve 1930’larda totalitarizm her yerde insanları kendine cezbetti. Ancak totaliter yapıları sil baştan yeniden vazetmek belli ön şartları gerekli kılıyordu. Öncelikle ülkenin bağımsız olması yani istediği şekilde hareket edebilme imkânı olmalıydı. Sömürge ülkeleri bu şarta uyamazdı. İkincisi, ülke liderinin gücü önünde geleneksel kısıtlamalar geçici olarak kalkmış olmalıydı. Fransa, İngiltere, ABD gibi ülkeler bunun dışında kalıyordu. Geriye bu şartları karşılayacak savaşı kaybedip, istikrarsızlaşan devletler kalmıştı. Bu nedenle Poincare faşist kanunu almamış, Atatürk ise gücü yettiğinden almıştı.
Tezler ilginç ve tartışmaya değer. Buyurun tartışın. Zaman zaman devam edeceğim.
www.umitkardas.com
Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.11.2025
17.10.2025
1.10.2025
7.09.2025
1.09.2025
27.08.2025
7.08.2025
4.06.2025
25.05.2025
11.05.2025