Yıldıray OĞUR
AK Parti bugün 13 yıl sonra ikinci genel başkanını seçecek. Ve bu genel başkan Millî Görüş geleneğinden ‘Yenilikçi Hareket’le kopup AK Parti’yi kuran ilk kuşaktan bir AK Partili değil.
Bu sadece lider ölçeğinden bir tepede değişiklik değil, 3 dönem kuralıyla AK Parti 2015 seçimlerinde vitrinini de yenileyecek.
Bir partide ikinci kuşağın, bir tasfiye olmadan yönetimi devralması, ciddi bir kurumsallaşma, siyasi bir geleneğin, kalıcılığın işareti.
Hâlâ karşılarındaki şeyi geçici bir heves, bir liderden ibaret sönümlenecek bir varlık zannedenler, hâlâ bir paşa gelecek, bir savcı çıkacak, bir mahkeme kurulacak, bir deprem olacak, bir ekonomik kriz patlayacak, bir isyan çıkacak, birbirilerine düşecekler, diye bir umut bekleyenler için bunda çok ibretler var.
Bu kalıcılık tesadüf değil.
AK Parti zeitgeisti en iyi okuyan siyasi hareket.
Mevcut siyasi kadrolar içerisinde AK Parti kadar hücrelerini yenileyen bir parti olmadığı gibi, siyasi bir hareket de yok.
31 yaşında Refah Partisi’nin İstanbul İl Başkanı olmuş Erdoğan’ın gençlik yıllarından orta yaşına kadar neredeyse ömrünün yarısında üzerinde taşıdığı Millî Görüş gömleğini çıkarmasına yakın bir öz eleştiriye solda teşebbüs edenlere hâlâ dönek, liboş denip arkalarına teneke takılıyor.
Bunun konjonktürel bir değişim, içselleştirilmemiş bir takiyye olduğunu düşünenler herhalde Millî Görüş’ün lideri Erbakan’ın ömrünün son yıllarında Erdoğan’ı ve AK Partilileri "Siyonizm’in kasiyeri" bile ilan ettiğini hatırlayacaklardır.
AK Parti, bu aralar Gül merkezli tartışmalarda anlatıldığı gibi, kuruluşunda liberal, uzlaşmacı, değişimci, demokratikleşmeyi, AB’yi savunan bir partiyken sonradan otoriterleşmiş, İslamcılaşmış, değişim ve demokratikleşme iddiasından vazgeçmiş, yaşlanmış, statükoya, Ankara’ya teslim olmuş bir parti değil.
Tam tersine, AK Parti’nin dönüşümü, Benjamin Button’ın dönüşümü gibi.
Kuruluşundan 2007’lere kadar Kıbrıs meselesi dışında statükoyla karşı karşıya gelmemiş, askerî vesayet düzeniyle gücünü bölüştürüp, birlikte yaşamanın yollarını bulmaya çalışan, Kürt meselesinde neredeyse hiçbir adım atmamış, 2005’te bugün yaşadığımız pek çok antidemokratik uygulamanın sebebi olan Terörle Mücadele Kanunu’nu, 2007’de Polis Vazifeleri ve Salahiyetleri Kanunu’nu çıkarmış, seçmenlerinin en temel talebi olan başörtüsü meselesiyle ilgili bile hiçbir şey yapmamış partiydi. Güç dengeleri lehine değildi ve birileri tarafından AK Parti’nin bu yıllarının altın çağ olarak kodlanması, “o zamanlar biz de destekliyorduk” diye hatırlanması, o günlerdeki Erdoğan’ın uzlaşmacı, liberal, uzlaşmacı bulunması sürpriz değil. Askerin, bürokrasinin hükümet koalisyon ortağı olduğu, güç dengelerinin demokratik olmadığı zamanlardı. AK Parti de güç toplamak için, siyasi oportünizmle siyasetini kalkınma ayağına dayandırmayı tercih etmişti.
AK Parti esas reform çizgisine 2007’den sonra, e-muhtıraya verdiği cevapla statükoyla, onun bürokrasi ve medyadaki ayaklarıyla kurduğu suni dengeyi bozarak girdi.
Ama 2007’yle açılan dönem de AK Parti’nin altın çağı değildi. AK Parti hâlâ acemi, ergen bir aktör olarak statükoyla mücadele etti. Değişim denemeleri genelde başarısızlıkla sonuçlandı, hatta yeni sorunlara neden oldu. O yüzden askerî vesayetle başlayan kavga bir cemaat vesayetinin yolunu açtı, başörtüsü yasağını kaldırmaya çalışılırken az kalsın parti kapatılıyordu, Kürt sorununu çözmeye çalışırken, Habur fiyaskosu oldu, KCK tutuklamaları, karşılıklı güven sorunları, 30 yıllık savaşın en büyük kayıpların verildiği çatışmalara yol açtı.
Ama AK Parti bütün bu yenilgilere, hayal kırıklıklarına rağmen statükoya teslim olmadı. Bütün sorun alanlarındaki statükoların üstüne gitti. Oslo Süreci bitti, doğrudan Öcalan’la görüşmeler başlatıldı. O görüşmelerden sonuç alınırken, Silvan yaşandı, Devrimci Halk Savaşı başlatıldı, ama günün sonunda AK Parti güvenlik politikalarına dönmedi, siyasi çözüme asıldı. Herkesin en fazla aracılarla çözümü beklediği sağ-muhafazakâr seçmenin oy verdiği bir parti, Öcalan’la görüşüp, Anayasa’daki Türk Vatandaşlığı tarifini Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı yapmayı siyaset olarak benimsedi, Türkiyelilikten bahsetti, Irak’ta bağımsız Kürdistan’ı tanıyacak noktaya geldi.
En liberallerin bile hizmet alan hizmet veren formülüne tav olduğu başörtüsü sorununu başörtülü kadınlara kamunun kapılarını açarak radikal bir biçimde çözdü.
Askerî vesayete, cemaatle kavgada bile taviz vermedi. Kemalist derin devletten sonra, İslami bir cemaati karşısına almaya cesaret ederek cemaatin derin devletine de savaş açtı. Demokrasiyi, yargıyı ve en ilginci laikliği devleti ele geçirmeye çalışan bir dinî cemaate karşı korudu.
Bütün bu değişimleri sermayeyle, medyayla masaya oturmayan, aşiretlerden aday göstermeden, dinî cemaatlere sırtını dayamadan, gerektiğinde Suriye’de, Mısır’da, Gazze’de Batı’yı da karşısına almaya cesaret ederek yapan olgun bir parti artık AK Parti.
Ama AK Parti olgunlaştıkça ancak genç insanların cesaret edebileceği ‘delilik’lere imza atıyor.
Bundan 6 yıl önce 1915 için özür dileyen aydınlar, Erdoğan’ın 99. Yıldönümünde katliamda hayatını kaybedenler için taziye yayınlayacağına herhalde inanamazdı. Ya da azınlıkların el konulmuş mallarını iade edeceğine…
Bundan 6 yıl önce Kenan Evren’in müebbet cezası alacağına, darbecilerin adlarının sokaklardan indirileceğine, 'Andımız’ın kaldırılacağına, Başbakan’ın Dersim için özür dileyeceğine, Diyarbakır Dağkapı Meydanı’na Şeyh Said’in adının verileceğine de kimseyi inandıramazdınız.
Sadece dünkü birkaç haberi hatırlayalım; Öcalan 1 Eylül’de görüntülü mesaj yayınlayacak. Devlet, Mahsum Korkmaz heykelinin indirilmesinden sonra ayaklar altında poz verilmesiyle ilgili soruşturma açacak, Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbantyan Erdoğan’ın yemin törenine gelecek…
13 yılda AK Parti, üzerinden yüklerini attıkça rahatlayan, reform adımlarını daha hızlı atmaya başlayan, özgüveni artan bir parti oldu. Önce Millî Görüş gömleğini, sonra askerî vesayeti, milliyetçi-sağcı refleksleri, ardından komplocu, milliyetçi cemaati ve demode, tartışmaya kapalı bir değişim ajandasını dayatan bazı eski laik müttefiklerini...
Şimdi de kongreyle parti kabuğunu değiştiriyor. Kuruluş yıllarının tedirgin, uzlaşmacı, idare-i maslahatçı, devletçi refleksleri daha gelişkin olan kadroları, yerlerini daha özgüvenli kadrolara bırakıyor. Tasfiyenin ardından şimdi inşa süreci başlıyor. Bu dönemde AK Parti Gezi, 17 Aralık süreçlerinden miras reformlara bağlılık, millî iradeyi koruma gibi refleksleri atının terkisine atıp, kavga için biriktirdiği cephanenin yüklerinden de kurtulmalı… Yeni Türkiye daha çok eleştiren, daha çok birbiriyle konuşan ve melezleşen bir Türkiye olmalı.
13 yılın sonunda AK Parti, Benjamin Button gibi gençleşti, daha radikal, daha reformcu bir parti hâline geldi. Beyaz Türklerin pek entelektüel bulmadığı Erdoğan, koltuğunu ülkenin en saygın profesörlerinden birine terk ediyor.
Bu yeni AK Parti’nin karşısında ise zihnen epey yaşlanmış, huysuz ihtiyarlar gibi söylenen, bunca olay arasında en büyük meselesi yaşam tarzı olan, Ermeni Dışişleri Bakanı’nın yemin törenine gelmesi değil, Çankaya’da bundan sonra içki servisi olup olmayacağıyla ilgilenen bir emekliler kahvehanesi var. Eli böğründe barış bozulsa, savaş çıksa diye bekleyeni, “mahkemelerden kaçamayacaksınız” diye bıçak sallayanı, ülkesini “IŞİD'çi” diye yurt dışına ihbar edeni, “Yeni Türkiye’ye karşıyım” diye bağıranı, her gün Menderes’in akıbetini hatırlatanı, günün sonunda dönüp dolaşıp kendini arkaik solun, cemaat polislerinin kollarına atanı, “AK Partilerle aynı ülkede yaşamak istemiyorum” diye isterse bunu rahatlıkla gerçekleştirebileceğinin farkında olmadan cozutanı…
Benjamin Button gençleştikçe yalnız kalmıştı değil mi? Yeni AK Parti’nin yalnızlığının çaresi de gençleşen bir muhalefet… Onun için şimdilik söylenebilecek en rasyonel şey ise şu görünüyor: Nasip, kısmet...
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026