Yıldıray OĞUR
34 şehit haberinin sarsıntısı ve ardından sosyal medyanın fişinin çekilmesiyle girilen yeis ve hezimet havası bir kaç gün içinde yerini, sabah namazlarında camilerde okunan Fetih sureleri, “Şehitler Tepesi boş değil” şiirleriyle başlayan Bahar Kalkanı harekatı ve insansız hava araçlı akınlarla zafer havasına bıraktı.
Tam “Esad rejimi tarihi bir yenilgi aldı”, “şebbihalar kaçıyor” haberleri yapılırken bir anda operasyon durdu, 34 şehit verilmesinde birincil sorumluluğu yetkili ağızlar tarafından dillendirilmiş Rusya ile Moskova’da yapılan görüşmeden, önceki Soçi Anlaşması’nın ve son bir ayda elde tutulmaya çalışılırken 60 askerin şehit olduğu haritanın gerisinde bir anlaşma ve ateşkes çıktı.
Bir anda fetih havası yerini barış havasına, “şebbihalar patlıyor” mesajları ise yerini “Müslümanın Müslümanla savaşı bitti” ye bıraktı.
Bu 10 gün içinde hem iktidar hem de muhalefet yeisle zafer, savaşla barış arasında hızlı gelgitler yaşadı.
Ama dün itibarıyla bakıldığında ülkenin gündeminde Kadınlar Günü, koronavirüs, tutuklanan gazeteciler vardı, sanki böyle bir on gün hiç yaşanmamış gibiydi.
Bu hafta ne olacağı Allah kerim.
O yüzden gelin benzer karışık ruh hallerinin yaşandığı başka bir zaman dilimine gidelim.
1951 yılına.
Türk askeri yine yurtdışında bir savaştadır.
Kore’den her gün şehit haberleri gelmektedir.
Şehitler için her yerde mevlitler okutulmakta, anma toplantıları düzenlenmekte, vatan, bayrak şiirleri okunmaktadır.
O yılın yazında Türkiye artık NATO üyesi olmuştur.
Kore’de ‘kızıllar’ askerlerimizi şehit ederken, Türkiye’de savaşa karşı faaliyetler yürüten komünistler artık en büyük iç tehdit olarak görülmektedir.
Yasadışı TKP üyelerine karşı tevkifatlar başlamıştır.
Bir de üstüne büyük kampanyalar sonucunda afla serbest bırakılan Nazım Hikmet, Türkiye’den kaçıp, Bükreş radyosundan Türkiye’yi kızdıran bir konuşma yapınca DP iktidarı komünistlere karşı tedbirleri artırmaya karar vermiştir.
Hükümet, komünizmle mücadele için İtalyan Ceza Yasası’ndan 1937’de aynen alınmış, 141 ve 142. maddelerdeki hapis cezalarını altı aydan 10 yıla kadar çıkaran, en büyük şeflere ise idam cezası getiren bir düzenleme Meclis’e getirilir.
Ama bu değişiklik bile bir grup DP’li milletvekilini kesmemiştir.
15 Kasım 1951 günü Meclis’te yasa değişikliği görüşülmeye başlanır.
Hükümetin yasa teklifini eleştirmek için kürsüye gelen DP’li milletvekillerinden birinin konuşması geçen hafta Meclis’teki yumruklu kavga kadar olmasa da, o günlerin nezaket standartlarını çok aşan bir kavgaya neden olur. Özellikle de şu cümleleri:
“O devrin bir Maarif adamı mükemmel bir Komintern kurmayı gibi hareket etmiştir. Diyorlar ki bu adam şefinin dahi gözüne girerek, onu dahi aldatarak bu işi yaptı. Onu kandırmasına imkân yoktur, çünkü şefin kurnazlığı malûm ve meşhurdur. Bu Şef, Maarif Vekili’nin yapmak istediğini anlamamış olamaz. Mükemmel biliyordu. Bu Şef o adamın sadece cürüm ortağı değil, suç âmiridir.”
Milletvekilinin ‘Komintern (Komünist Enternasyonel) kurmayı’ gibi hareket etmekle suçladığı CHP’li eski Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’dir. Onun suç amiri dediği ‘Şef’i ise CHP’nin lideri İsmet Paşa...
Komünistlik suçlaması CHP’lileri ayağa kaldırmıştır. Bağıranlar, masalara vuranlar, özür dile diye tempo tutanlarla Meclis bir anda karışır. CHP’liler Meclis’i terk ederler.
Kürsüdeki hatip ise “şahsa söylemedim” diyerek özür dilemeyi reddedip, 141 ve 142. maddelerdeki değişikliklerin yetersizliği üzerine yaptığı ateşli konuşmasına devam eder:
“Kore'de komünistlere ölüm, memlekette komünistlere hapis, ne âlâ memleket! O halde başka yerlerde takibe uğrayan komünistler canlarını kurtarmak için Türkiye'ye iltica etsinler...
Kore'de oğlunu komünist kurşunu ile şehit yapmış bir ananın vicdanını bir yerli komüniste verilen hapis cezası tatmin etmez.
Muhterem Adalet Komisyonu’nun çok merhametli bir saatine rastlamış olacak. Hükümetin de öyle. Zaten imkân olsa da birkaç kızıl sallandırılmış olsaydı kızıllar bu kadar şımarmazlardı. Milletin hiç değilse sembolik olarak iki
komünisti asılmış görmek hakkıydı. Bu biçarelerden birini olsun asılmış görmeden gidersem gözüm arkada kalır. Hapis cezası vereceğiz, kafeste kuş besleyeceğiz. Ne güzel!
Komünizm tehlikelerin en pratiği ve en aktüelidir, ip ister, ip.... Kastamonu kendiri ister... Nizama ilişmeyecekler ama meselâ Kore'ye asker göndermemiz aleyhinde bulunacaklar... Nizamı değiştirmeye teşebbüs etmeyecekler fakat meselâ Atlantik Paktına girmemiz aleyhinde bulunacaklar, yahut daha basiti Atlantik Paktı aleyhinde konuşacaklar. Nizama dokunmayacaklar fakat faraza “Bizim için en yakın ve en tabiî müttefik Amerika değil, Rusyadır” diyecekler. Bu da bir fikirdir ve komünizm değildir. Fakat öylesine bir fikir ki, komünizm demeden komünizmin ekmeğine yağ sürer ve nizamı bozmaya, nizamı değiştirmeye teşebbüs mahiyeti yok, fakat ondan da beter... Komünizmin azılılarını ölüm temizler bu hakikat kabul edilsin ki, kızıl Don Kişotların ara sıra ipi düşünerek enseleri seğrisîn, yahut kurşunu düşünerek kulakları çınlasın. (Alkışlar)”
Kürsüdeki hatibin sözlerini düzeltmek için az sonra Başbakan Menderes kürsüye çıkıp, onun adına özür diler.
Yerinden Başbakan’a bile itiraz eden bu ateşli anti-komünist mebus, DP Seyhan milletvekili Arif Nihat Asya’ydı.
Aslen Çatalca doğumlu olan Arif Nihat Asya, yıllarca Adana Erkek Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapmış, orada Halkevi dergisini çıkarmış, Adana gazetelerinde yazmış, Adanalılar da onu 1950’de DP’den milletvekili olarak Meclis’e göndermişti.
1940 yılında lise öğretmeniyken, birkaç ay önce Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının da heyecanıyla biraz daha coşkuyla kutlanan 5 Ocak Adana’nın kurtuluş günü töreni için yazdığı Bayrak şiiriyle ünlenmiştir.
Şiir “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü” diye başlamaktadır, çünkü kızıllığın o günlerde henüz negatif bir politik anlamı yoktur.
Ama altı yıl sonra 1946 yılının 5 Ocak’ında Adana sokaklarını kızıllara ateş püsküren kalabalıklar dolduracaktır.
Öfkenin sebebi Sovyetler Birliği’nin Türkiye'den toprak talep ettiği haberlerinin gazetelerde çıkmasıdır.
Stalin, İkinci Dünya Savaşı’nın muzaffer bir devleti olarak Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı ve Boğazlarda hak talep etmiş, kapalı kapılar ardında ilerleyen kriz, ABD ve İngiltere’nin Türkiye’ye destek açıklamalarıyla gazetelere de yansımıştı
Adana’daki 5 Ocak kurtuluş günü kutlamaları Ruslara karşı büyük bir protesto gösterisine dönmüş, yirmi bin kişiyi bulan kalabalık Adana sokaklarını turlarken, Türk Sözü gazetesinin önünde toplanmıştır.
Gençler içeriye girip gazete matbaasında oturan Arif Nihat Asya’yı sandalyesiyle havaya kaldırıp, kalabalığın karşısına çıkarırlar.
Arif Nihat Asya, Rus tehdidine meydan okuyan bir konuşma yapar, ısrarlar üzerine Bayrak şiirini okur.
Bir kaç ay sonra da Bayrak şiirinin de içinde olduğu ilk şiir kitabını yayınlar:
“Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor”
Kitaba adını veren diğer bayrak şiirini bugün hepimiz biliyoruz.
Meşhur “Şehitler tepesi boş değil” mısraının geçtiği şiir...
Arif Nihat Asya şiiri yakın dostu şair Ziya İlhan Zaimoğlu’na ithaf etmişti. Zaimoğlu hem şairdi hem de aynı zamanda siyasi polisti. Hatay’ın Türkiye’ye katılması sürecinde de resmi görev yapmıştı.
Şiirde geçen tepedeki meçhul asker türbesinin neye denk geldiği, şiirin hangi motivasyonla yazıldığı hakkında kaynaklarda bir bilgiye rastlayamadım.
Ama şiir yayınlandığında ve muhtemelen yazıldığında da Arif Nihat Asya, Moskova’ya, kızıllara karşı öfkeyle doluydu.
Ne ilginçtir ki yıllar sonra bu şiirle girilen bir çatışmanın sonu Rusya ile anlaşmayla bitti.
Günün sonunda şehitler tepesi maalesef boş kalmadı ama bayrak da beklediği rüzgarını bulamadı.
Belki de insanların hayatlarının masada olduğu hassas diplomatik meselelerde, cerbezeli şairlerin mısralarından uzak durmakta fayda vardır...
Yazarlar
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025