Ahmet TAŞGETİREN
Uluç Özülker. Emekli Büyükelçi.
Uzunca bir süredir ekranlarda gördüğümüz bir isim. Dış politika analizleri yapıyor. 78 yaşında ama oldukça diri. 41 yılı Dışişleri’nde geçmiş. Google’a baktım, eski MİT Müsteşarı Bahattin Özülker’in oğlu imiş. Buradan baktığınızda Dışişleri’ne girmeden de Devlet’in mahremine vakıf bir ailenin içinde büyüdüğünü düşünebilirsiniz.
Bu yazı bir otobiyografi yazısı değil elbette ki.
Neden andım sayın Özülker’i. CNN Türk’te son ABD yaptırımlarının değerlendirildiği programda söylediği bir kaç cümle sebebiyle. Şöyle dedi:
“-Ankara’da bir Dışişleri Bakanlığı yok bugün.”
“Ne demek Dışişleri Bakanlığı yok” gibi itirazlar olunca da şöyle tamamladı sözünü:
-Evet var, ama sürünüyor. Sürünüyor efendim.
“Efendim”siz konuşmuyor Özülker.
Sonra internetten aradım, aynı sözleri, üstelik “Devlet”i de ekleyerek tv 5’teki “Düşünme Vakti” isimli programda da söylemiş:
“-Bugünkü koşullarda Ankara’da Devlet yok, Dışişleri Bakanlığı yok.”
Özülker, konuşurken deyim yerindeyse kılı kırk yaran bir kişi. Bu ifadelerin ağır olduğunun tabii ki farkında, zaten nasıl tepki verileceğini tahmin ederek konuştuğunu, daha ağır şeyler söylemek istediğini ama kendisini tuttuğunu hissediyorsunuz dinlerken.
İfadelerini açıyor sayın Özülker. İlk sözü Cumhurbaşkanı’nın söylüyor oluşunu eleştiriyor. Mealen “Bir konu öncelikle daire başkanlığında ele alınır, diyor, karşı tarafın yerine konur, onların tezleri değerlendirilir, sonra kendi cenahınıza geçersiniz, ne söyleyeceğinizi ortaya koyarsınız, ona nasıl tepki verileceğini tahmin edersiniz…. bir oyun planı çıkar ortaya…”
Tv 5’teki programda zaten 2000 kişilik mevcudu bulunan Dışişlerinden “FETÖ’cü” diye nitelenerek 600 kişinin atıldığını, bunun, Dışişlerine alımlarda liyakat aranmadığının göstergesi olduğunu kaydediyor.
Uluç Özülker bir politikacı değil, bir teknokrat. Şüphesiz sözleri sarsıcı, hele insanların her söze “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…” diye başlamayı bir ritüel haline getirdiği ortamda kolayca “muhalif” diye dışlanacak bir söz. Ama biraz sakin bir kafayla düşünüldüğünde görülecektir ki bunlar, evet, 41 yıllık bir diplomasi tecrübesinden sonra söylenen ve dikkate alınması gereken bir söz.
Son sözü Cumhurbaşkanının söylemesi anlaşılabilir ama ilk sözü de hatta her sözü Cumhurbaşkanı söylüyorsa, orada düşünce çeşitlenmesi ve pazarlık marjları ortadan kalkıyor demektir.
Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde en çok eleştirilen konu da “Kurumların devreden çıkarılması” değil mi? “Paralel yapılar” oluşturmuşsunuz ve işi onunla götürüyorsunuz. Sizin sözünüz üstüne söz söylemek cesaret meselesi haline geliyor. Siz böyle istemeseniz de, insani zaaflar sebebiyle böyle bir yapı oluşuyor.
Merkez Bankası olayında bu yaşanmadı mı? “Faiz artırmak – artırmamak” Cumhurbaşkanı ile ters düşmek – düşmemek meselesi haline gelmedi mi?
Yargı, bazı isimlerin tutukluluğu – cezalandırılması – tahliyesi - beraati söz konusu olduğunda Cumhurbaşkanının nasıl tepki vereceğini hesaba katmıyor mu? Bu durumda bir duayen hukukçu çıkıp “Ankarada Adalet bakanlığı var mı?” diye sorarsa haksızlık mı etmiş olur?
Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu Karar tvdeki bir programda “Maalesef Washington’da, Brüksel’de, Moskova’da, Pekin’de oturanlar Erdoğan’ı artık çözdüler. Hangi şartlarda ne taviz vereceğini biliyorlar” dedi.
Bunu da muhalif bir liderin değerlendirmesi olarak değil, nerede ise 15 yıl en yakınınızda size danışmanlık yapan bir insanın sözü olarak görmekte yarar var.
12 Eylül dönemi Türkiye’deki ABD Büyükelçisi Robert Strausz Hupe’ün Evren’le ilgili “Sayın Evren’in yanına girdiğimizde söze Atatürk’ten başlardım., o bundan hoşnalırdı” şeklinde bir sözünü not etmiştim vaktiyle. Demek ki sevdiğiniz, zaafınız olan şeyler size nüfuz için giriş kapısı olarak değerlendiriliyor uluslararası çıkar pazarında.
Hiç şüphesiz bir ülkede “son karar vericiyi çözmek” önemli bir iş. Her ülkenin istihbaratı, dışişleri, karar vericileri öteki ülkelerin liderleri için bunu yapar. Siz de Trump’ı okursunuz, Biden’ı ya da Putin’i okursunuz. Ama bu liderler işi “kurullarımızda görüşelim” diye götürüyorlarsa, kendilerine bir marj alanı bırakıyorlar demektir. Amerika’lılar bu işi hep “Senato ne der, Temsilciler ne der?” şeklinde götürmüşlerdir.
Tek adam olmamak en çok liderleri rahatlatan bir statüdür onun için.
Çıplak arama
Cezaevlerinde kadınlar çıplak aramaya maruz bırakılıyorlar mı? Ömer Faruk Gergerlioğlu bunu Meclis kürsüsüne getirdi, Ak Parti Grupbaşkanvekili Özlem Zengin de böyle bir şey olmadığını iddia ederek Gergerlioğlu’nu “Meclis’i terörize etmek”le suçladı.
Sonra kadınlar çıktı, “Bize bu yapıldı” diye açıklama yaptılar.
Onlardan birisi de 26 yaşındaki avukat (üstelik başörtülü) Betül Alpay. Alpay, Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda çıplak arama işkencesine maruz kaldığını söyleyerek Özlem Zengin’e şöyle seslendi:
“Çıplak aramaya maruz kalan binlerce kadından biriyim. Eğer 2 Kasım 2017 tarihli Muğla E Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nun kamera kayıtlarını incelerseniz benim orada 4 – 5 tane erkek gardiyanın arasında bacakları çıplak şekilde geçtiğimi görebilirsiniz.”
Alpay’ı dinledim, utandım, ezildim. Bir de Özlem Zengin dinlemeli.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.02.2026
8.02.2026
6.02.2026
5.02.2026
27.01.2026
23.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
16.01.2026
15.01.2026