Amberin ZAMAN
Neredeyse her gün yeni ve sarsıcı gelişmelerin yaşandığı Türkiye’de Mehmet Öcalan’ın, Kurban Bayramı vesilesiyle abisi Abdullah Öcalan’la 11 Eylül günü İmralı’da bir araya gelmesi basında hak ettiği ilgiyi görmedi.
Bilindiği üzere Öcalan en son Nisan 2015’te HDP’li milletvekillerinden oluşan İmralı heyetiyle bir araya gelmişti. O tarihten sonraysa dışarıyla bağları kesildi. Akabinde barış süreci hızla çöktü ve temmuz ayındaysa iki buçuk yıllık çatışmasızlık süreci sona erdi.
PKK ile güvenlik güçleri arasında alevlenen çatışmalar her iki tarafta da ağır kayıplara neden oluyor. 15 Temmuz kalkışması ve Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesi, Kürt sorununu daha da büyük bir çıkmaza itmiş görünüyor.
Öcalan, mesajıyla barış masasına oturmaya hazır olduğunu gösterdi
Beş yıldır avukatları ve 23 aydır aile fertleriyle görüştürülmeyen Öcalan’ın izole edilmesi, Türkiye ve yurtdışındaki Kürtlerin yoğun protestolarına neden oldu.
Kimi iddialara göre, darbe teşebbüsü sırasında cuntacılardan oluşan bir grup, Öcalan’ı İmralı’dan kaçırmak istedi. Başaramayınca da Yunanistan’a kaçtı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, sağlığı ve güvenliğinin yerinde olduğunu söylemesine karşın Öcalan’ın durumuyla ilgili protestolar uzun bir süre devam etti. En son bazı HDP’li milletvekillerin de dahil olduğu 50 kişilik bir grup süresiz açlık grevine başlamıştı. Mehmet Öcalan’ın adaya gitmesiyle birlikte bu eylemler de sona erdi.
Abdullah Öcalan’ın kardeşi üzerinden ilettiği mesaj, devletle yeniden barış masasına oturmaya hazır olduğunu net şekilde ortaya koydu.
Öcalan özetle “Bir ülkede günde 40 kişi ölüyorsa bayram olmuyor. Bu birinin birini yenebileceği bir savaş değil. Sorun ne kadar siyasi ise o kadar da hukuksaldır. Bizim projelerimiz var, devlet hazırsa iki adamını buraya gönderir, altı ayda çözebiliriz” demişti.
Selahattin Demirtaş’ın başkanlığındaki HDP heyetinin Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’yle geçtiğimiz günlerde bir araya gelmesi, yeni ateşkese dair umutları da yeşertti.
Tüm bu gelişmeleri, Kürt sorununu yakından takip eden uzmanlardan akademisyen Arzu Yılmaz’a sorduk.
Yılmaz artık Duhok’taki Kürdistan Amerikan Üniversitesi’nde, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin başında.. Fotoğraf: Bas News
‘Öcalan’ın bir planı var’
Mehmet Öcalan’ın İmralı’ya gidişine izin verilmesi farklı yorumlara neden oldu. Sizce hükümet yeniden Öcalan üzerinden barış görüşmelerini başlatabilir mi?
“Çözüm mözüm yok” denilse de bir nabız yoklama niyeti var gibi. Bu niyetin bir başka göstergesi de KBY Başkanı Mesud Barzani üzerinden kurulan dolaylı temas mekanizması. HDP heyetinin Irak Kürdistanı’nda gerçekleştirdiği görüşmeleri, bu dolaylı temas mekanizmasının bir parçası olarak okumak yanlış olmaz. Ama bir sonuç çıkar mı bilmiyorum, biraz daha beklemek gerekiyor. Belli ki Öcalan’ın bir planı var, yoksa devlet hazırsa altı ayda bu sorunu çözeriz demezdi. Bu açıklama kamu oyuyla paylaşıldığına göre devletin de bu plana aklı yatıyor demektir. Ama PKK’nın yaklaşımı konusunda henüz bir bilgi yok. Bu aşamada benim için kesin ve değerli olan bilgi şu: Türkiye devleti, ülkenin en önemli sorunu hakkında TBMM’de temsil edilen siyasi bir partiyle, bir başka ülkenin siyasi aktörü aracılığıyla görüşüyor… Bu durumun hem Türkiye’de yaşanan siyasi kriz, hem de Kürt sorunun geldiği aşama hakkında söylediği çok şey var.
15 Temmuz darbe girişimi hükümetin ve Erdoğan’ın, Kürt sorununa bakış açısını nasıl etkiledi?
Erdoğan’ın Kürt sorununa kendi siyasal hedeflerine ulaşmak için araçsal bir değer biçtiği artık herkesin malumu. Bu haliyle, dün‘ortak’ olan Kürtlerle barış ya da bugün ‘tehdit’ olan Kürtlerle savaş arasında temelde bir yaklaşım farkı yok aslında. Baki olan Erdoğan’ın siyasi hedefleri; bu hedeflere kendisini ulaştıracak yolun ne olduğunun çok da önemi yok. Onun için de barış ve savaş, uzlaşma ve çatışma arasındaki geçişler hızlı ve keskin oluyor. Bu, Fethullah Gülen Cemaati, Esad rejimi hatta en son Rusya örneğinde hep böyle işledi. Erdoğan kiminle dost, kiminle düşman kestirmek zor. Çünkü kurulan ilişkilerin istikrarını sağlayacak ilkesel bir çerçeve yok. Türkiye’nin Batı’yla olan ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan sıkıntıların bir nedeni de bu.
Bu bağlamda, 15 Temmuz’un Kürt sorununa yaklaşımda etkisi de söz konusu araçsal değerin yeniden tanımlanmasıyla oldu. İçinden geçtiğimiz süreçte, Erdoğan iktidarının devamıyla Türkiye’nin siyasal varlığının bekası özdeşleşirken, yürütülen savaş adeta kutsandı. Nihayetinde, Kürt sorunu bu özdeşlik ilişkisini pekiştiren bir tehdit olarak kodlandı, işlevselleşti. İktidar yeniden özgüvenini kazanana kadar da bu durum böyle devam edeceğe benziyor.
‘Kürt siyasal hareketi yatırımını Rojava’ya kaydırdı’
Türkiye’nin Suriye’ye fiili müdahalesi ve YPG’ye karşı sert tavrı söz konusu. Eğer Kürtlerle yeniden masaya oturulacaksa, bu durum Rojava üzerinde bir pazarlık olacağı anlamına mı geliyor? Öcalan bu denklemin neresinde?
Sadece bu değil ama İmralı sürecinde olduğu gibi eğer barış masası yeniden kurulacak olursa, müzakerelerin seyrini tayin edecek asıl faktör Rojava olacaktır. Her şeyden önce Kürt siyasal hareketi son yıllarda siyasi ve askeri yatırımını büyük ölçüde Rojava’ya kaydırdı. Rojava’da alınacak sonuç diğer parçalardaki politikaların belirlenmesinde etkili olacaktır. Öcalan’ın bu denklemdeki yeriniyse aslında Türkiye’nin tavrı belirleyecek. Öcalan bir taraf olarak tanınır ve bu tanımlamaya uygun konumlandırılır ise etkili olur. İmralı sürecinde bir taraf olarak tanımlandı, örneğin Meclis’ten geçen müzakere yasası da buna uygun bir yasal konumlandırmanın yolunu açtı. Fakat sıra pratik adımların atılması aşamasına geldiğinde iktidar geri adım attı.
Öcalan, Kürt siyasi hareketi üzerindeki etkisini koruyor mu?
Buna hiç kuşku yok. Ama bu etkinin niteliğini ve işlevini doğru anlamak gerekiyor.
Bu gücü nasıl tarif edersiniz?
Bu konuyu Diken’de yayınlanan ‘Usta ve Önderlik’ başlıklı yazımda da tartışmıştım. Kuruluşundan bu yana PKK stratejisinin izi sürüldüğünde, Öcalan’ın etkisi yadsınamaz. İdeolojik yönelim ve örgütsel yapılanma, politik söylem ve hedefin kurucu aktörü Abdullah Öcalan’dır. Ama bu, PKK, Öcalan’dan ibarettir anlamı taşımaz. Bu bağlamda, en önemli kırılma noktasının miladı da 1999’dur.
Kürt siyasal hareketine biçim veren askeri ve siyasi iki temel yapı vardır. Askeri olanda (PKK) karar alma mekanizması, doğası gereği hiyerarşik işler. Burada 1999’dan bu yana Öcalan’ın liderliği sembolik bir değer taşır.
Askeri yapıyı da içeren fakat nicelik olarak politik/sivil alanda faal örgütlerin ağırlıkta olduğu siyasi olanda (KCK) ise nihai kararlar alınırken kimsenin sözüne ‘mutlak itaat’ aranmaz. Bu Öcalan dahi olsa değişmez. Öcalan’ın KCK’deki yeri kurumsal bir yapıya işaret eder; ‘Önderlik’ diye ifade edilir. Önderlik, siyasal stratejinin nihai şeklini aldığı bir KCK bileşenidir, ama tek ve son karar merci değildir.
Genel algı ise farklı. Önderlik denilince Öcalan’la özdeş kişisel bir güç merkezi var sayılıyor, ki bu doğru değil. Öcalan’ın da sık sık vurguladığı gibi, Önderlik son tahlilde etkisi ve fonksiyonu sınırlı bir bileşendir.
Ancak, Öcalan’ın Kürt kitlesel tabanında ‘kutsallaştırılan’değerini de vurgulamadan geçmemek gerekir. Hatta bazıları Öcalan’a adeta bir ‘kurtarıcı Mesih’ gözüyle bakar. Konjonktürel olarak Kürt siyasi aktörlerinin kimi politikalarına toplumsal destek ya da meşruiyet arayışında bu ‘Kutsal’a sık sık atıf yapmaları da bir vakadır.
‘Öcalan’ın etkili olması için Türkiye’nin tavrı önemli’
Yeniden barış süreci başlasa Kandil, Öcalan’ın taleplerini yerine getirir mi?
Bu soruya yanıt ararken Suriye’de olgunlaşan deneyimi gözden kaçırmamak gerekir. Bu savaşta strateji üreten liderlerin yerini taktik uygulayan öznelerin almasına tanıklık ettik. Bu bağlamda yalnızca Öcalan’ın değil, birçok liderin aldığı kararın alandaki etkisi büyük ölçüde sınırlı kaldı.
Dolayısıyla, olası bir barış sürecinde atılacak adımları basitçe Kandil’in Öcalan’ın taleplerini yerine getirmesi ya da getirmemesi üzerinden okumak yanlış olur. Ne ‘Kandil’le adreslenen karar alma mekanizmasında, ne de barışın sağlanacağı alanda işler birinin söylediğine göre ötekinin yaptığıyla yürümüyor.
Nihayetinde eğer gerçekten Öcalan’ın etkili olması isteniyorsa, yukarıda da söylediğim gibi Türkiye’nin tavrı önemli. Öcalan’ın farklı gruplarla rahatça görüşebilmesinin önünün açılması gerekiyor.
Kürtlerin toplamı içerisinde Öcalan mı yoksa Barzani mi daha güçlü?
90’lı yıllarda sürdürülen Kürdistan’ın lideri kimdir tartışmaları ya da rekabeti bağlamında deyim yerindeyse köprünün altından çok sular geçti. Nihayetinde Öcalan, Barzani ve Talabani çağdaş Kürt siyasal hareketinin tartışmasız liderleridir. Bu liderlerin her bir Kürdistan parçasında görece birbirlerine üstünlük kurdukları bir etkileri vardır. Ancak Talabani’nin sağlık durumu herkesin malumu… Öcalan’ın tutsak olmasıysa bir başka gerçek.
Barzani’ninse uluslararası alanda Kürtlerin temsili konusunda tartışmasız bir avantaja sahip olduğu muhakkak. Bu temsiliyette aynı zamanda yine uluslararası alanda KBY’nin meşru ve tanınan bir siyasi oluşum olmasının da önemli payı var.
Ama şunun altını çizmek de yerinde olur. Barzani ne ideolojik olarak, ne de pratik anlamda dört parça Kürdistan’ı temsil etmek gibi bir iddiayı hiçbir zaman sahiplenmedi. Gerçi bugün bunu yapmaya teşvik edildiği hatta zorlandığı bir vaka. Ama tarihsel olarak böyle bir iddiada bulunmanın zemini yok.
Ancak Öcalan öyle değil. Öcalan, bağımsızlık şiarıyla ya da demokratik cumhuriyet önerisiyle de olsa her zaman dört parça Kürdistanı kapsayıcı bir siyaset yaptı. Üstelik bu siyaset sadece söylem olarak kalmadı, hem askeri, hem sivil örgütlenme de bununla uyumlu gelişti.
Nihayetinde bugün söz konusu üç liderin ismini anmak bir gereklilik ve Barzani’nin uluslararası temsiliyet üstünlüğü bir vaka da olsa, nüfus/bölge/askeri ve siyasi örgütlenme ölçekleri üzerinden bir tahlil yapıldığında, Öcalan’ın transnasyonel etkisinin Barzani’den daha fazla olduğu söylenebilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
27.08.2018
18.08.2018
31.07.2018
3.02.2018
24.06.2018
14.06.2018
3.02.2018
20.05.2018
1.02.2018
23.04.2018