Berrin Sönmez
‘Hukuk arkadan gelsin’ zihniyetinin hakim olduğu idare sisteminde hukuk gerçekten bazen arkadan geliyor ama her yıl yeniden arkadan gelmesi anlam taşımıyor. İktidarın Onur Haftası'nı engelleme kararlığını arttırarak sürdürdüğü hukuksuz yasaklar, arkadan gelen hukuku da tanımıyor. Örneğin Mersin Valiliği geçen yıl temmuz sonlarına planlanan Onur Haftası etkinliklerini önlemek için on beş günlük gösteri ve toplantı yasağı ilan etmişti. Otomatiğe bağlamış 15 günlük yasakları Van halkı iyi tanır. Mersin de öyle… “Vatandaşın can ve mal güvenliğinden genel ahlaka, kamu güvenliğinden genel asayişe” kadar uzanan ucu açık, soyut ve muhayyel gerekçelerle bir çırpıda hak gaspı yapılmıştı 2022 Temmuz ayında. Muamma Derneği dava açtı. Sonuçta mahkemenin 6 ay sonra Ocak 2023’de Valilik kararını iptal ettiği biliniyor. Arkadan gelen bu hukuk, mahkeme kararlarının anayasa, yasalar ve özgürlükleri işaret etmesine rağmen, “idare yasaklamakla değil korumakla görevli” yargısından birkaç ay sonra yine benzer yasak kararları alıyor.
Eskişehir, İstanbul, İzmir, illerde Valilik, ilçelerde Kaymakamlık kararlarıyla Onur Haftası etkinliklerinin yasaklandığı ilk yerler şimdilik. Üniversite kampüslerinde de Rektörlük kararlarıyla Onur Yürüyüşleri yasaklanıyor. Seçim kampanyasını nefret söylemiyle, homofobik mesaj ve sloganlarla yürüten siyasi partilerin devri iktidarında söylem ve karar değiştirmesini bekleyen de yoktu. Ve yerel seçime giderken LGBTİ+ aktivizmine yönelik idari saldırıların artacağı, iktidarın siyasi söyleminde şiddet dilinin, yaşam hakkı tehdidine varacak, şiddet faillerini teşvik edecek denli yükseltileceği de beklenen durumlardan. Kadınlar ve LGBTİ+lar, düşmanlığı ile terör bağlantılı suçlular olarak edilip oy toplanacak diyebiliriz. Ancak eksik olur bu yorum çünkü aynı zamanda homofobinin toplumsal ve kültürel inşa süreçlerinin gerçekleştirildiği iktidar söylemleri bu seçim konuşmaları. Bir başka şekilde söylersek toplum kadınlara ve eşcinsellere özünde gerçekten karşıt olduğu için mi yoksa bu siyasi söylem en tepeden sürekli tekrarlandığı için mi bu yöne kanalize oluyor, sorusunu düşünmek gerekir. Otoriter iktidarların seçim kampanyalarını, oy hesabı kadar toplumsal bilinç inşa etme aracı olarak da kullandığı, otoriteryanizmi bu şekilde sürdürülebilir kıldığı biliniyor. Her seçim kampanyası dönemi bir sonraki seçim kampanya sürecine hazırlık diyebiliriz. Öyleyse yerel seçimlerin konsepti şimdiden belli. İktidarca beslenen sivil, yarı sivil yapıların yükselttiği sosyal medya kampanyalarına dayanarak iktidar kendi politikalarına zemin buluyor. Yerli ve milli iddiasını desteklemek için sergilenen bir AKP klasiği, karşılıklı beslenme durumu.
Peki ama bu iddialar ne kadar yerli, ne kadar milli, ne kadar dini, sorularına yanıt aramak için bir akademik çalışmaya, konuyu tarihsel gelişimi ve diğer dinlerle birlikte İslam düşüncesindeki yeriyle değerlendiren bir araştırmaya bakmak yerinde olur. Günümüz şartlarında anlaşılır nedenlerden dolayı akademisyen ve yayın organı hakkında detay ver(e)meyeceğim. Etik dışı ancak güvenlik politikalarının had safhaya çıktığı ülkede bu yaklaşımın mahalledeki yansımasının boyutları düşünülerek, yolun başındaki bir akademisyeni korumaya çalıştığım anlaşılır sanıyorum. Ayşe Betül bir yerel dergide yayınlanan makalesinde disiplinlerarası literatür çalışması gerçekleştirmiş. Eşcinsellik olgusunun tarihsel gelişimiyli ilgili diğer semavi dinler ve daha genişçe İslam dini özelinde tarama yapıyor. İlgili kısmı aynıyla alıyorum aşağıya:
“Eşcinselliğe Tarihsel ve İslam Özelinde Dini bir Bakış Açısı
Tarih boyunca insanların doğayı, olayları, durumları açıklama yolları sürekli değişiklik göstermiştir. Bunu var olan bilgi birikimi, yaşanılan toplumun inançları, gelenekleri, içinde bulunulan kültürel, siyasi ve sosyal yapı gibi birçok faktör etkilemiş ve yönlendirmiştir. Eşcinsellik de çağlar boyunca çok değişik bakış açılarından açıklanmaya çalışılan, kimi kültür ve coğrafyalarda günah, ayıp ve suç kabul edilirken kimi yer ve zamanlarda hoşgörü ile karşılanan ama sürekli olarak üzerinde konuşulan belirsiz bir alan olmuştur (Çabuk, 2010). Kesin olarak söylenebilecek bir şey vardır ki, insanın cinsel ve duygusal yakınlığının, ilgi ve çekiminin kendi cinsiyetinden kişilere yönelmesi, insanlık tarihinin hemen her döneminde, toplumun yapısı ve ku¨ltu¨rel özellikleri ne olursa olsun, her coğrafya ve ku¨ltu¨rde rastlanılan bir durumdur (Spencer, 1996). İnsanlık tarihinde eşcinsellikle ilgili ilk kayıtlara M.Ö. 3000 yılında Eski Mısır, Su¨mer ve Hitit uygarlıklarında rastlanmakta, ancak gu¨nu¨mu¨zu¨n aksine ilk kayıtlarda yer alan eşcinselliğin tolerans gösterilen bir yaşantı olduğunun ipuçları göru¨lmektedir. Hatta denilebilir ki, Antik Yunan’da eşcinsellik ya da o zamanki adıyla oğlancılık, topluma kabul edilmenin ilk kuralıydı. Eşcinselliğin tu¨m bu farklı göru¨nu¨mlerine, farklı iktidar odakları (dini, hukuki, siyasi ve tıbbi otoriteler) tarafından yönlendirilen, yu¨celtme ve kabulden, yok sayma, baskılama ve cezalandırmaya doğru değişen toplumsal tutumlar sergilenmiştir. Batı toplumlarında eşcinsel davranışın baskılanması, ahlaki davranışı kontrol altına almaya çalışan yasa maddelerinin ortaya çıkmasıyla, hukuk yoluyla siyasi otorite tarafından başlayıp, dini otoritenin sahiplenmesiyle uzun su¨re devam etmiştir (Vicinus et al., 2001).
Eşcinselliğin suç olarak kabul edilmesinin İsa’nın doğumundan birkaç yüzyıl sonra cinsellikle ilgili ahlaksal düşüncenin değişmesi ile geliştiği, bu değişimde de Stoacılar’ın ve Platon’un geç dönem yazılarının etkili olduğu öne sürülmektedir. Buna göre, M.Ö. 3. yüzyılda yaşayan Stoacılar, cinsel haz dahil olmak üzere her türlü hazza karşı idiler. Tek doğal cinsellik üreme amaçlı olandı. İsa’nın doğumundan birkaç yüzyıl sonra yeniden keşfedilen Stoacılar’ın yazılarından etkilenen birçok orta çağ teoloğu tüm cinsel hazların günah olduğunu savundular. Aquinalı Thomas gibi en etkili orta çağ din bilginleri, cinsel organın üreme amacı dışında kullanılmasını şehvetperestlik ve günahkârlık olarak değerlendirmiş ve bu nedenle eşcinselliğin tek amacının haz olduğunu, dolayısı ile günah olduğunu savunmuşlardı (Söğüt, 2019, s. 326).
Tek Tanrılı (Hanif, İbrahimi) dinler olarak bilinen Musevilik, Hristiyanlık ve İslam’a baktığımızda da ortak söyleme göre, eşcinselliğin günahkarlık ve cezalandırılması gerekli bir kusur olarak görüldüğünü, dinsel yasak ve engellemelerle kontrol altında tutulmaya çalışılan bir varoluş olduğunu ve günümüzde de sayıca en fazla u¨yesi olan dinler olarak hala eşcinselliğe yaklaşımları etkilediğini ve şekillendirdiğini görüyoruz. Burada öncelikli olarak karşımıza geleneksel anlayışa göre, eşcinselliğin günah olduğu konusunda hiç şüphe bırakmayan Lut Kavmi’nin kıssası çıkıyor. Temel referanslar olarak kabul edilen bazı kaynaklar (Fahruddin Er-Razi, Seyyid Kutup, Ömer Nasuhi Bilmen, Mevdudi vb.) tarandığında genel yaklaşımın Lut Kavmi‘nin sosyal yapısına değil, sadece eşcinsel pratiklerine odaklandığı göru¨lu¨r. Lut Kavmi olarak bilinen toplumun yok edilme gerekçesini eşcinsellikle açıklamak u¨ç bu¨yu¨k dindeki teologlar tarafından çok yaygın bir yaklaşım olsa da günümüzde Kur’an tefsirini, ayetlerin işaret ettiği toplulukların sosyokültürel okumasıyla beraber yapan bazı ilahiyatçılar, Kur’an’da bu kavimle ilgili başka olgulara da dikkat çekmektedirler: Toplumlarında ku¨ltu¨rel olarak kabul görmu¨ş 'yol kesme (eşkiyalık) ve toplantılarında hayasız' şeyler yapmak olması, alayla 'tanrısal azabı' istemeleri (Ankebut, 29); 'tanrısal azabın' gerçekleştiği gece bir evi basıp, gelen iki misafire tecavüz etmeye kalkmaları (Hud, 78); Lut Kavmi’nin ku¨ltu¨rel değerleri içinde 'fahşiyat/fahiş' kavramı olması (Araf, 80), ki bu ifade 'bir diğerine zarar veren bir ileri gidişten' bahseder ve gazap gecesi sahnesinde, Lut Kavmi’nin, 'şehvetle arzuladıkları' bir erkeğe sahip olma konusunda ‘gönu¨l rızası’ ya da ‘karşılıklılık’ gibi kavramları aramadıkları göru¨lu¨r. Kur’an çevirmeni Abdu¨lbaki Gölpınarlı da burada karşıdakinin gönu¨l rızasını gözetmeyen denetimsiz şehveti vurgular. Buna ek olarak, 27 Mart 2008’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’da düzenlenen Dinler ve Barış Konferansı’nda 'yasaklanan şey fuhuştur, eşcinsellik İslam’da caizdir' fetvası veren ilahiyatçılar, eşcinselliğin Allah’tan geldiğini ve bu yüzden doğal olduğunu söylemektedirler (Nil, 2013). Ayrıca Kur‘an metinlerinde adı geçen, helak edilen veya kötu¨ örnek olarak gösterilen Ad ve Semud Kavmi gibi diğer topluluklara bakıldığında da Lut Kavmi’yle ortak yönlerinin eşcinsellik değil; şükürsüzlük, gönderilen peygamberlere eziyet, dünya nimetlerine aşırı düşkünlük, gurur, şirk ve azgınlık olduğu görülmektedir. İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık’a göre de Lut kıssasında lanetlenen şey baskı, zulüm ve zorbalıktır. Kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenlerinin, kendi cinsel eğilimlerini insanlara, özellikle de gençlere zorla dayatmaları, hasbahçelerindeki eğlenceler için şehirde ‘genç oğlan’ aramaları, hangi ailede varsa onu kırbaç zoruyla alıp götürmeleri, bu nedenle Hz. Lut’un evini basmaları, gelen gençleri zorla alıp götürmeye kalkmaları yıkımın gelmesine sebebiyet vermiştir (2018).
Modernizmin çoğullaştırıcı etkilerine bir de dinlerin özünde var olan pluralizm eklenince, içinde yaşadığımız dönemin, insanlık tarihinin en çoğul dönemlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Günümüz pluralist toplumlarında, hele de evrensellik iddiası taşıyan dinlerin, sadece dindarların değil, dindar olmayanların hatta din karşıtlarının din anlayışlarını bile dikkate alması ve incelemesi gerekmektedir. Islam bütün insanlığa ve toplumun tüm kesimlerine hitap etmektedir. Dolayısıyla İslam’ın hiçbir sosyal kesimi, örneğin eşcinselleri gözden çıkarma lüksü olmamalıdır. Bu bağlamda hem İslam’ın eşcinselliği yasaklamadığı yönündeki iddialar ciddiye alınmalı ve değerlendirilmeli, hem de eşcinsellerin dini duyarlılık, hassasiyet ve sorunları dikkate alınmalıdır. Ayrıca burada İslam’ın (ve Musevilik’in) kültürel, sosyal, siyasal ve teknolojik gelişmelere cevap verme konusunda yetersiz kaldığını görüyoruz. Eğer eşcinsellik bir hastalıksa zaten günah olamaz, eğer güncel bilimsel verilerin iddia ettiğine göre bir seçim değilse ve biyolojikse zaten yargılanamaz. Kişisel görüşüme göre din alimlerinin gelişen bilim ve tıptan bağımsız kendi balonu içinde yaşamaktan vazgeçip, küreselleşme ve sekülerleşme bağlamında günümüz gündemini meşgul eden konular üzerine eğilmeleri ve araştırmalarını güncellemeleri gerekmektedir. Eşcinsellik konusunun özellikle dini boyutunun rahatça konuşulmaması ve titiz araştırmaların yapılmamış olması, eşcinselliğin dini boyutu ile ilgili sert ve olumsuz söylevlerin gelişmesinin sebeplerinden biridir. Avrupa’nın birçok ülkesinde eşcinsellere yönelik hakların verilmesi ve Katolik Kilisesi’inden eşcinsel evliliğe izin çıkmasıyla gözler İslam ülkelerindeki eşcinselliğe bakışa ve eşcinsel olan bireylere verilen haklara çevrilmiş. Geçmişi insanlık tarihi kadar eski olmasına karşı günümüzde yeni sorun ve yönleriyle karşımıza çıkan eşcinsellik karşısında alimlerin takınacağı tutum, İslam’ın çağdaş toplumsal meselelere getireceği alternatif çözümler konusunda önemli bir örneklem çerçevesi de oluşturacaktır (Başar & Kaptan, 2013)."
Araştırmaya göre bugün “İslam LGBTİ+ aktivizmiyle asla barışamaz" iddiaları öncelikle alan hakimiyeti kurma çabası olarak değerlendirilebilir. Çünkü İslam adına karar verme yetkisi kimsenin tekelinde değil ve tek bir İslami yorum olmadığı gibi tarihsel yorum ve uygulamalarda da teklik yok. En az bunun kadar önemli olan bir husus da eşcinselliğin modern çağlarda ortaya çıkıp batıdan geldiği iddialarının yanlışlığını bir kez de bu araştırmayla görmemiz. Belki en çok üzerinde durulması gereken konu, bugün iktidar ile karşılıklı beslenen ve din adına konuşma iddiasındaki grupların eşcinsellikten çok LGBTİ+ aktivizmine yani hak savunuculuğunu yok etmek üzerine söylem geliştirmeleri. Bu aşamada tepki çeken yorumumu bir kere daha belirtmekte yarar var. Hukuku her alanda yok sayan yönetim anlayışı, insan hakları hukukunu alenen çiğnemekten çekinmiyor. Hatta hak kavramını tersine çevirerek insanın değil kurumun hakkından söz ediyor. Aile hakları gibi kavramlar icat ediyor örneğin. Onur Yürüyüşlerinin yasaklanması, LGBTİ+ örgütleri üzerinde baskı kurulması, eşcinsel bireylere örgütlenme hakkı tanımadan varlığının sözüm ona kabul edilmiş gibi yapılması... Çıplak insan/homo sacer/köle düzeyinde yaşamaları öneriliyor. Olgunun tarihsel gelişimine bakarak rahatlıkla LGBTİ+ varoluşuna değil insan haklarına sahip oluşlarına karşı çıkıldığı görülür. Sonucun seks kölesi olarak kullanma amacına yöneldiğini söylemek de aşırı yorum sayılamaz. Her ne kadar dindar camiadan çok tepki çekse de bir kere daha söylemiş olayım bu iddiaların gideceği istikamette ancak köle olarak, geliş yönünü düşününce de seks kölesi olarak görmek istediklerini söylemekten başka bir yol kalmıyor. Peki kimler? Hep çoğul kullandığım için açıklamakta fayda var. Bütün Müslümanları kastetmiyorum. Bütün dindarları kastetmiyorum. Ama bu politikaları oluşturanları, bu politikalara borazanlık yapanları kastediyorum elbette. Örgütlenme hakkının inkar edilmesinin başka izahı yok çünkü. Üstelik toplumsal cinsiyet eşitliğinin inkarı da kölelik dönemlerine dönme hevesini çağrıştırır bana her zaman.
Stoacılıktan ilham alıp Katolik öğretinin klasik dönem yorumlarından beslenen eşcinselliğe dair iddialar, hem yerli, hem milli, hem de dini olamaz ancak ataerkil cinsiyet rollerine kutsiyet atfetmekten ibarettir. Modern dönemde Katolik öğreti bile onca katılığına rağmen “Tanrının çocukları” toleransına erişmişken İslam anlayışını engizisyon tarihi sürecindeki uygulamalarla özdeşleştirmeye kalktıkları bir 21. yüzyıl yaşanıyor. İslam tarihinin geçmişteki toleransı bugün Katolik kilisesinde ama Müslümanlar bugün Katolik kilisesinin orta çağında… Yerli milli dini hem de…
Yazarlar
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları

































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025