Gökhan BACIK
AKP, uzun bir süredir otoriter bir yol haritası takip ediyor. Ancak, 31 Mart 2019 seçimlerine kadar sandıktan istediğini aldığı için AKP, demokrasi, ulusal egemenlik, halk iradesi gibi kavramları politik söyleminde rahat bir biçimde kullanmaktaydı.
Tabir yerinde ise seçimler çerçevesinde AKP’nin otoriter yolculuğu sorunsuz devam ediyordu. Ne var ki bu yolculuk, 31 Mart 2019 günü duvara çarptı.
Seçimlerin yaşattığı şokun arkasından AKP radikal bir karşı hamle ile karşımıza çıktı: İslamcılar, Türkiye’nin bir vesayet rejimine geçmesini öneriyor.
Seçimlerin daha önceki yıllarda olduğu gibi kendi lehlerine sonuçlanmayacağından endişe eden İslamcılar, bir tür vesayet rejimi ile uzun vadede pozisyonlarını korumayı planlıyor.
İslamcı vesayet rejimi, bazı kurum ve kuruluşlar yolu ile halkın iradesinin müesses nizam lehine yorumlanması biçiminde çalışacaktır.
İslamcı vesayet arayışlarının ilk büyük işareti de “son söz YSK’nindir” şeklinde kendini göstermiştir.
Hemen hatırlayalım: İslamcıları da içine alan Türkiye sağının kök sloganı Demokrat Parti’nin 1950 seçimlerine girerken kullandığı “yeter söz milletindir” ifadesiydi.
Ancak, İslamcılık artık nihai söz mercii olarak halkı görmek istemiyor onun yerine kendi lehine kararlar vereceğine umduğu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi kuruluşlara sırtını dayamak istiyor.
Bir vesayet rejimi kurmak denemesi esasen zor bir iştir. Demek ki AKP, ordu, bürokrasi, yüksek yargı gibi alanlarda İslamcı bir vesayet kurabilecekleri güçte olduğunu düşünüyor.
AKP’nin vesayet rejimi talebine yüksek yargının nasıl cevap vereceğini İstanbul seçimlerinin akıbeti ile öğrenmiş olacağız. Ancak, bu talebe YSK nasıl cevap verirse versin, İslamcıların vesayet rejimi ısrarı sona ermeyecektir.
Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Demokrasiye karşı en büyük suçlardan birisi darbedir. Nitekim darbe konusunda Türk kamuoyu ileri derece hassas.
Ama meşru seçim sonuçlarını ret etmek de demokrasiye yönelik vahim bir suikasttır. Seçimin sonuçlarını ret etmek, darbeden kadar kötü bir suçtur.
Dolayısıyla, İstanbul seçimlerinin sonuçlarının reddi, Türkiye siyasi tarihinde darbeler, darbe girişimleri, muhtıralar, parti kapatmalar gibi en üst düzeyde demokrasiye karşı bir suikast olarak tanımlanacaktır.
Artık bir vesayet düzenini talep eden partiye dönüşen AKP, o nedenle bir zamanların eleştirdiği CHP’si gibi konuşmaktadır: “Üç kişinin oyu ile seçim kazanılır mı?” “Bu kadar az farkla seçim mi kazanılır?” “Bu seçim murdardır.”
Bu söylemlerin özünde halk iradesini kabul etmemek yatmaktadır.
Özellikle İslamcı yönetimde önemli roller oynamış Binali Yıldırım’ın seçim sonuçları için “murdar” demesi ibret vericidir. Murdar kelimesi dinen yahut ahlaken kirli ve pis anlamına gelir. Halkın tercihini pis, kirli gibi sıfatlarla küçümsemek İslamcıların eleştirdiği eski Türkiye’de dahi görülmezdi.
Yeri gelmiş iken seçimlerden sonra Binali Yıldırım hakkında yaygınlaşan naif yorumları da eleştirmek gerekiyor: Mevcut rejimin otoriterleşme ve ekonomik ilişkiler gibi her kritik ajandasında başat roller oynayan Yıldırım’dan seçimler sonrası demokratik bir tavır beklemek yanlıştı.
Binali Yıldırım, Türkiye’de İslamcı otoriter rejimin sempatik yüzüdür. Ancak genel hatları ile İslamcı rejimin ne otoriter ne ekonomik ilişkileri konusunda farklı bir konumdadır. Dolayısı ile Yıldırım’ın İstanbul seçimleri için “murdar” kelimesini kullanması şaşırtıcı değildir. Yıldırım’ın diğer İslamcı elitlerden farklı tek yönü daha sık gülümsemesidir.
İslamcılık seçkinci ve vesayetçi bir yöne savrulurken, seçim sürecinde adaylara yardımcı olması için dağıtılan CHP broşüründe şu yazıyor: “Ne mutlu ki dağdaki çobanla profesörün eşit oy hakkı var!”
Esasen tarihi bir zaman diliminden geçiyoruz: Kemalist seçkinlerin vesayetini eleştirmekten doğan İslamcılık, seçim sonuçlarını ret etmek eşiğine kadar geldi.
Ucuz soğan bulmak için market önünde kadınların birbirini ezdiği günün akşamı İslamcı seçkinler ile eski devrin artığı İstanbul burjuvazisinin en kompradorları Çırağan Sarayı’nda eğleniyorlar.
AKP’nin bundan sonra yenilenmesi, değişmesi, dönüşmesi mümkün değildir. Böyle beklentiler ya bilgisizlikten yahut politik motivasyondan dolayı dile getirilmektedir.
Hatta büyük olasılıkla AKP demokrasi karşıtı siyasi dili, tabanında daha da yaygınlaştırmak için uğraşacaktır. AKP, kısa zamanda İslamcı bir seçkinci söylem ile demokrasi karşıtı dilini keskinleştirecektir.
Ekonomik ve başka nedenlerden dolayı AKP’nin pragmatik hamleleri ise hiçbir zaman yapısal büyüklükte ve nitelikte olmayacaktır.
AKP artık Shrodinger’in dolabındaki tabaklar gibidir. Bu tabaklar henüz kırılmamıştır ancak dolabın kapısına dayanmışlardır. Birisi dolabı açarsa bu tabaklar dökülüp kırılacaktır. Tabakları kırmamanın yegâne yolu ise dolabı hiç açmamaktır.
AKP henüz “kırılmamıştır” ama ekonomik yahut yargısal reformlar yapamaz yani “dolabın kapağını” açamaz. Çünkü AKP, var oluşunu normalleşmeye tahammülü olmayacak ekonomik ve politik ilişkilere endeksli hale getirmiştir. AKP artık anormal yollarla gücünü koruyabilir.
O nedenle AKP’nin “dolabın kapağını” açmak zorunda kalacağını beklemek naif ve yanlış bir beklentidir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2026
25.01.2026
20.01.2026
13.01.2026
7.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
21.12.2025
7.12.2025
16.11.2025