Gürbüz ÖZALTINLI

Osman Sakalsız’ı pazar gecesi, 66 yaşında kaybettik.
O’nu Taraf okurları ne kadarı tanır bilmiyorum. Memleketimin hüzünlü hikâyesi biraz da burada zaten. “Büyük değişim” için yollara düşen, ezilip geçen bir kuşağın, şimdi Türkiye değişirken içinde değil unutulan kıyılarında kalmış olması...
Osman Sakalsız, Behice Boran’ın önderliğinde yürüyen TİP hareketinin üçüncü (ya da ikinci) adamıydı dersem, çok az şey söylemiş olurum onun hakkında. O’nun partinin neresinde durduğu, anısı içinde beni en az ilgilendiren şey. Kimin hakkında yazdığımı bilmeniz için veriyorum bu referansı.
İnsanın kişisel hikâyesinin merkezine yerleşen kutup yıldızları vardır. Bizi elimizden tutup hayatın içine çeken. Yeni dünyalarla tanıştıran. “Anlam burada” diyen. Aklıyla, inancıyla gelip bizi fetheden. Bizim kuşakta vardı bu yıldızlar. Yıldızsız yapamayanlardandık.
Sakalsız’ı, ben 13, o 22 yaşındayken tanıdım. Abimin solcu arkadaşıydı. Genç Umur (Coşkun), Taner Tuncel, Ayı Atilla (Arsoy), Nurettin Pirim eve gelir, koltuklara çöker, annemin işten zaman bulup misafirler için yaptığı yemekleri on dakikada siler süpürür ve “bilinmeyen bir dilden” konuşmaya başlarlardı. Saatlerce.
Osman Sakalsız, Aybar efsanesinin tasfiye edildiği ve cuntacı solculukla yolların ayrıldığı yıllarda parlayan genç bir komünistti. TİP’i Behice Boran önderliğinde bolşevize eden çekirdek kadroda yer alıyordu. 4. Büyük Kongre sonrasında partinin Merkez Yürütme Kurulu’nda görev aldığında henüz 24 yaşındaydı. 12 Mart’ta yargılandı 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Af çıktıktan sonra 1975’te Boran’la birlikte ikinci dönem TİP’i oluşturan kadronun içinde bulundu ve Ankara il başkanlığını üstlendi. Sakalsız’ın “evimizdeki yabancı” olmaktan çıkıp, sözlerinin “anlaşılır” olması bu yıllara rastlar.
Bir mahalle dolusu liseli gençtik. Parti salonuna doluşur, onun, ucunu torna tezgâhına kaptırdığı işaret parmağını masanın üstüne tık tık vura vura verdiği “seminerleri” dinlerdik. “Sosyalizm”, “MDD”,“parti disiplini”, “barışçı geçiş”...
Kimileri itiraz edecektir biliyorum; fakat bence 70’li yıllar bu ülkenin en politize ve bir o kadar da karanlık yıllarıdır. Şiddetin ve “eylemin” yüceltildiği, entelektüel bilginin küçümsendiği, “devrimci romantizmin” giderek lümpenliğe, kirli bir teröre evrildiği, paramiliter devlet gücünün ortalığı kana buladığı pis bir dönemdir bu. Bu kadro, o pis yıllardan lekesiz çıkmayı başardı kanımca.
Evet, artık onların umut bağladığı ideolojinin bugünün dünyasına anlattığı bir şey yok. Demokrasi ve insan haklarının “burjuva” değerler sayıldığı, totaliter rejimlerin “işçi sınıfının şanlı iktidarı”olarak alkışlandığı soğuk savaş komünizmi çöktü. Ardında tutunulabilecek hiçbir düşünsel miras bırakmadı.
Fakat bu majör hikâye yine de minör hikâyelerin değerini azaltmıyor. İnsan hayatı kopuşlar kadar devamlılıkları da, reddiyelerle birlikte vefayı da içinde taşıyor. Ben, kendi kişisel dünyama Sakalsız’ı o ideolojinin taşıyıcısı kimliğiyle yerleştirmiyorum. O bir dönemdi. Ardında sayısız kişisel hikâyeler bırakarak çöktü. Ben o kişisel hikâyeye gözümü dikiyorum. Orada, haksız bulduğu bir dünyanın değişmesi için şehvetle siyaset yapan, tevazula iddiayı şaşılacak bir doğallıkla birleştiren, analitik zekâsıyla insanı çarpan, sıradan bir işçi çocuğunun yükselişini ve parçalanışını görüyorum. Elini hiç şiddete atmamış, atmak isteyenlere izin vermemiş, sonunda devletin acımasız şiddetiyle yerinden yurdundan edilmiş bir mazlumun bende bıraktığı izleri şükranla anıyorum. Bu gün, o ideolojiyi eleştiriyor olmam, biliyorum ki onun da sayesindedir. Ondan, “onlardan” aldıklarım olmasaydı, onları “aşmam” da sözkonusu olamazdı. Tabii “aşmak” ne demekse.
Bu tarihin ezdiği, dışladığı sayısız mazlumlardan hiç de daha demokrat bir gelenekten gelmeyenlerin başını kaldırdığı, bu yabancılaşmış, ahlaksız düzene dur dediği zamanlardan geçiyoruz. Mazlumların bir kısmı yeni dünyaya ağır aksak ayak uydurup bu ülkede bütün taşları yerinden oynatırken, bir kısmının da payına yenilmek düştü. Kanlı pazarlardan demokratik dönüşümü üstlenmeye doğru yollar açılabilirken, o pazarların mağdurları yollarını kaybetti. Daha “kötü”, daha “değersiz” olduklarından değil. Yanlış zamanda, yanlış yerde doğduklarından. Tarih ve coğrafya sadece lisede karşımıza çıkan sıkıcı dersler değildir. Onlar aynı zamanda “cilveli” gerçeklerdir. Kimini harcarlar, kimini kutsarlar.
Kendi anlam dünyamı kurmamda çok emeği geçmiş bu insanın hüzünlü hikâyesi karşısında saygıyla eğiliyorum.
İyi ki tanımışım seni Sakalsız. Hoşçakal...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları



































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023