Gürbüz ÖZALTINLI
Yıllarca bu topluma ordusunun güçlü olduğu anlatıldı. Varlığımızı ona borçluyduk. Huzur, güvenlik demekti. Güvenlik ise eli silah tutanların işiydi. Yollarda bugün de görüyorsunuzdur; tepelere yazmışlar: “Güçlü ordu, güçlü Türkiye.”
“En güvenilir kurumun” karar vericileri, meşru hükümeti devirme planlarından yargılanıyorlar. Muhalifler, paşaları için Silivri seferleri düzenliyorlar. Yas içindeler. Bize akıl öğretiyorlar:“Generallerimiz içeride, ordumuz zayıf düştü, başımıza taş yağacak.”
Bu sesin sahipleri, kuşkusuz sözlerinin toplumda bir yankısının olduğuna inanıyorlar. Tarih boyunca sorunları şiddet penceresinden görmüş, iç ve dış düşmanlarla kuşatıldığına inandırılmış, askeri kurtarıcı bellemiş bir ülkeyiz. Toprak böyle sürülmüş buralarda.
Parlamento; yüksek maaş ve kişisel ayrıcalık peşinde koşan yozlaşmış dokunulmazların, kravatlı iş takipçilerinin toplandığı, sorun çözen değil üreten bir “fazlalık”! Siyasetçi; seçim mevsimlerinde kapımıza gelen, güvenilmez sözlerle oyumuzu avlayan, muasır medeniyeti taklit uğruna katlandığımız bir “yabancı”! Seçimler; umduğumuzu bulamadığımız aldatıcı bir “oyun”. İyi ki ordumuz var!
Tabii bu vulgar ideoloji her zaman istediği ölçüde başarılı olamadı. Fakat, müşterisi de eksik olmadı. Kriz süreçlerinde bulaşıcı hastalık gibi yayıldı. Darbelerde zirve yaptı.
Şimdi adım adım Kürt barışına yürüyoruz. Öte yandan “kahraman generaller içeride, ordu zaafta” sızlanmaları işitiyoruz. Bu propaganda inandırıcılığını ne kadar yitirirse yitirsin masaya sürülüyor. Başbakan bile bu temaya kayıtsız kalmadı. Tutuklulukları eleştirmek için başka gerekçe yokmuş gibi “göreve gönderecek subay bulamadığını” söyleyebildi.
Sivil siyasetin gücü Türkiye’nin şansı
Oysa barış süreci bize hiçbir şey anlatmıyorsa, bu ideolojinin kofluğunu anlatıyor. Bu ülke göstere göstere, generallerin yarattığı sorunu sivil siyaset yoluyla çözmeye doğru ilerliyor. Toplum bunu görüyor. Büyük çoğunluk vesayetin kırılmasıyla barış süreci arasındaki bağı fark ediyor. Özellikle Kürt savaşıyla birlikte kural tanımaz bir çeteye dönüşen devletin temizlenmesi çabalarıyla, barış imkânı arasındaki ilişkiyi seziyor.
Bölge konjonktürü, Arap Baharı falan tamam da; biz, şike karakol baskınlarının kol gezdiği, suikastların yapana kâr kaldığı, kasabalarından linç çığlıklarının yükseldiği, paşaların “bu iş bizden sorulur” diye hükümetlere posta attığı bir Türkiye’de barışın adını ağzımıza alabilir miydik? Bir adım daha: Barzani’yi“aşiret reisi” ilan eden kırmızıçizgilerle, Ortadoğu’nun hak hukuk tanımaz ikinci bir İsrail’i olmaktan ileri gidebileceğimiz yer var mıydı? Bir Sinop’la yüreği ağzına gelenler, İmralı’yla açık açık ilan edilen görüşmeler sürerken onlarca Sinop’un olmamasının ardındaki yeni güçler dengesini görmüyorlar mı zannediyoruz? Bu ülkede lümpen milliyetçilik ne kadar popüler olursa olsun, arkasında devlet parmağı olmadan bir sokak gücü yaratamayacağını öğrenecek kadar tecrübe biriktirmedik mi?
Bugün barışa doğru yürüyorsak, bunu siyasetin vesayet karşısındaki egemenliğine borçluyuz. Umudumuz varsa, darbecilerin artık orduyu yönetemiyor olmasındandır. Siyasetin silahı denetlemeyi başarmasındandır. Darbecilerin yargılanmasından rahatsız olanların söyleyemediği şey şu: Onlar, ordunun “zayıf düşmesinden!” değil, siyasetin kontrolüne girmesinden şikâyetçiler. Yakındıkları şey demokrasi. Daha ilk basamakta takıldılar. Çoğunluğun iradesine tahammül edemiyorlar.“Özgürlük savunuculuğu” masallarına kim inanır.
Kim nerede duruyor
Evet, bizim “sosyal demokrat” partimize Türkiye’nin en büyük sorunu çözülürken bu rol düştü! Milliyetçi partimiz, lümpenleri evlerinde oturmaya çağırırken “sol” partimiz generalleri kurtarmaya takılı kalmış gözüküyor. Bizler de, büyük tarihsel haksızlığa çözüm aranırken, liderinin yarım ağızla“kredi açmasını” sevinçle karşıladığımız bu “generallerin partisi”nden bir “sol” çıkar mı diye konuşuyoruz. Şaka gibi.
Türkiye, Mithat Sancar’ın dediği gibi Cumhuriyet’in yeniden kuruluşuna hazırlanıyor. Tarihinin en büyük demokrasi hamlesine yürüyor.
Bunu darbecilerle değil, darbecileri kahraman ilan eden “sol”la da değil, milliyetçiliği meslek edinmiş hamaset erbabıyla hiç değil; kendisini muhafazakâr demokrat kabul eden sivil siyasetçiler ve vesayetçilerin “asayiş vakası” olarak gördüğü Kürt örgütü eliyle yapıyor.
Bundan daha büyük bir ders olur mu?
Hayat daha fazla ne yapsın?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023