Gürbüz ÖZALTINLI
Geçtiğimiz hafta, yürürlükteki normların işletilemez hale gelmesine rağmen reformlardan kaçınan, normları fiilen görmezlikten gelen otorite tutumuna örnek olarak imar mevzuatına değinmiştim. Bu devlet refleksinin toplumda nasıl bir hukuk algısı yaratacağını tartışmaya çalışmıştım.
Daha önceki yazımda, hukuk/kültür çatışmasında otoritenin diğer seçeneğinin, normların yaptırımında aşırılıklara kaçması olduğunu; bunun da fiili esneme kadar, güveni, bağlanma duygusunu aşındırıcı etkiler yarattığını ileri sürmüştüm. Şimdi size bir “suç aleti” olarak çekin öyküsünü anlatmaya çalışacağım.
Kıymetli evrak olarak anılan, poliçe, bono ve çek ile ilgili hükümler Türk Ticaret Kanunu’nda yer alır ve İsviçre Borçlar Kanunu’ndan neredeyse kelime kelime çevrilerek yazılmıştır. 1985 yılında 3167 sayılı çek kanunu ile çekler ayrıca ele alınmış ve ticaret kanunu ile birlikte iki başlı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Burada da ayrıntı ve tarihçe ile canınızı sıkmayacağım.
Az çok iş hayatıyla tanışmış çoğu insan bilir ki, çek; bono ya da poliçe gibi bir taahhüd evrakı değil doğrudan ödeme aracıdır. Yani, bono düzenleyen bir kişi karşısındakine “ben burada yazılı miktar kadar sana borçluyum ve üzerinde yazılı tarihte bunu ödeyeceğim” sözü vermektedir. Çek keşidecisi ise, “sana şu anda elimi cebime atıp nakit para ödemiyorum, git bu çekte yazılı parayı bankadan al, ya da kime bu hakkı devrediyorsan imzala ver, o gitsin alsın” demektedir. Siz bir bono alırken, onun sadece süresi gelince ödeme sözünden ibaret olduğunu bilirsiniz ve her sözün başına gelebilen yerine getirilememe riskini üstlenirsiniz. Bono sizden tedbir bekler. Oysa çek, gündelik hayatın gerektirdiği kimi nedenlerle para taşımadan da ödeme yapılmasını sağlayan bir araç olarak düşünülmüştür. Çeki cebine koyanın, parayı tahsil ettiğine güvenmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla çekte vade de geçersizdir.
Bu nedenlerle de çekin ödenmemesi ile bono ya da poliçenin ödenmemesi farklı yaptırımlara bağlanmıştır. Çek Kanunu çıkana kadar, karşılığı olmayan çek keşidecisinin eylemi, Ceza Kanunu’nun tanımladığı “dolandırıcılık” suçunu oluşturuyordu. Karşılığı hapis cezasıydı.
Ancak, hayat bizim ülkemizde hiç de İsviçre’deki gibi cereyan etmedi. Ticaretin kaçınılmaz kıldığı bir kredi imkânı olarak tasarlanan bono, giderek tamamen güvenilmez bir evraka dönüştü. Ortalık ödenmeyen, protestolu bonodan geçilmez oldu. Kamunun düşük ücretli gizli işsiz üreten istihdam imkânıyla, köyündeki kasabasındaki açlık arasında sıkışmış, kente yığılmış düşük nitelikli geniş sosyoloji, olmayan sermayesi ve çılgın müteşebbisliğiyle birbirini kırıp geçirmeye başladı. Ortada makul bir sermaye birikimi yoksa yapacağınız şey, işler yürürse umuduyla, önünüzdeki kağıda rakkamları yazıp imzalamaktır. Sonuçta en kötü ihtimalle evdeki televizyonunuzdan, kapıların arkasına rulo rulo dizdiğiniz halılardan ya da varsa arabanızdan olursunuz. Teminatınız yok ki finans sistemi yüzünüze baksın. Ancak sizin gibi bir umudun peşine takılmış, başka bir “müteşebbis” kredi tanır size, vadeyi kabul eder. Olmayınca kendiniz de batarsınız, onu da batırırsınız, o da başkasını batırır.
Büyüklere pek bir şey olmadı. Elleri devletin kasasındaydı. Ama, asıl büyük nüfusu barındıran, esnaf ve küçük ölçekli, geri teknolojili imalat sektörü tam bir can pazarına dönüştü. Her kriz, öbek öbek yıkımlara yol açtı.
Sonuçta piyasada, yaptırımı neredeyse olmayan bono terk edildi, yerine bir ödeme aracı olarak düşünülmüş çek geçti. Artık çek, fiilen bir edeme aracı olmaktan çıkmış, borçlanma aracına dönüşmüştü. Borcunu ödemeyenin özgürlüğünden olduğu bir alışveriş düzenine evrildik. Ticaret yapmak da siyaset yapmak kadar tehlikeli bir hal aldı. Yaptırımın dozu arttıkça artıyordu. Çekin fiilen vadeli ödeme aracına dönüşmesi, ceza kanununda yer alan dolandırıcılık maddesinin uygulanırlığını tartışmalı kıldı. Bu nedenle önce, münhasıran karşılıksız çeki doğrudan cezalandıran bir düzenleme yapma yoluna gidildi. İlk dönemde, karşılıksız çekten ceza almış olsa da çek bedelini karar kesinleştikten sonra ödeyen ya da alacaklısı şikayetten vazgeçen çek borçlusunun cezası düşüyordu. O da kesmedi. İnanılır gibi değil ama ardından, ceza kararı kesinleştikten sonra borcunu ödemiş olmanın da cezanın infazını önlemeyeceği kabul edildi. Alacaklının şikayetinden vazgeçmiş olması da bir şey ifade etmiyordu. Borcunu geç ödeyenleri bile cezaevine sokan bir hukuk düzeni oluştu.
Böyle böyle, ekonomik nedenlerle cezaevinde yatan insan sayısında dünya şampiyonu olduk.
Buyrun size modernleşme!
Şimdi bu mevzuatta yenileştirmeler, iyileştirmeler yapıldı.
Büyük bir nüfusa kelle koltukta ticaret yaptıran bir modern hukuk düzeniyle o nüfus sizce nasıl bir “duygu ilişkisi” kurar?
Önce korkar, sonra aldırış etmez gözü karartır. Ama asla saygı duymaz. Asla benimsemez.
Evet, bu ülkenin insanları, anayasal teminat altına alınmış haklarını kullanıp oylarıyla seçtikleri siyasetçilerin, bütün yasaları çiğneyerek gücü ele geçiren askerler tarafından idam edildiklerini de gördüler. Bu, onların sadece siyasal sisteme olan güvenlerini değil, hukuka olan inançlarını da kırdı. Fakat ben, modern hukuk denilince sadece siyasal alana odaklanmanın, vesayeti kurumlaştıran anayasadan, temel hakları kısıtlayan baskıcı yasalardan bahsetmenin, hukuka ilişkin olumsuz toplumsal algıyı açıklamakta eksik kalacağına inanıyorum.
Toplumun, hukukla çok daha gündelik temaslar üzerinden duygu ilişkisi kurduğunu düşünüyorum.
O nedenle sıkıcı olmayı da göze alarak “siyaset dışı” sektörlerden yürüdüm.
Zaman bulursak yargı sisteminin işleyişini de tartışırız.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023