Hüseyin GÜLERCE
Başlıktaki ifadeyi bir akademisyen arkadaşımdan duydum. Belli bir çevreye hapsolmuş, sadece kendilerinin ait olduğu dünyanın insanları ile oturup kalkan, farklı düşüncelere, fikirlere kapalı insanların, hareketlerin, kurumların, partilerin bir hastalığı bu. Tek yönlü beslenmenin getirdiği ciddi bir rahatsızlık...
Düşünebiliyor musunuz, böyleleri, sadece kendi doğruları ile yaşıyorlar. Görünüşte pek çok kimse ile temas halindeler, hatta hayatın içindeler. Anayasal kurumları kontrol ediyorlar, siyaset yapıyorlar, iktidar ya da muhalefet oluyorlar. Bunların bir de vesayet sistemi içinde hâkimiyet kurduklarını düşünün. Mesela cuntacı zihniyet sahiplerini düşünün. Her şeyin en doğrusunu onlar biliyorlar. Memlekete mesela komünizm gelecekse, onlar getirirler. Toplumunda dinî hassasiyet artıyor mu, kapıyı, ayarını kendileri yapmak üzere sadece onlar aralayabilirler... Yönetici elitler olarak, sanki kurumları, sivil toplumu, partileri temsil eden bir duruşları var. Fakat kendi dünyalarında, sadece kendileri gibi düşünenlere itibar ediyorlar, başkalarını karar organlarına vitrin anlayışı ile alıyor, onları dinler gibi yapıyorlar, fakat asla ciddiye almıyorlar. Mahfillerinde bir araya geldiklerine yine kendi doğruları ile yaşıyorlar.
Fikren, zihnen sadece kendilerinden besleniyorlar. Tam bir körler sağırlar, birbirini ağırlar örneği... Tehlikeli olan ise şu; önyargıların hâkim olduğu bu topluluklar, dost olarak da sadece kendi aidiyetlerine mensup kimseleri kabul ediyorlar. Tek yönlü beslendikleri için kendilerinin dışındaki herkesi ötekileştiriyorlar. Ötekileştirdiklerini, sadece dışarıda bırakmakla kalmıyorlar, onları potansiyel bir tehlike kabul ediyorlar. Böyle olunca da, tesirsiz kılınmaları gereken bu hasımlarla her sahada mücadele ediyorlar.
Tek bir yön bildikleri için, dinlemeye kapalı, alternatifleri yok sayan bir zihniyet bu. Onların yönü tek doğru olduğu için, diğer yöndekileri asla dinlemiyorlar. "Yeni arayışlar" ya da "yeni" kelimesinden anladıkları da, yeni bir yön bulmakla alâkalı değil. Kendi yönlerini tekrar işler hale getirmek için yeni metotlar geliştirmek, yeni eylem planları yapmak peşine düşüyorlar.
Bunlar sıradan insanlar, etkisiz elemanlar olsalar, "pek zararları dokunmaz" deyip geçebilirsiniz. Fakat yüzyıldan beri bu ülkede milletin ensesinde boza pişiriliyorsa, her alana yayılmışlarsa, birbirlerine dayanarak güç odakları oluşturmuşlarsa, yön körlüğü meselesinin nasıl bir tehlike olduğunu hemen hatırlarsınız.
Yön körlüğü, sadece belli zihniyet sahipleri için bir rahatsızlık değil. Yön körü olmadığını düşünenlerin de kendilerini bir kontrolden geçirmeleri gerekir. Çünkü bu rahatsızlığın önemli belirtileri var.
Yön körlüğüne yakalananlar, kendi dünyalarını tahkim ederler, inandıklarının, hareketlerinin, uyguladıkları şiddetin tek doğru olduğuna inanırlar. Öyle ki, bütün aklı başında insanlar; "70 milyonun gözünün içine baka baka vatan toprağında ayrı bir rejim kuramazsınız, Stalin'i, Hitler'i hortlatamazsınız" diye haykırır, fakat onlar "sonunda sizi de ikna edeceğiz, göreceksiniz" diyerek, kendilerinden asla şüpheye düşmezler.
Hâlbuki yön körlüğünün en can alıcı özelliği, bu rahatsızlığa yakalananların gidip gerçeklere toslamasıdır. Fakat rahatsızlık derin ise bu toslamalar da onlara tedavi olmaları gerektiğini anlatmaz. Bir daha, bir daha aynı yönde gitmekte ısrar ederler...
İktidarıyla, anamuhalefetiyle siyasetçiler de bu rahatsızlığın belirtilerini taşıyabilir. Başkalarının konumuna saygılı olamayanlar, paylaşmayı kabul edemeyenler pekâlâ bu hastalığa yakalanmış olabilirler. Diyalogdan kaçanlar ya da diyaloğu başkalarını kullanmak olarak anlayanlar, pekâlâ yön körlüğüne yakalanmış olabilirler.
Bugün yeni bir anayasa hazırlığı var. Bu anayasanın sivilleşme ve demokratikleşme adına yön körlüğü ile malul olmasını önlemek gerekir.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 6 maddede İstanbul seçimi
9.05.2019 - Bahçeli, neden açıklama ihtiyacı duydu?
2.05.2019 - Aklımda İstanbul, ufkumda büyük düzlük…
18.04.2019 - İmamoğlu-medya patronları…
11.04.2019 - Bir kalkışmanın daha taşları döşeniyor
4.02.2019 - Sandığa gidişimizden korkuyorlar…
28.03.2019 - Yavaş yavaş gidiyor…
14.03.2019 - Akşener’in çamuru Erdoğan’a yapışmaz
9.02.2019 - Trenden inenlerle yeni parti mi?
9.02.2019 - Ya oğlu babasını savunuyorsa
1.02.2019
Yazarlar
-
İbrahim KahveciYaşanacaklara dair olası senaryolar 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANBabamın hasta yatağında bana son sözleri: Kötü günler geliyor kendini koru 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları










































Sabri Ayçiçek
Bu yazı benim duygularıma tam tercüman olmuş.Daha 1950deki seçimlerden beri "sağ" klasik demokrasi hamlesi karşısında hep solun büyük kısmını bulmuştur.1950 de iktidarın darbesiz,kansız el değiştirmesi genelde solda "karşı devrim" olarak adlandırılmıştır.Sanırım burada ironik olan "karşı devrime" karşı,"devrimci duruş"un varlığıdır.Oysa bu bir yanılgıdır üstelik olgusal değil,solun tarihi bir yanılgısıdır...
Ad Soyad Giriniz...
Özlemiştik bu güzel yazıları
Ali ZOR
Evet cümle güzel: DİREN DEMOKRASİ...
Bernar Kutlu
Ozgurlukcu bir sosyalist olarak, Basbakan Erdogan ve hukumetin olagelen sureci komplo teorileri ile aciklamasini dudak bukerek karsilamakla birlikte, sozde Turk solunun (Kemalistler, Ulusalcilar, Stalinistler, Leninistler, Maocular, ve, tum bu guruplarla belirgin farklar gosterse de Trockistler) demokrasi ve deokrasi mucadelesi ile hicbir ilintisinin olmadigina kusku duymaksizin inaniyorum. Yildiray Ogurun nihai cikarsamasi yerinde: Direnen Birinci Cumhuriyettir, Gezi direnisi, fasizan Turk solu basta olmak uzere gericilerin kontrolune gecmistir, her ne olursa olsun AKP hukumetinin arkasinda durmak sagduyu geregidir. AKPye karsi demokrasi citasinin bu gerici guclerin kontrolune gecmis yigin hareketleri ile yukseltilebilecegini dusunmek ve buna inanmak, Ahmet Altan da dahil olmak uzere, kemalizmden gobek bagini koparamamis sozde solculara ve demokratlara kalsin.