İbrahim Kahveci
Çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Her gün çoğu hiç hesapta olmayan bir başka risk karşımıza çıkıyor. Tabii ki her risk artışı da ek maliyet olarak bilançolara ve harcamalara yansıyor. Örneğin, Rusya Büyükelçisinin ülkemizde bir cinayete kurban gitmesinin faturasını hepimiz ödeyeceğiz. Eninde sonunda bu fatura en küçük birime kadar yansıyacak. Nasıl ki, 2001’de ABD’de ikiz kulelerin vurulma maliyetini ödediğimiz gibi.
Risk artışlarından neden bahsettim?
Aslında her risk artışı-faizde bir oran demektir. Ne kadar risk; o kadar faiz oranı... Faiz oranını da tabii ki enflasyon oranı ile beraber değerlendiriyoruz. Mesela yüzde 80 enflasyonun olduğu bir ortamda yüzde 10 faiz istemek herhalde akla mantığa sığacak bir durum olmasa gerek.
***
Şimdi yeniden olayımıza dönelim. Ne zaman ne kadar faiz verdik?
Yıl 2005: Enflasyon %8,49; mevduat faizi %17,90 ve büyüme %8,4 (eski seri büyüme)
Yıl 2006: Enflasyon %8,63; mevduat faizi %16,73 ve büyüme %6,9
Yıl 2008: Enflasyon %9,18; mevduat faizi %17,77 ve büyüme %0,7
Bu yıllara dikkat ederseniz, nerede ise enflasyonun iki katı oranında mevduat faizi verilmiş. Herhalde mevduat faizinin yüzde 17-18 seviyelerinde olduğu dönemde kredi faizlerinin de ne olduğunu tahmin edersiniz.
Yıl 2010: Enflasyon %7,48; mevduat faizi %8,80 ve büyüme %9,2
Yıl 2012: Enflasyon %8,69; mevduat faizi %9,54 ve büyüme %2,1
Yıl 2014: Enflasyon %8,25; mevduat faizi %9,64 ve büyüme %3,0
***
Aslında verileri 2005-2016 dönemi olarak listeledim. 2005-06-07-08 yıllarında enflasyon ile faiz farkı nerede ise iki kat. Hatırladığım kadarı ile de o yıllarda küresel riskler (2003-2007) yüksek değildi. Ve Türkiye’de çok hızlı bir büyüme süreci yaşıyordu. Açıkçası o yıllarda bu kadar yüksek reel faiz verilmesinin ne anlama geldiğini hala anlamış değilim.
Ben o yıllarda verilen yüksek reel faize “avanak faizi” diyordum.
Ama gelelim bugünlere. Özellikle 2010 ve sonrasına bakalım. Son 6 yılda enflasyon ile mevduat faizi arasındaki ortalama yıllık farkın sadece %1,23 olduğunu görüyoruz. Mesela, 2012 yılında enflasyon %8,69 ama faiz %9,54. Yani 2012 yılında enflasyon-faiz farkı sadece +%0,85 puandı.
Gelelim 2013 yılına: Enflasyon %7,67 iken, faiz %7,56 oranında; yani fark negatif %0,11 puan.
İşin bir başka ilginç yanı ise reel faiz ile büyüme oranı arasında pozitif bir orantının ortaya çıkmamış olmasıdır.
Burada değinmek istediğim nokta elbette yüksek faizin, yüksek büyüme getirmesi değildir.
Aslında büyüme-kalkınma için faizin ana belirleyici nokta olmadığını görmemiz gerekiyor. Faiz, işin daha alt noktalarını ifade ediyor.
Aynı görüşü dolar için de kullanabiliriz. Bugün ekonomide herkesin gözü doların üzerine odaklanmış durumda. Oysa, büyüme-kalkınma hamlesi için doların değeri de ikincil kaldıraç olarak görülür.
Peki sorun nerede? Asıl sorun ne?
***
Israrla üzerinde durmaya çalıştığım nokta işte tam burası.
Öncelikle ekonomide beklentiler çok önemlidir. Beklentileri iyi yönetmek gerekiyor. Farklı beklenti ortamlarında aynı ekonomiler farklı büyüme oranlarına ulaşırlar. Beklentilerin olumsuzlaştığı ortamlarda paranın dolaşım hızı da gerileyeceğinden, hiç olmadık yerde nakit sıkışıklığı başlar. Tıpkı bugünlerde yaşadığımız gibi.
Türkiye’de şu anda doların değeri, faizin seviyesinden daha ziyade likidite sorunu oluşmuştur. Biz buna halk diliyle parasızlık diyoruz. Yani piyasada para yok...
Parasızlık ise tüm alış-verişi etkileyerek zincirleme vadeler oluşturmaktadır. Peşin yapılan işler vadeye dönerken, 1-2 aylık vadeler 4-5 aya uzamaktadır. Tabii ki vadeli işin de risklerle beraber getireceği ek yükler tüm topluma yansımaya başlamıştır.
Doların yükselişi, vadenin uzayışı ile beraber ortaya çıkan maliyet potansiyelinin 2017’de enflasyonu nereye taşıyacağını henüz bilmiyoruz. Ama şunu peşin söyleyelim ki, eğer canlı bir iç talep hedefleniyorsa 2017 için enflasyonun çift hane sınırına yükselmesi hiç zor olmayacaktır.
Sorunu bugün çözmek isek yarın ortaya çıkacak maliyetin çok daha büyük olacağını artık kimse gizlemiyor. O nedenle bugün “bak bir şey olmuyormuş” söylemlerinin birikimli maliyetini siyasetin de ödemek zorunda olacağını öngörmek için kahin olmaya da hiç gerek yok. 1 gram akıl yeter.
Yazarlar
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
2.02.2026
30.01.2026
28.01.2026
22.01.2026
21.01.2026
19.01.2026
16.01.2026