İbrahim Kahveci

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2018 yılında Türkiye nüfusu yüzde 1,48 oranında artış gösterirken, İstanbul’un nüfusu sadece yüzde 0,26 arttı. 2015 yılında 50 bin 543 kişinin net göç geldiği İstanbul’dan, 2016 yılında 71 bin 307 kişi ve 2017 yılında da 5 bin 972 kişi net göç ederek İstanbul’un göç vermeye başladığını ortaya koydu. Veriler 2018 yılında İstanbul’dan en az 150 bin kişi ile göçün hızlanarak arttığını gösteriyor.
***
İstanbul’dan kaçış hızlanmaya başladı. 2016 ve 2017 yıllarında İstanbul’a göç edenlerden daha fazla insan, İstanbul’dan göç etti. 2015 yılında 453,4 bin kişinin İstanbul’a geldiği, buna karşılık 402,9 bin kişinin İstanbul’dan göç ettiği görülüyor. Böylece 2015 yılında İstanbul net olarak 50 bin 543 kişi net göç almıştı. Ayrıca yine 2015 yılında İstanbul’da 242 bin 480 yeni doğum yaşanmış ve toplamda İstanbul nüfusu 280 bin 416 kişilik artışla 14 milyon 657 bin kişiye ulaşmıştı. Oysa 2016 yılında bu durum tersine dönmeye başladı.
2016 yılında İstanbul’da 239 bin 206 yeni doğuma karşılık 71 bin 307 kişi net göç ile şehri terk etti. Böylece İstanbul nüfusu 2016 yılında sadece 146 bin 682 kişilik artış gösterdi. Aynı yıl Türkiye nüfusu yüzde 1,36 artarken, İstanbul nüfusu sadece yüzde 1,0 artış göstermişti.
2017 yılında ise İstanbul’dan net göç 5 bin 9723 kişi ile azalarak devam etti. Şehirde yaşanan 231 bin 576 yeni doğumla beraber şehir nüfusu 225 bin 115 kişilik artışla yeniden Türkiye ortalamasının üzerine çıktı. Ama bu durum 2018 yılında çok keskin bir düşüş gösterdi.
Şöyle izah edelim: İstanbul’da doğum sayısı 2016 yılında 3,3 bin azalarak 239 bine geriledi. 2017 yılında ise 7,6 bin azalarak 232 bine gerileme yaşadı. Henüz 2018 yılı doğum verileri yayınlanmadı ama doğum sayısının en az 220 bin civarlarında olması beklenebilir.
Buna rağmen İstanbul nüfusu 2018 yılında sadece ve sadece 38 bin 493 kişilik artışla yeni doğan sayısının bile çok altında kaldığı görülüyor.
Veriler, göç istatistiklerinin yayınlanması ile net olarak ortaya çıkacak ama şimdiden 2018 yılında İstanbul’un net göç sayısının eksi 150 binleri aştığını göstermektedir. Göç istatistikleri sadece iç göç verilerini verdiğinden, örneğin 2016 yılında 239 bin yeni doğum ve 71 bin net göç gidişine rağmen İstanbul nüfusunun 147 bin kişi arttığını göstermektedir. 239 bin yeni doğumdan, 71 bin gidenleri çıkardığımızda İstanbul nüfusunun 168 bin kişilik artış göstermesi beklenebilirdi. Ama o yıl nüfus artışı bu 168 binden de daha az (147 bin) artış gösterdi. Aradaki bu fark, ya dış göçle ya da ölüm oranları ile izah edilebilir. Ama bu veriler bize 2018 yılında İstanbul’dan memleketlerine göç edenlerin sayısının en az 150 bin kişiye ulaştığını şimdiden göstermektedir.

İstanbul en son 2015 yılında net göç aldı. Belde ve köylerden şehirlere göç ise 2018 yılına kadar devam etti. 2016 yılında İstanbul’dan başlayan tersine göç 2017 yılında da devam ederken, belde ve köylerden göçte devam ediyordu. Ama 2018 yılı öncü verileri İstanbul’dan net göçün hızlanarak devam ettiğini gösterirken, bu sefer belde ve köylere geri dönüşün de başladığına işaret etmektedir. İlk kez belde ve köy nüfusu azalmamış, hatta tersine şehir nüfusuna oranla çok daha hızlı artış göstermiştir. 2018 yılında İstanbul nüfusu sadece ve sadece yüzde 0,26 artış gösterirken, şehirlerin nüfusu yüzde 1,21 arttı. Ama aynı dönemde köy ve beldelerin nüfusu ise yüzde 4,76 gibi muazzam yükseliş yaşadı. Tablo bize köye dönüş hareketinin netleştiğini anlatmaktadır.
Kriz 243 bin inşaat işçisini vurdu
Ekim 2017-Ekim 2018 arasında Türkiye’de toplam çalışan sayısı 225 bin kişi artmasına rağmen bu artış işsizlik oranına yetmedi. Aynı dönemde 725 bin kişinin işgücü piyasasına katıldığı hesap edildiğinde, işsiz sayısının da 500 bin kişilik bir artışla 3 milyon 787 bin kişiye yükseldiğini görüyoruz.
Son bir yılda 225 bin kişilik istihdam artışına rağmen 380 bin kişilik bir lise altı eğitimlinin işini kaybettiğini görmekteyiz. Bu iş kaybına karşılık ise, 405 bin kişilik bir üniversite mezununun iş bulduğu görülmektedir.
İşini kaybeden 380 bin kişinin 342 bin kişisi ise erkeklerden oluşmaktadır. Kısaca son ekonomik kriz mavi yakalı işçileri ve bunların içinden de en fazla erkekleri işsiz bırakmıştır. Nitekim alt sektörlere baktığımızda da bu durum daha net görülmektedir.
Son bir yılda 187 bin kişi tarımdaki işini kaybetmiştir. Buna ek olarak 243 bin inşaat işçisi de işini kaybetmiştir. Alt gelir grupları açısından işsizliğin şehirde tutunma imkanını kısıtladığı bu kriz dalgası, kısa sürede köye dönüş hareketine de yol açmış olabilir. Özellikle inşaat sektöründe yaşanan keskin durgunluğun köye geri dönüşle alakalı olabileceği düşünülmektedir.
İstanbul’un taşı toprağı altın değil
İstanbul’un taşı toprağı altın deyiminin bir de gayrimenkul fiyat tarafı var. Merkez Bankasının “Hedonik” dediği, bina ekstre yapı kalitesinden ayrıştırılmış fiyat gelişmelerinde bunu görüyoruz. 2010-2015 sonu arasında Türkiye’de konut fiyatları yüzde 81,4 artış gösterirken, İstanbul’da bu fiyat artışı yüzde 134,4 oranında gerçekleşmiştir. Oysa son 3 yılda İstanbul bu özelliğini hızla kaybetmeye başladı. 2015-2018 arasında Türkiye’de konut fiyatları yüzde 30,5 artarken, İstanbul’da konut fiyatları yüzde 20,0 artışta kaldı.
Özellikle son bir yılda (Kasım 2017-Kasım 2018) Türkiye’de de yavaşlayan konut fiyat artışı yüzde 6,6’da kaldı. Ama aynı dönemde İstanbul’da fiyat artışı yüzde 1,2 oranı ile adeta yerinde saydı. Aynı dönemde Türkiye’de enflasyon oranının yüzde 20,0’leri aştığı hesaplandığında İstanbul’da konut fiyatları reel olarak çok ciddi bir gerileme yaşamış oldu.
İstanbul’da yaşanan fiyat gerilemesinin bir nedeninin de tersine başlayan göç ile ilişkisi olabilir. Çünkü, İstanbul’a göçün sürdüğü yıllarda fiyatlar hızla artarken, İstanbul’dan tersine göçün başladığı yıllarda fiyatlar artamıyor. İstanbul’da son bir yılda (2018) yaşanan konut fiyatlarındaki reel kayıp oranının aynı zamanda İstanbul’dan göç edenlerin oranında da ciddi artış olduğuna işaret etmektedir. Tabii ki, net sonucu TÜİK’in ‘Göç İstatistiklerini” yayınlaması ile göreceğiz. Yine de en az 220 bin kişinin doğduğu İstanbul nüfusu, sadece 38 bin 493 kişilik artışla nüfus erimesi yaşadığını göstermektedir.
Kriz ve memlekete geri dönüş
En son 1980 yılında 25 milyon 092 bin kişiye ulaşarak rekor kıran köy nüfusu, o tarihten sonra hızla azalmaya başladı. 1980 yılında 19 milyon 645 bin şehirli nüfusa oranla yüzde 56,1’lik kesim köy ve beldelerde yaşıyordu. 2008 yılına geldiğimizde şehirde yaşayan nüfus oranı yüzde 75’e çıkmış, buna karşılık köy ve beldelerde yaşayan nüfus oranı ise yüzde 25’e düşerek 17 milyon 905 bin kişi olmuştur. 2008 yılında ülke nüfusu yüzde 1,32 artarken, köy ve belde nüfusu yüzde 14,1 azalış göstermişti.
2008-09 küresel ekonomik kriz 2009 yılında ülke nüfusundaki yüzde 1,46 artışa rağmen, köy ve belde nüfusun azalışını 14,1’den yüzde 0,8’e düşürmüştü. Ekonomik kriz, köy ve beldelerden göç hızını çok hızlı düşürmüştü. Fakat yine de köy ve beldelerden şehir merkezlerine göç devam ediyordu. Nitekim ülke nüfusu artarken köy ve belde nüfusu 2015 yılında yüzde 2,99, 2016 yılında yüzde 1,20, 2017 yılında ise yüzde 1,53 azalmıştı.
Ama ne oldu ise 2018 yılında oldu. Birden köy ve belde nüfusu bırakın azalmayı, yüzde 4,76 gibi muazzam bir artış gösterdi. 2017 yılında köy ve beldelerde yaşayan nüfus 6 milyon 049 bin kişiden, 2018 yılında 6 milyon 337 bin kişiye yükseldi.
Ülke nüfusunun yüzde 1,48 arttığı 2018 yılında şehir nüfusu sadece yüzde 1,21 artış göstermiştir. Buna karşılık köy ve belde nüfusu şehir nüfusunun 3 katı bir artış oranı yüzde 4,76’lık büyüme göstermiştir. Hatta erkeklerde şehir nüfusu yüzde 1,18 artarken, köy ve belde nüfusu tam yüzde 5,31 artışla gurbetten geri dönüşe işaret etmektedir.
Aylar önce RS FM’de Yavuz Oğan’a “köyde kendimize yer bakalım” dediğimde bu veriler hiç ortada yoktu. Meğerse köye göç çoktan başlamış bile.
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2026
6.02.2026
4.02.2026
2.02.2026
30.01.2026
28.01.2026
22.01.2026
21.01.2026
19.01.2026
16.01.2026