İbrahim Karagül
Türkiye, kendini hedef alan ekonomik kuşatmayı, ABD’nin topyekun ekonomik saldırısını yeni bir “Karşı Darbe” ile atlatacak. Bu, ülkemizin son beş yılda yaşadığı dördüncü İstiklal Savaşı’dır. Ama asıl hesaplaşma içeride görülecek. Her saldırı sonrasında olduğu gibi, bu saldırıdan sonra da büyük bir “temizlik” yapılacak. Sermaye yapısında değişikliklere, ekonomik güç kaymalarına, milli direnç gösteren şirketlerin güçlenmesine, çokuluslu müdahale ile gizli ortak olanların zayıflamasına tanık olacağız..
Nasıl mı? Anlatalım…
Çünkü ülkemiz, her büyük saldırıdan sonra kendini yenilemiş, daha da güçlendirmiştir. Saldırı hangi alanda gelmişse, o alan güçlendirilmiş, sağlamlaştırılmış, sarsılmaz hale getirilmiştir. Kendi sürecinde, tedrici olarak devam eden dönüşüm, ardı ardına gelen saldırı dalgalarıyla hızlandırılmış, saldırıların üstesinden gelme bir zaferken o alana güçlendirme ikinci bir zafer olmuştur.
Öyle ki; normal yıllarda gereken hız ve kararlılıkla yapamadığımız “temizliği”, başımıza gelen “musibetler” sonrası çok daha kararlı biçimde yapıyoruz. Her musibetin hayra çevrilmesi böyle bir şeydir.
İlk saldırı Gezi terörüdür: İki zaferle sonuçlanmıştır..
Gezi terörü buna ilk örnektir: Bazı sermaye çevreleri, ABD ve Avrupalı istihbarat çevreleri tarafından planlanan ve yönetilen, sokak terörüyle rejim değiştirme, mezhep kimliği kullanılarak iç çatışma çıkarma, Türkiye’yi yeniden ABD eksenine, Batı eksenine hapsetme, Türkiye’nin büyük tarih yürüyüşünü başlatan Erdoğan’ı ve çevresini tasfiye etmeye dönük bu projede, marjinal, parçalanmış küçük gruplar kullanılmış, ülke kaosun eşiğine getirilmiştir.
Ancak saldırı fiyaskoyla sonuçlanmış, devletin çelik çekirdeği daha da güçlenmiş, milletimiz çokuluslu saldırıların ne olduğuna, nasıl müdahaleler yapıldığına ilk kez bu kadar açık biçimde tanık olmuş, bu da toplumsal dayanışmanın zeminini oluşturmuştur.
Gezi terörünün sonucu; devletin merkez iktidar alanının güçlenmesi,Türkiye’yi büyük yürüyüşe yönlendiren siyasi aklın daha da olgunlaşması, en önemlisi de o marjinal çevrelerin yok olması olmuştur. Bu bir temizlik harekatıdır. Bir arınma, yabancı unsurların kontrolündeki yapıların direncini tasfiye etme harekatına dönüşmüş, Türkiye ilk “karşı darbe”yi gerçekleştirmiştir.
17-25 Aralık finansal darbe girişimi ve büyük temizlik..
İkinci örnek yine bir dış müdahale ile gelmiştir. 17-25 Aralık’ta, bu sefer finansaldarbe girişimi gerçekleştirilmiştir. Bu da çokuluslu bir müdahaledir. ABD yönetimi, FETÖ’yü harekete geçirerek “Türkiye’yi ve Erdoğan’ı durdurmak” için düğmeye basmıştır.
İçeride ve dışarıda olağanüstü medya desteği ile, insanların en hassas olduğu “yolsuzluk” teması pazarlanarak ağır bir saldırı gerçekleştirildi. Erdoğan, ailesi, çevresi, Türkiye’nin büyük mücadelesine omuz veren, en ön safta mücadele eden herkes hedef alındı. Saldırı sonrası hükümet devrilecek, Türkiye Atlantik eksenine hapsedilecek, bugüne kadar edinilmiş kazanımlara el konulacak, sermaye yapısı yeniden biçimlendirilecekti.
Bu da başarısız oldu. O günden itibaren hem devlet, hem millet nasıl bir çokuluslu cephe ile karşı karşıya olduğunu daha iyi anladı. Gezi ve 17-25 Aralık’a destek veren sermaye çevrelerinin bir bölümü bugün neden yok, düşünelim. Çünkü temizlendi. İkinci saldırı da yeni bir arınma ile, bir ekonomik duyarlılığın gelişmesiyle, bir temizlikle sona ermişti. Bir musibet daha “iki zafer”le kazanıldı.
15 Temmuz: Tarihte görülen en büyük temizlik ve 3. “çifte zafer”
Vazgeçmediler.. Çünkü Türkiye durdurulmalıydı. Dünya bir araya gelip bu ülkenin hızlı yükselişini engellemeliydi.
Üçüncü kez harekete geçtiler: Yine FETÖ’ye intihar saldırısı talimatı verdiler. PKK ve diğer terör örgütleri ile koordinasyon içinde Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkeye yönelik en büyük çokuluslu saldırı başladı. Bu bir imha harekatıydı. Gezi ve 17-25 Aralık’ta yapılamayanın da hıncıalınacaktı. Ülkemize topyekun müdahale başladı. Atlantik ittifakı o gece bu ülkede milli olan, vatan ekseninde olan ne varsa, kim varsa hepsine saldırdı. Cumhurbaşkanı’nı şehit etmek için ölüm mangaları bile gönderildi.
Milletimiz, şanlı bir direnişle birkaç saatte dünyanın en büyük güçlerini yenmeyi bildi. Bu bir mucizeydi. Türkiye mucizeler ülkesi olmuştu. Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan en büyük saldırı, Birinci Dünya Savaşı’nın intikamı alınırcasına boşa çıkarılmıştı. Sadece FETÖ ve PKK değil, ABD yenilmişti.
Bu da bir “çifte zafer”di. Hem işgal güçleri ve onların içerideki tetikçileri yenilmiş hem de bu ülkedeki yabancı istihbarat ağlarına, uzantılarına, çetelerine, operasyon adamlarına karşı her alanda büyük bir temizlik başlatılmıştı. TSK’da, Emniyet’te, devletin bütün kurumlarında, medyada, sermaye çevrelerinde, STK’larda büyük bir temizliğe girişildi ve hala devam ediyor.
Üç “Karşı Darbe”, üç büyük hesaplaşma..
15 Temmuz olmasaydı, bu kadar sistematik bir arınma bu ülke için mümkün değildi, olmayacaktı, olamayacaktı. FETÖ’cüler hala en kritik kurumları yönetiyor olacaktı. PKK hala ağır saldırılar yapıyor olacaktı. Suriye’den kuşatma başarılı olacaktı ve Türkiye cephesi açılacaktı.
İlk üç saldırı üç büyük zaferle sonuçlandı. Üstelik her saldırıda devlet de millet de iktidar da daha güçlendi. Milli devlet aklı, milletin ortak dayanışması, saldırının arkasındaki güçlerle hesaplaşma iradesi ve mücadelesi güç kazandı. Tarih, siyasi genetik, bir kere harekete geçmişti ve Atlantik çevresinden gelen her saldırı çok ağır bir karşı darbe ile sonuçlanıyordu. Üç saldırı da, üç mücadele de birer İstiklal Mücadelesi’ydi.
Dördüncü kez saldırıyorlar: Ekonomik savaş da “Karşı Darbe” ile sonuçlanacak!
Şimdi ilk üç saldırının yenilgisiyle dördüncü saldırıyı yapıyorlar. Türkiye ABD tarafından tam bir ekonomik savaşla kuşatmaya tabi tutuldu. Ambargolar, vergi artırmalar, Beyaz Saray’dan ardı ardına gelen tehditler, son derece ahlaksızca Türkiye’yi hedef almalar, ekonomiyi çökerterek toplumsal huzursuzluk oluşturma ve içeride kontakta oldukları siyasi çevreleri harekete geçirme hesapları..
Mesele casus Brunson değil. Mesele sadece dolar değil. Bu, ekonomi ile başlatılan dördüncü büyük saldırıdır. ABD açık biçimde Türkiye’ye savaş ilan etmiştir. Saldırının yeni hamleleri gelecektir, çatışma ve ayrışma daha da derinleşecektir.
Ama Türkiye’nin sadece Türkiye olmadığı çok yakında anlaşılacaktır. Rusya’dan, Çin’den, Asya ülkelerinden, Almanya gibi Avrupa’dan gelen tepkilere bakılırsa, Trump yönetimi Türkiye’yi dize getirmek için yola çıkarken kendini dünya ile ekonomik savaşın içinde bulmuştur. Karşısında küresel ölçekte bir cephe biçimlenmekte, bu cephe ABD’yi ve dolarını ortak tehdit görmektedir.
Ekonomide, sermayede ciddi temizlik yapılacak
İşte şimdi bu ekonomik kuşatma girişimine, saldırıya karşı yeni bir milli mücadele, yeni bir İstiklal Savaşı yürütülmektedir. Türkiye’nin devlet yapısı da, siyasi aklı da, direnci de, yönetimin iradesi de güçlüdür. Artık el açma, yardım isteme, merhamet dilenme Türkiye’si yoktur, olmayacaktır. Bu savaş kazanılacaktır. Üstelik yeni bir “çifte zafer” kazanılacaktır.
İlk üç saldırı ve zaferde nasıl o alanlarda temizlik yapıldıysa, nasıl bir arınma yaşandıysa, nasıl devlet ve millet kendini yeniden kurduysa, nasıl zaaf alanları ve zayıf alanlar güçlendirildiyse yeni bir temizlik zamanı başlayacaktır.
Şunu kesinlikle söyleyeyim: Bu saldırı, ekonomide, finansta millileşmenin fırsatı olacak, çok ciddi bir temizlik, arınma başlayacaktır. Sermaye yapısında ciddi değişiklikler olacak, ülkemizinmili duruşunda tereddüt gösteren, müdahaleci çevrelerle iş tutanlar zayıflayacaktır.
Erken doğum, gizli ortaklar, milli direnci olan şirketler..
Milli, yerli, Türkiye’nin küresel ölçekte hesaplaşmasının öncüsü şirketler ve sermaye yapıları güç kazanacaktır. Öyle de olmalıdır. Çünkü yüzyılın mücadelesi verilirken, hiç bir devlet, zaaf alanlarına müsaade etmez, hiçbir güç gizli ortağa müsaade etmez, hiçbir ülke ekonomik gücünü müdahale için kullananlara müsamaha göstermez.
Türkiye’ye yönelik ekonomik savaş planlarına “erken doğum” yaptırılmıştır. Siz asıl bundan sonra ekonomi-finans alanındaki millileşmeye, arınmaya dikkat edin! Asıl hesaplaşma burada olacaktır..
Türkiye’nin sermaye yapısı yeniden belirlenmeli, çok köklü değişimler yapılmalı. Ekonomi üzerinden siyasi iktidar alanı oluşturan “yerli yabancılar”, “içeriden işgalciler” kesinlikle tasfiye edilmelidir. Bu, milli ekonomiye geçiş fırsatıdır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2021
26.07.2021
28.06.2021
17.06.2021
14.06.2021
10.06.2021
4.06.2021
31.05.2021
20.05.2021
17.05.2021