Markar ESAYAN
Seçmediğin sürece her şey mümkün olarak kalır.
Birkaç sene evvel seyrettiğim Mr. Nobody (Bay Hiçkimse) filminden aklımda kalan bir cümle bu.
Karar vermek, vermemek, verdiğin karardan memnun olmak, kuşku duymamak, hatalı karar verdiğini düşünmek. Aynı seçimin önce kötü, sonra iyi, sonra tekrar kötü olduğunu düşünmek. Seçim yapmadan bu seçimin sonuçlarını onlarca değişik alternatifler hâlinde fantezinde canlandırmak. Farklı birçok hayatın içine girer çıkar gibi yapmak. Girer çıkar gibi yaparken, bir parçanın orada kaldığını hissetmek. Onların tercihlerini not etmek. Kendimizle kıyaslamak.
Kıskançlık öyle kenara atılacak basit bir duygu değil. Daha “iyinin” mümkün olduğunu hissetmek ve bu iyinin başkaları, hatta çok yakın başkaları tarafından yaşandığından kuşkulanmak. Başkalarının başına gelen kötü olaylarda bir yanda gerçekten üzülürken, diğer yanda, “iyi ki bu kötü olay benim başıma gelmedi”nin çok ötesinde, “kötücül” bir haz da duymak. Doğru olmadığını bildiğin hâlde “pastada payım arttı” hissine kapılmak. Bunu kendinden bile saklamak, utanmak, gizlice.
Seçmediğin sürece her şey mümkün olarak kalır.
Geçmişteki kararlarını düşünmek. Öyle karar vermenin sonuçlarını yaşar ve bilirken, “öyle değil de böyle karar vermiş olsaydım, hayatım nasıl şekillenirdi” diye düşünmek. Mühendislik değil de, heykel okusaydınız mesela, ikinci çocuğu yapmakta acele etmeseydiniz veya keşke çocuk yapsaydınız. Aklınıza gelen o harika fikri evinizi satarak gerçekleştirseydiniz. Gerçekten dünya çapında bir girişimci olur muydunuz, yoksa bugün kirada oturmuyor olmanızı, o gün kendinizi zapt etmenize mi borçlusunuz? Hiç bilemeyeceksiniz.
Seçmediğin sürece her şey mümkün olarak kalır.
Başkaları tüm bu karmaşık şeyler hakkında neler düşünüyor, neler hissediyorlar, nasıl başa çıkıyorlar, ne kadar da merak ediyorsunuz? Neden onca film seyredip, o kadar roman okuyorsunuz ki zaten! Herkesin dedikodulara, başka hayatların pornografisine bu kadar meraklı olması neden zannediyorsunuz?
Şu karar verme ânınızda, sizin yerinizde sizden çok daha zeki olduğunu düşündüğünüz arkadaşınız Bay X veya Bayan Y nasıl davranırdı acaba? Kimse de tam olarak böyle şeyleri birbirine sor-a-mıyor değil mi? En samimi ânımızda bile, o kadar da çıplak değiliz. Söylenmemiş bir cümle hep var, belki de gerekli. Âdem ve Havva’nın çıplaklığını gizlemek istemesinin bilinci, yani karar vermenin tüm sorumluluğunu yüklenmek. Bilincimize bir yaprak örtmek sonra.
O cümleyi, ağzınıza kadar gelen o cümleyi, o çok geçmişte kalan, şimdi size çağlar öncesinde kalmış gibi gelen o günde söylemiş olsaydınız hayatınız acaba nasıl değişecekti? Değişecek miydi gerçekten? Değişmese de, içinizde bir anıt gibi gittikçe yükselecek ve senin ile sen arasında bir Berlin Duvarı’na dönüşecek o ayrılık yine de yaşanacak mıydı? Yoksa siz zaten kırılacaktınız da, kırıldığınız âna denk gelen hatırayı mı anıtlaştırdınız? Neden mi bu kadar önemsiyorsunuz o ânı? Siz öyle tanımladığınız için o bir taş kadar katı ve gerçek. Midenizde bazen hissettiğiniz o taş var ya, işte o taş o.
Seçmediğin sürece her şey mümkün olarak kalır.
Her şey neden mi bu kadar karmaşık? Belki de karışık değildir. Belki bu basitliktir bizi ürküten. Aslında taş yoktur. İnsanın kendisini bulması için kendisine doğru bir yaşam boyu yürümesi gerekir, belki. Kendisine bir ömür sonrasına randevu vermek gibi. Hayatın sonunda demeyelim, ama yeteri kadar yaşam ve tecrübe tükettiğimiz o günlere ulaştığımızda, o zaman bir his bekliyor olacak mı bizi? Bir memnuniyet veya bir rahatsızlık hissi? Tüm o yıllar kaydedilmiş ve jüriniz ise vicdanınız. Vicdan, kendinize dair bir vakanüvistir ve hiç beklemediğiniz anda önünüze tüm gerçekliği ile bir mahkeme koyar. O güne kadar bastırmış veya ertelemiş olmanızı dinlemez. Çünkü o vicdan, size ait değildir aslında. O sizin içinize yerleştirilmiş bir karakutudur.
Seçmediğin sürece her şey mümkün olarak kalır.
Ama mümkün kalan hiç yaşanmamış olandır da. Beden yaşlanır ama ruh olgunlaşır. Bugün yaşadığınız, dün yaşamış olduklarınızın bir devamıdır. Yaşam size bilgelik getirmiyorsa, sizden yaşamı götürüyor demektir.
Ve bilgelik yaşamaktır. Mümkün olan tüm hayatlar içinde, yaşamış olduğunuz hayat elinizdeki tek gerçektir.
Çıkarın atın o taşı midenizden!
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları









































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019