Markar ESAYAN
Kemalist-totaliter eski rejim kendi ağırlığı ile yerine çökerken, kendini oluşturan tüm müesseseleri de beraberinde dibe çekiyor. Eski rejimin 12 yıllık reform sürecinde restorasyona gitmek üzere bütün kof hünerlerini sergilediği bir 'altın vuruş' şeklinde tecelli ediyor bu nihai kapışma.
'Altın vuruş' ise bir müptelanın kendisini zerk ettiği o son ölümcül doza deniyor.
Bu halleriyle, siyasetin, partilerin, medyanın, iş dünyasının, akademinin ve tabii ki seçkin 'aydın' sınıfının son serencamına tanık oluyoruz. AK Parti'nin ikinci 10 yılın vizesini alması durumunda değişimin kurumsallaşacak olması, eski rejim aparatlarının son bir hamle yapmasına yol açtı. Erdoğan'a ya şimdi engel olunacaktı, ya da çok geç olacaktı.
Çözüm Süreci yolu yarılamış ve ülke bu temel sorunda ilk defa bu kadar uzağa gidebilmiş durumda. Söz konusu başarı, hem topluma, hem de siyasete –AK Parti ve BDP'ye- önemli ölçüde moral üstünlük ve özgüven sağlıyor. Bu olurken, yıllardır söylediğimiz şey de ete kemiğe bürünüyor. Yeni Türkiye'nin öncüleri dindarlar ve Kürtler olacaklar. Böylelikle, 90 yıl önce yapılmış büyük bir hatanın düzeltilmesine tanık oluyoruz. Ülke kurulurken dışlanmış iki büyük gövde, inisiyatifi alarak ikinci kuruluşu gerçekleştirmeye çalışıyor.
Erdoğan iyi bir siyasetçi olduğu için, bu keskin yol ayrımını onca tozun dumanın arasında gördü ve adını halkın içselleştirebileceği şekilde 'İstiklal Savaşı' koydu. Böyle yapmakla, toplumsal hafızada yer etmiş birçok anlamlı simgeyi güncelleştirmiş oldu. Öyle ki, yolsuzluk iddiaları ve Berkin Elvan'ın ölümüne gösterilen duyarsızlık bile geri planda kalabiliyor.
Ne ilginçtir ki, KCK son açıklamasında da İstiklal Savaşı dönemi şartlarına geri dönüldüğüne vurgu yapıyor.
Gerçekten de tarihi seçimler yaşayacağız. Bu seçimlerden sonra siyaset, medya, işdünyası, akademi, STK'lar ve tabii ki aydın müesseseleri aynı şekilde kalamayacak. CHP, vesayetin yedeğinde yenik çıktığı her mücadeleden sonra demokrasiye biraz daha teslim oluyor. TBMM'de başörtüsüne yüreğine taş basarak karşı çıkamayan, Çözüm Süreci'ni desteklediğini söylemek zorunda kalan bir CHP'ye, arka arkaya alınan bu mağlubiyetlerle ulaşıldı. 30 Mart'ta amaç hasıl olmazsa, CHP'de ciddi sarsıntılar kaçınılmaz.
CHP gibi, Türkiye'nin –hepsi tırnak içinde- beyaz medyası, aydınları, akademisi, STK'ları ve iş çevreleri de çoğunluk 'sivil' değiller. Bunlar kendi alanlarında vesayet üreten hücreler gibi işlev görüyorlar. Konu otoriterlik, ataerkillik ise, çoğu köşe yazarı, akademisyen, STK'ları kendi dar dünyalarının arpalığına çeviren aktivistler, Erdoğan'ı ceplerinden birkaç kez çıkarırlar.
Halk ise otoriter-seçkin vesayet aparatları yerine, ataerkil ama reformcu bir lideri tercih ediyor.
Artık türevi ne olursa olsun, toplum mühendisliği ile halkı halka rağmen kurtarma dönemi sona eriyor. Kibirlerinden sıyrılıp Erdoğan'a biraz saygı gösterselerdi, 'Bana baba demeyin, biz sizin babanız, efendiniz olmaya değil, hizmetkârınız olmaya geldik' sözüne burun kıvırmayıp, bunun içinde bir devlet modeli barındırdığını anlar, önlemlerini alırlardı.
Peki neden anlamadılar?
İki ana nedeni var bunun. İlki, ontolojik hale gelen seçkinciliğin, halkla hiçbir ilişki kuramayacak denli damar sertliği yaratmış olması. İlişki çok önceleri kopmuş ve bu kopuşun hatıraları bile kalmamış. Üstelik, bu kopuşun getirisi, memleketin efendiliği olmuş. Dolayısıyla, halktan uzak olmak, bir ayrıcalık olarak algılanarak refleks haline gelmiş.
İkincisi, ilkine bağlı olarak, bir değişimle yüzleşebilmenin ana şartının oluşmamış olması. Yani nihai yenilgi... Gülen hareketinin katılımıyla yaşanan doping bir yana, hala manipüle edilen yüzde 25'lik bir halk kesimi, ama bundan daha önemlisi, bir tür post postmodern darbe yapmanın gücüne hala sahipler, gördük. Medyaları, ekonomik güçleri ve buna münasip dış dünyanın belli bir bölümünden aldıkları destek var.
O zaman, eğer imtiyazlarını kaybetmemek ihtimali varsa ve bu ihtimali gerçekleştirecek güce de sahip olunduğu varsayılıyorsa, neden mücadeleden vaz geçilsin, neden değişme ihtiyacı hissedilsin ki!
O güç sürekli olarak alışılan şekilde kullanılacaktır.
Böylelikle, Türkiye'de neden yeni, özgürlükçü ve etkili bir muhalefet partisinin ortaya çıkmadığının nedenlerine ulaşmış oluyoruz. Aslında Gezi'de veya Berkin Elvan'ın cenazesine gelen insanlarda böyle özgürlükçü muhalefete –henüz gaz bulutu halinde olsa da- bir eğilim var. Ancak siyasi alan işgal edilmiş olduğu için o enerji harcanacak yer bulamıyor. Tavan ve taban çift taraflı kilitlenme halinde. Etkili biçimde temsil edilmediklerinden varolan depresyon daha da şiddetleniyor, bu depresyon, başarısızlığın altını çizen Erdoğan'a yönelerek totaliter-laik fay hattına dönüşüyor.
Bu kesimlerin, onların sırtına yapışmış parazitlerden kurtulması gerek. Bu ise bir süreç meselesi... Bunu ne Erdoğan, ne de bir başkası onların yerine yapabilir. Yapabilseydi bile bu yine bir toplum mühendisliği olurdu ve aynı hatalar tekrarlanırdı. Erdoğan'ın bu noktadaki işlevi, süreci devam ettirmesi ve diğer mahallenin siyasete teslim olmasını sağlaması.
Peki 30 Mart'ta darbenin başarısız olduğu tescillenirse veya AK Parti ciddi bir yara alırsa bizi nasıl bir Türkiye bekliyor?
Onu da yarın konuşalım.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019