Markar ESAYAN
Seküler kıyamet anlamın içinin boşalmasıdır.
Bu birden bire olmaz, kararlar alır ve o kararların bizim tahayyüllerimizdeki sonuçlara yol açacağını varsayarız. Devletler ve toplumlar da öyledir... Oysa o ne doğru sözdür ki hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlerdir. Şimdi burada bir çelişki var gibi gözüküyorsa da, evet gerçekten var. Ama o kadar çelişkili değil sanki. Daha doğrusu çelişki adisyona dahil, ya da çelişkinin bizim yüklediğimiz anlamdan farklı bir işlevi olabilir. Kim bilir, belki o da anlamını alıp başını gitmiştir.
Anlam, rasyonalizm açısından baktığımızda, modern çağlarda daha karmaşık ve tuzaklı hale gelmiştir. Bireyin dil ve hayatla arasına gedikler girmiştir. Bunu ilk fark edenlerden değildi ama en iyi fark edenlerdendi Nietzsche. Rasyo- nalizm, görecelik ve perspektivizm kaosunun içine düşen Batı kimliği, organik cemaatin (Gemeinschaft) yerini kamu-bürokratik devletle (Gesellschaft) doldururken hayatın anlamının da içini boşalttığını, bunun ise büyük bir nostalji duygusu eşliğinde modern toplumu bunalıma düşürdüğünün farkındaydı. Alman faşizminin nedenlerinden birisi de, diğer hegemon devletlerin aksine, endüstri toplumuna geçişin çok hızlı yaşanması ve cemaatin bu hızın karşısında ümitsizliğe düşerek felç olmasıydı biraz da. Cemaatin kollarından hızla karmaşaya atılmış Alman toplumu, kendisini sıkıca kavrayan nasyonal sosyalizmde bir yurt bulduğunu düşünmüştü.
Nietzsche, cemaatin (kendiliğindenlik) yerini bir başka mutlak olan bürokratik devlet ve rasyonalizmin doldurmasına karşıydı. Darwin ve evrimciler insanlığın geleceği için çok iyimserdi ama toplum böyle hissetmiyordu. Doğal seleksiyonun işleri yerine koyacağı, dinin (hurafe) yerine de aklın (reason) geçeceği, böylelikle doğanın kuralına uymakla her şeyin zaten olması gerektiği gibi yaşanacağına dair inanç büyüktü aydınlarda. Ama Nietzsche huzursuzdu. Gelen felaketi görüyordu. Onları yeni ruhban sınıfı olarak görüyordu.
'Tanrı öldü' sözü, nihilizmden ziyade toplumu nihilizme sürükleyen gediği ima ediyordu. Evet, gerçekten de Avrupa'da Hıristiyanlık ölmüştü. En azından politikayı belirleyen din ve geleneklerden (tecrübe) kaynaklanan ortak ahlak (ortak ev) değil, modernitenin tanımladığı büyük A'lı Akıldı. Büyük Akıl, bireyin parçalanmasını önleyecek çareleri ve içinde kendisini teselli edeceği yeni bir yuva sunamamıştı. Ortak ahlak önerisi yoktu, çünkü buna gerek yoktu. Doğa her şeyi halledecek, akıl ise mekanik bir süreci izleyerek cenneti yaratacaktı.
Rasyonalizm, insanlığa buhar makinesi ve ampulü armağan etmekle kalmadı, soykırım teknolojisini de armağan etti. Aydınlanmanın dünyaya cenneti indirdiğini ve daha da indireceğini düşünen aydınların çoğu, Belçika Kralı 2. Leopold'un, şahsi mülkü olan Kongo'da 15 milyon yerliyi kesip biçmesini gördüklerinde şüphesiz kuşkulanmışlardı.
Brüksel'deki Grand Palace'ın altı milyonlarca kemikle doluydu…
Aydınların çoğu Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sürecinde birer birer intihar ettiler. Stefan Zweig intihar notunda 'Bu dünyada ayaklarımı basacak yer kalmadı' demişti.
Bizim tarafta ne mi oluyordu?
İslam âleminde Osmanlı ve hilafetin yıkılışıyla büyük bir dehşet yaşanıyordu. Batı'nın kahredici üstünlüğü kabul edilmişti ve 1920'lerde İslam aydınları kendi aralarında bile modern yaşama alternatif bir dünya modeli hakkında konuşmaktan çekiniyorlardı. Kesin bir yenilgiydi bu, yapılabilecek hiçbir şey yok gibiydi. Doğu, daha Batı'nın ne yaptığını bile tam olarak anlayamamıştı. Mehmet Akif gibi hala çabalayanlar da kendi ülkelerinden sürgüne Mısır'a gidiyorlardı.
Bugün Batı'nın rasyonalizmi ve pozitivizmi kimlik, kültür krizi karşısında çaresiz durumda ve yuvasızlığın semptomu nihilizmi tüketim çılgınlığıyla bastırmak artık pek mümkün değil. Din, Batı'ya ama İslam ama Hıristiyanlık ama new-age akımlarla geri dönüyor. (Papa'nın Hristiyanlığın yükseldiği Güney Amerika'dan seçilmesine dikkati çekerim.) Lakin bu çok ciddi bir başka bunalım demek. İslamofobinin altında sadece real politik ahlaksızlık yatmıyor, Batı, maneviyat karşısında kendisini çok güçsüz ve çaresiz hissediyor. İslamofobi, aslında biraz da İslam'a yansıtılan pre-modern devre dönüş korkusu ile besleniyor.
Doğu bunca bedeli ödemenin bir getirisi olarak, dinini (organik ev) elinde tuttu. Bu durum Doğu İslamı ve Hıristiyanlığı ile diğer inançlar için de geçerli. Din sadece dinden ibaret değildir. Bizler Batılının yaşadığı nostalji, yuvadan kovulma, cemaatten yoksun kalma duygularını o kadar şiddetli yaşamıyoruz. Çünkü Batı veya bizim Batıcılarımız Doğu'yu yağmalarken, cemaatlere, dayanışmaya veya öteki dünyaya olan inanca sığınıldı. Bu ise, varoluşun bütünlüğünü bir nebze birarada tuttu. Hem modernleştik, hem de hasar alsa da evimizde kaldık.
Ancak tamamen kayıpsız olduğumuzu kimse de söyleyemez. Muhtemelen, dindarlığımız ve tüm geleneklerimizde kaymalar oldu. Bunların tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor. Yani değerlerin yeniden değerlendirilmesi… Din, maneviyat ve ruh kamusal alana geri dönüyor. Ama varoluşun bütünlüğünün aldığı hasarları tamir etmek yerine, ehlileşebilir, radikal gelişimcilik takıntısıyla Batı'nın kötü bir kopyası olabiliriz. Doğu'nun değeri, çok hasar almasına rağmen, tam da bu hasara bir tepki olarak gündelik hayatın kendiliğine sahip çıkmasıdır. Ramazan, oruç, dayanışma, Paskalya'da yumurta boyama, komşuluk, aile, çocuklar bu anlamda da çok değerlidir.
Bunları kaybedeceksek, ilerlemeyelim, böyle kalalım daha iyi…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019