Markar ESAYAN
Değişim özünde sihirli bir kelime değil. Kullanıla kullanıla belki anlamının içi boşalmış olabilir. (Çünkü söz, suiistimalini anlamını terk ederek cezalandırır.) Ama aslında ister birey, ister devlet olsun, sürekli yanı başımızda olan tezcanlı bir dost, bazen ise amansız bir düşman değişim. Onu nasıl algıladığımızla ilgili bir durum bu.
Bizler farkında olmasak da her gün yeni bir dünyaya uyanıyoruz. Siyasi hayatın keskin değişimleri devrimler ise, tabiatın keskin değişimleri de mesela bir deprem olabilir. Sosyal/çevresel yaşam alanımızın böyle hızlı şekilde dönüştüğü dönemlerde değişimi daha sert hissediyoruz.
Ama hayat genelde böyle yaşanmıyor. Her gün devrimler, depremler olmuyor. Daha tedrici bir değişimin içinde yol alıyoruz. Bu da, sanki denge durumlarında toplum devinmiyor gibi algılanıyor. Oysa öyle değil. Filozofun dediği gibi, “değişmeyen tek şey değişimin kendisi” ve aynı nehirde iki kez yıkanılmıyor.
Bu insanı temelde rahatsız eden bir şey. Kurumları da öyle. Değişime olan direnç, “muhafazakarlık” olarak yanlış biçimde tanımlanıyor. “Gelenek” de bu yanlış anlamadan nasibini alıyor. Oysa ne muhafazakarlık, ne de gelenek değişim ile karşıt konumlanmıştır.
Gelenek değişim içinde evrensel olanın korunmasıdır. “Değişiyorum” diye evrensel ilkelerden taviz vermek, değişmek değil yozlaşmak olur. Batı, değişmesi gereken şeyleri hedef alırken, bu torbanın içine evrensel ilkeleri de attığından bugün bunalım içinde. Pozitivist ilerlemecilik, insanı fayda adına sürekli tekamül ettirilebilecek bir makine olarak yorumladığından bugün anlam krizi yaşıyor.
Sadece anlamın krizi de değil bu. Evrensel ilkeler yararsız bulunduğu ve terk edildiğinde, dünyaya cenneti değil, cehennemi indiren etkileri gecikmiyor. Hâlâ bu yıkımı hissediyoruz ve bu yanlışlığın terk edileceğine dair ufukta henüz güçlü bir işaret yok.
İşte Türkiye dünyanın bu sancılı döneminde, kendi değişimini tedrici ve şiddetsiz biçimde ilerleterek önemli bir farkı ortaya koyuyor. Türkiye’de hem gündelik hayata entegre olmuş hem de gerektiğinde sokaklarda şehit olmak için yarışan insanların varlığı dünyayı hayrete düşürüyor. Bu durumu anlamakta zorlanıyor ve kendi zaaflarını gösteren bir aynaya dönüşen Türkiye’ye bu yönüyle kırgınlık besliyorlar. Bunun gizli bir hayranlık içerdiğini de görmek gerekiyor.
Sayın Erdoğan’ın inançlı bir mümin olarak, kim olduğunu unutmadan, utanmadan, eğilmeden bükülmeden güçlü bir siyaset yapılabileceğini ortaya koyması da ciddi bir rahatsızlık nedeni. Seküler dönemde bir ayıp, gizlenecek bir zaaf olarak benimsetilen inançlı olma durumu, aslında bir tahakküm hikayesinin sonucudur, sonuna kadar siyasidir.
Çünkü siyaseti de belirleyen en nihayetinde değişen şartlara önderlik etmek olduğu kadar, bu önderliğin hangi değerlerden ilham aldığıdır. “Dünya beşten büyüktür” ve “One minute” çıkışının içinde bu iki özelliğin mezcolma durumu vardır. Sadece değişim diyerek bir filin daldığı gibi züccaciye dükkanına dalamaz ya da değerleri sözde bırakarak etkili olamazsınız.
Yani hem kendiniz olacak, hem değişimi yakalayacak, hem de bunları değerlerden ve dünyadan kopuk olmayan bir siyasete dönüştüreceksiniz. Esasen toplumların beklentisi de budur. Kalıcı olanı korumak, değişmesi gerekeni değiştirmek…
İnsan sadece ekmekle yaşamaz. Ama ekmek bulamadıklarında da bu işte bir hinlik olduğunu bilirler. Değerler entelektüel bir tartışma olsun diye değil, insanlar iyi yaşasınlar diye vardır.
Erdoğan’ın çileler kadar başarılarla dolu siyasi hayatının bu kadar uzun soluklu olması, millet tarafından bu kadar sahiplenilmesinin nedeni de bu dengeyi tutturabilmiş olmasıdır. Değerlerden, insandan, adaletten taviz vermeden siyaset yapmak mümkündür ve bu konudaki real politik ezber bozulmuştur.
İnsanları ve hayatı tüm çeşitlilikleriyle saygıyla karşılama gerekliliği, tüm insanların onurlu bir yaşamı hak ettiği, adil paylaşımın en iyi kazanç yolu olduğu, değerlerden yola çıkılarak değil de, başka nasıl bulunacaktı ki? Nietzsche bu soruyu ortaya atmış ve cevapları vermeden dünyadan göç etmişti. Kanımca insanlık artık bu sorunun cevabını daha fazla savuşturamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019