Markar ESAYAN
ludere faciası, daha ilk saatlerde işaretlerini verdiği üzere son beş ayda dev bir çığa dönüştü ve vicdanlarımızın üzerine olanca ağırlığıyla düştü. O çığ korkarım büyümeye devam edecek. Başbakan Erdoğan’ın grup konuşmasında Hüseyin Çelik değil de İdris Naim Şahin “ekol”ünü benimsediği, hatta onu bir kaç tık daha yukarı çektiği görüldü çünkü.
Konuşmasında bolca “tasmalar, katiller” gibi sözcükler uçuşsa da, ben oldukça kırılgan bir başbakan gördüm. Vekillerine geçmişte vesayete karşı verdikleri mücadeleyi hatırlatması, iman tazelemeye çalışması ve pek çok “doğru” ile “yanlışı” duygusal, hamasi bir dille karıştırma ihtiyacı hissetmesi bu zayıf pozisyonun göstergesiydi. “Tek adaylı” ve demokrasinin antitezi olan “teklik, birlik” vurgulu İstanbul kongresinde olduğu üzere konuşmasına “Merhum Kanuni Sultan Süleyman”dan başlamadı ama, Sarıkamış faciasına kadar geri gitti. Orada Osmanlı birliklerinin nasıl yanlışlıkla birbirini kırdığını hatırlattı. Yani Uludereler hep oluyordu ve size ne oluyordu ki!
O facia ki, aslında Dağlıca, Aktütün, Hantepe ve Uludere’nin atasıdır. Enver Paşa’nın hem askerî, hem siyasi çılgınlığının mührünü taşıyan büyük bir felakettir. Belki bilmezsiniz, Enver orada yapılan büyük hataları gizlemek için İstanbul gazetelerine sansür koymuş, epey insanın da canını yakmıştı. Sarıkamış’ta gerçekte ne olduğunu insanlar hiç bilemedi. Enver bu nedenle Divan-ı Harp’te yargılanmalıydı. Bunun yerine yükseldi, devletin başına geçti ve yüz binlerce insanın daha ölümüne yol açtı. Sarıkamış faciası üzerinde Enver’in koyduğu sansür zihniyeti hâlâ devam etmektedir. Her sene orada donarak ölen en az atmış bin insanımız anılır, kahramanlık hikâyeleri anlatılır, ama Enver’in rolüne hiç değinilmez. Çünkü TSK hâlâ Enver zihniyetinin kontrolündedir. Bence de Sarıkamış ibretlik bir faciadır, ama Erdoğan’ın gördüğü gibi değil, bu anlattığım yönüyledir o.
Başbakan’ın bu kadar gerilere gitme, milliyetçi ve hamasi bir dile sarılmasının nedeni “basit ve tek bir cümleyi sarf edememiş” ve adaleti sağlayamamış olmasından. Kürt vatandaşlar başta olmak üzere, AK Parti’nin inançlı tabanının da beklediği bu tek bir cümleydi aslında. Başbakan bunu sarf ettiğini söylüyor. Ama etmedi. Bunu herkes biliyor. “Özürü otomata mı bağlayacağız” diye isyan etmesinin tercümesi şu: “Neden ısrar ediyorsunuz? Neden özür dilemiş olduğumu var saymıyorsunuz? Memlekete bu kadar hayırlı işler yapmışken, özellikle tabanımdan gelen bu güçlü itiraz nasıl mümkün olabilir?”
Erdoğan bir kere ilkelerden sapınca ve reformdan geçirmediği bir devlete sahip çıkınca, olanlar oldu. İktidardayken mazlum ve muhalefet olma zırhını kaybetti. Liberaller diye adlandırdığı kesimlere duyduğu öfke de bundan. Onların kendisine ve tabanına kemalistler, ulusalcılar gibi kategorik bakmadığını, İslam’a saygı duyarak, insan hakları çerçevesinden mücadelede ortaklaştıklarını biliyor. 28 Şubat’ta bedeller ödemeyi göze alarak hakları gasp edilen Müslümanlarla dayanıştıklarını da. Ama o zaman ne yapıyorlarsa şimdi de aynısını yaptıklarında onları ötekileştirme ihtiyacı hissediyor. Çünkü eleştirilerin çoğunun doğru olduğunu biliyor.
Bu anlamda kürtaj ve Çamlıca’da dev cami gibi tartışmalar aslında öze dair değil; sadece dindar tabanın bir yandan kafasını karıştırmak, bir yandan gönlünü almak ve sonuçta gündemi değiştirmek için. Uludere’ye AK Parti tabanının Müslüman vicdanından kaynaklanan ciddi bir rahatsızlığı var ve önemli bir kesim “Başbakan’a ne oldu” şaşkınlığı ve hayalkırıklığı içerisinde. Başkanlık sistemi gibi büyük idealleri olan Erdoğan’ın, tabanı ile gönül bağını yitirme ihtimali korkulu rüyası olmalı. Evet, hâlâ alternatifsiz ve birkaç tane daha Uludere faciasını kaldırabilir gibi görünüyor. Ama 28 Şubat 1997 ile 3 Kasım 2002 arası gibi çok kısa bir sürede Türkiye’nin nasıl 180 derece değiştiğini de en iyi o biliyor.
Öte yandan, Erdoğan mümin bir Müslüman. Yani Uludere’nin bir de Erdoğan’ın manevi dünyasında bir karşılığı var. Türlü soğuk, devletçi argümanlarla yüreğini soğutabilse de, inancı itibarıyla, sorumlu bir yönetici olarak hiçbir dev kongrenin örtemeyeceği bir ahiret sınavına gireceğini biliyor. Tabii ki Uludere’de 34 vatandaşımızın ölümüne çok üzüldü ve böyle bir şey olmasını istemezdi. Bunun ötesindeki yorumlar Başbakan’a haksızlık. Ama sonraki süreçte takındığı tutum ve kullandığı dil çok sorunlu. Kuran’daki karşılığını bilmiyorum, ama İncil “Yönetici olmaya çok heves etmeyin, çünkü yöneticiler iki kez yargılanacaklar, kendileri ve onlara emanet edilenler için” der. Yani Uludere, Erdoğan’ın belki de hayatının en zorlu sınavı. Ya Dr. Faust gibi iktidar ve güç adına sürüklenip gidecek, ya da Beni Hazare kavmini kıran Halid Bin Velid’den ötürü Allah’a “Ben bu işten azadeyim” diyen İslam Peygamberi’ni örnek alarak adaleti sağlayacak.
Hâsılı, siyasetten, adaletten, demokrasiden, dinden veya vicdandan, nereden giderseniz gidin, Uludere ile saygı, dürüstlük ve adaletle yüzleşmekten başka bir yol yok.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Operasyon çökünce...
9.05.2019 - Kızgın demiri soğutma yöntemleri...
2.05.2019 - Müzik ve terör örgütü listelerinin benzerlikleri...
24.04.2019 - Taşın altına elini yine Erdoğan koydu...
21.04.2019 - Millet İttifakı neye kuluçka oldu?
18.04.2019 - Organize kötülüğün peşini bırakmayacağız...
16.04.2019 - CHP'nin 2019 resmi
13.04.2019 - Mazbata fetişizmi neye delalet?
10.04.2019 - 31 Mart’ta Türkiye neyi başardı?
3.02.2019 - Bu seçimin adaletsizliği…
28.03.2019
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































berto
Ici zehir dolu bir kafa, zehir sacan bir insan. Ya da: hukumetin tam anlamiyla emrinde. Ya da ikisi. Hepsini de rasyonal dusunce kilifinda sunuyor. Kotu bir koku saciyordu hep ama bu kadar da curumus oldugunu bu yaziyla fark ettim. Son 10 gunun olaylari herkesin yerinin daha acik ortaya cikmasini sagladi.
Ad Soyad Giriniz...
ethen mahçupyan söz hakkı sadece mülk sahiplerinin olsaydı ya mülksüzler ne yapacak.ayrıca çevre,doğa,ağaçlar kimsenin malı değildir.herkes oksijenden faydalanıyorsa hepimizinde söz hakkı vardır.sen demokrasiyi yanlış anlamışsın.demokraside hiçbirzaman güzellikle gelmemiş.hep birileri mücadele vermiş.yani ağlamayana süt yok.
mehdi avis
tebrik ve teşekkürler etyen bey aydın namusu budur işte! diğerlerine bakıyorum ya başbakanı yada diğerini takım tutma mantığı ile destekliyorlar
horhan
olan biteni en güzel şekilde özetlemiş Mahçupyan...