Markar ESAYAN
AK Parti’li bir okurum bana uzunca bir mesaj atmış. Başlarda nasıl heyecanlı ve mutlu olduğunu, AK Parti için aktivist olarak sokaklara çıktığını, ülkenin zehirli geçmişinden kurtulması için nasıl bir istek duyduğunu, başörtülü olmakla zaten bunun acısını kendisi ve ailesi boyutunda nasıl yaşadığını, ilk defa vesayet karşısında dik duran bir hükümetin varlığı ile büyük bir ümide kavuştuğunu yazmıştı.
Sonra, Uludere’nin acısını önce insan, sonra bir Müslüman olarak nasıl yüreğinde hissettiğini, derken bunca sahiplendiği hükümetin ve Başbakan’ın bu derin acı karşısında takındığı soğuk duruşun onu nasıl sarstığını, Erdoğan’ın tek adam tavrının, kibrinin onu ne kadar rahatsız ettiğini belirtmişti. Mesaj o kadar sarsıcı bir samimiyet ve üzüntüyle yazılmıştı ki, uzunca bir cevap yazarak kendisini teskin etmeye çalıştım. Çünkü “Ne olacak” diye soruyordu, “bundan sonra ne olacak?”
Her şeyden evvel, basit bir kural var; seksen yılda zerk edilen zehrin, sekiz yılda şifa bulması mümkün değil. Hepimiz bu cumhuriyetin çocuklarıyız; ama gözü yaşlı ve mağdur, ama imtiyazlı ve mağrur, fark etmez. Bizim, bizi biz yapan ortak bir kimyamız, ortak bir geçmişimiz var.
Nilüfer Göle’ye katılırım; kemalizmin başarısız olduğuna inananlardan değilim. Evet, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tahayyüllerindeki amaç gerçekleşmedi. Çünkü insani ve ahlaki değildi, kaba kuvvete ve saygısızlığa dayanıyordu. Hayatın kurallarına tersti. Her totaliter rejim gibi, kolonları kum üzerine dikiliydi, kendisine zamansızlık atfettiğinden değişimin ne kadar aşındırıcı olduğunu fark etmeyecek bir yanılsama içindeydi.
Ama bu, bizlerin kemalizmin toplum mühendisliğinin ürünleri olmadığımızı göstermiyor. Biz kemalizmi, kemalizm de bizi dönüştürdü. Hakir görülen dindarlar tam anlamıyla kemalistlerin öngördüğü devlet Sünniliğinin içine giremediler, ama dışında da kalamadılar, bazen suç ortağı bile oldular. Ortaya hibrid, kimi yönleriyle nevi şahsına münhasır, değerli, kimi yönleriyle de çelişkili ve bazen de devletle üst üste oturan hâller çıktı. Bu normal.
Aslında 2002’den bugüne değin, temizlemeye çalıştığımız, kemalizmin bizde açıktan mağdur edici, kaba özellikleri oldu. Bu da normal. Mesela darbeler, sana karşı yapılmış, sana zarar vermiş; işe buradan, cuntacı askerden başlıyorsun, kaba bir temizlik hâsılı. Buradaki istek ve hızı anlamak mümkün. Üstelik vesayetle savaşmanın motivasyonu sadece adaleti sağlamak ve rövanş almaktan gelmiyor, bu savaşın sonucunda doğrudan iktidarı ele geçireceksin. Bir taşla iki kuş ve ikisi de meşru.Kim itiraz edebilir ki!
Ama şu anda, yani Sayın Başbakan’ın “Ustalık dönemi” dediği süreçte, çok daha incelikli bir reform, değişim safhasına ihtiyaç vardı. Kavşak... Burada vesayeti çökertme veya iktidarı ele geçirme motivasyonu tatmin edilmiş olduğu için, partiyi ve tabanı bu istekte ve doğru rotada tutacak enerjinin ahlakın nereden sağlanacağı sorunu ile karşılaştık. Malzeme tükenmişti.
Aslında kendimizle karşılaştık. Bizim adımıza karar veren vasilerimiz, suçu üzerine atacağımız zalimler olmadan, elde ettiğimiz bu özgürlük ve güçle ne yapacaktık? Bu bizim adımızı koyacaktı.
Hiçbir zaman ümitsiz olmadım; lakin siyaseti ve toplumu anlamaya çalışırken ümit, temenni ve duyguların reaksiyona girmediğini biliriz. Toplumsal gelişimin, aşağı yukarı her ülkede takip ettiği bir parabol vardır. Türkiye de bundan arî değil. Şu anda yaşanan bir hazım ve yeni sıçramaya neden ve zemin oluşturma, bilgi biriktirme dönemi.
Ben AK Parti’nin tarihî görevini ifa ettiğini öngörüyorum. Çok da iyi dayandılar diyebilirim ve bunu asla bir seçkin tavrıyla söylemiyorum. Sayın Erdoğan ve partisi, mağdur olduğunda, kemalizmin etkisinden dindar değerlere sığınarak çıkabiliyorlardı. Bir Müslüman için mesela Kürt sorununu anlamak ve çözmek iki dakikalık bir iştir. Ama eski devleti sahiplenen bir bürokrata dönüştüğünüzde, vicdanınızı rahatlatacak binlerce “ama” fısıldanır kulağınıza. Altyapınız kuvvetli değilse güç sizi ele geçirir. Kendi dininizi çoktan oluşturmuşsunuzdur. Söylem ve gösteriş bu dönemde sıçrama yapar, popülizm tavana vurur.
Lakin omuzları düşürmeye, yelkenleri indirmeye gerek yok. AK Parti küçük bir mucizeydi, ama bu halkın arasından çıkan öngörülebilir bir mucizeydi. Şimdi ise bu toplum kendi kalitesiyle, demokratik birikimi ile muvazeneli yeni hareketlerin tohumlarını bağrında ekiyor, büyütüyor ve zamanı geldiğinde ürün verecek. Bu AK Parti’nin içinden bir tepkiyle de olabilir, AK Parti’nin kendi tabanı tarafından tedip ve modifiye edilmesiyle veya bambaşka bir yolla da olabilir. Ama olacağı kesindir.
Milletlerin kaderlerinin tek bir kişinin elinde olması totaliter rejimlerin özelliğidir. Erdoğan kusursuz kral olsaydı bile bu büyük risk olurdu yine de. Birçok AK Parti’li arkadaşımın Erdoğan’ın sağlığı için dua ettiğini ve ondan sonrasını karanlık gördüğü zamanları biliyorum. Erdoğan ile bu duygusal bağın kopması da sağlıklı bir reşitlik hâlidir.
O zaman neye güvenebiliriz? Herhâlde topluma. AK Parti tabanı partinin savrulmalarını ne kadar hazmedecek? Erdoğan ve taban arasında çift geçişli bir ilişki olduğu bariz. Erdoğan’ın sapmaları itaat kültürü ve kol kırılır yeni içinde kalır mantığı ile sahiplenilecek mi? Yoksa içeriden gelen eleştirinin bizatihi demokrasinin en büyük kaynağı olduğu mu keşfedilecek? Ramazan ayının son günlerindeyiz. Dindarların başat varlığı nedeniyle ve Müslüman olmayan birisi olarak soruyorum: Türkiye’de yaşanan dindarlığın, İslam değil, daha çok bir gelenekler bütünü olduğu, içinde birçok devletçi enverist-kemalist milliyetçi katkı maddesi bulunduğunu kabul etmeye hazır mı toplum? Bunu kabul ettikten sonra, Müslümanlığın sadece onlar için bir parametre olduğunu, bu ülkede onlara eşit hakkı bulunan başkalarının değerler sistemleri ile saygı ve eşitliğe dayalı ortak bir düzen oluşturmak gerektiğini kabul edecekler mi, yoksa kemalizmin dindar bir türüne mi sahip çıkacaklar?
Bunlar Türkiye’nin önündeki yirmi otuz yıl tartışacağı konular. Hepsi hayati ve üzerinde düşünmeyi hak ediyor.
Yeni Türkiye ise bundan sonra gelecek. Kolay olsaydı kalıcı ve değerli olmazdı.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.05.2019
2.05.2019
24.04.2019
21.04.2019
18.04.2019
16.04.2019
13.04.2019
10.04.2019
3.02.2019
28.03.2019