Mehmet Ocaktan
Tarih boyunca hemen bütün toplumlarda ‘hukuk’ kavramı, insanın fıtratında var olan ‘hakkaniyet’ düşüncesini esas alarak gelişmiş ve giderek kurumsal hale gelmiştir.
Gerek Batı toplumlarında gerekse Müslüman toplumlarda, hukuk düşüncesinin farklı gelişim hikayeleri vardır. Ancak esas itibariyle bütün toplumlar için önemli olan, insanların bireysel ve toplumsal yaşayışında aile hayatından kamusal alana, suç ve cezadan milletler arası ilişkilere ve ticarete kadar her konuda belli kurallarla birlikte çözümlerin de üretilmiş olmasıdır.
Toplumların dinle olan ilişkileri bağlamında hukuku değerlendirdiğimizde farklı dinlerin kendi kültürel ikliminde oluşan ‘hukuk’ kavramının, içinde doğduğu toplumun yaşanan hayatı üzerine inşa edildiğini görürüz aynı zamanda.
Nitekim, geçmiş asırlarda Müslümanların ürettiği fıkhi bilginin, toplumda bir karşılığının olmasına özen gösterilmiştir. Dolayısıyla ilk dönem Müslümanlarından bu yana, İslam toplumlarının bir adalet tasavvuru olup olmadığını anlayabilmek için İslam fıkhının modern dünyaya verebileceklerine bakmak durumundayız.
Geçmişte İslam alimlerinin ürettiği fıkhi bilgileri, içinde yaşadığımız çağın şartları içinde yeniden yorumlayarak bugünün sorunlarına yeni çözümler üretebiliyorsak İslam fıkhının hayatiyetinin devam ettiğini söyleyebiliriz.
Eğer geçmiş dönemlerin toplumsal ve kültürel şartları içinde üretilen klasik fıkhı aynen bugüne taşırsak, fıkhı dogmatik hale getirerek tarihe hapsederiz.
Kısacası asırlar öncesinin klasik fıkıh literatüründen çözümler aramak yerine, günümüzde fıkıh-toplum ilişkisini doğru kurabilirsek fıkhın imkanlarıyla günümüz toplumuna yeni şeyler söyleyebiliriz. Aksi taktirde hep eskiyi tamir etmekte ısrar edersek, fıkıhla yaşanılan hayat arasındaki çelişkiyi daha da büyütürüz ki bu, Müslümanları yeni açmazlara sürükler.
Meseleyi daha net kavrayabilmek için Ali Bardakoğlu Hoca’nın fıkhın imkanları bağlamında verdiği şu somut örneği kaydetmek gerekiyor: “Tabir yerindeyse, ecdattan kalan meskende içeriye yağmur suyu, soğuk ve rüzgarın girmesini önleyecek tamiratlar yaparak, badana ve boyasını yenileyerek içeride oturanların ihtiyaçlarını belli bir süreliğine karşılamaya çalışmak yerine, yine aynı arsaya dört başı mamur bir mesken yaparak insanımızın ortak yarar ve huzuruna katkı vermektir.” (İslam’ı Yeniden Düşünmek, s.199)
Biliyoruz ki Batı dünyasında da modern öncesi dönemden başlayarak pek çok hukuk modeli üretilmiş ve bu konuda farklı tartışmalar yapılmıştır. Mesela 20. yüzyıl düşünürlerinden Miçhel Foucault, hukuku üç biçimde tanımlar. Bunlardan birinde hukuk derken yasayı, yasanın aygıtlarını, kurumlarını, yönetmeliklerini, maddelerini kastettiğini ifade eder ve pozitif saflarda yerini alır. (Umut Koloş, Foucault, İktidar ve Hukuk, s.226)
Esas olarak Foucault, bir ‘hukuksal-söylemsel’ iktidar modeli önerisinde bulunur. Ve bu yaklaşımın odağında yer alan ‘toplum sözleşmesi’ni, 16. Ve 17. Yüzyıl toplum sözleşmelerinden ve özellikle de Hobbes’tan aldığını unutmamak gerekiyor.
Kuşkusuz Foucault’nun bu modelini, konsept itibariyle modern öncesi dönem bağlamında değerlendirmek gerekiyor. Zira hukuksal-söylemsel iktidar modelinden anlaşılması gereken, “genel olarak 11. Ya da 12. yüzyıl Ortaçağı’ndan moderniteye kadar süren Batı tarihi kesitinde, özel olarak monarşik devlet konsepti ile ifadesini bulan, temel özellikleri merkezilik, meşruiyet ve itaatin sağlanması bakımından yasa(k)lar ile donatılma, cezalandırma olan ve Foucault’ya göre bahsedilen tarihsel kesitteki iktidar ilişkilerini açıklayabilme özelliğine haiz bir iktidar modeli tasavvuru olduğunu belirtmekte yarar var.” (a.g.e, s.227)
Foucault’nun, modern hukukla ilgili görüşlerini irdelerken monarşilerle ilgili yaklaşımının altını da özellikle çizmekte yarar var. Foucault, her ne kadar monarşilerde bir keyfilik ve kötüye kullanma söz konusu olsa da özünde monarşilerin bir hukuk sistemi olarak kurulduklarını ve bu yüzden de iktidarın hep bir hukuk formunda ifadesini bulduğunu söyler. Foucault’nun, modern hukuka geçiş sürecinde monarşilerin ciddi bir tecrübe oluşturduğunun altını çizen şu yaklaşımı bu açıdan önemli: “XVII. Ya da XIX. Yüzyıla uzanan bir gelenek bizi, monarşik iktidarın hep hukuk-olmayanın, yani keyfiliğin, kötüye kullanmaların, kaprisin, ‘paşa keyfi’nin, ayrıcalıkların ve özelliklerin, geleneksel ‘oldu-bitti’lerin sürdürülmesinin yanında görmeye alıştırdı. Ama böyle davranmak, temel bir tarihsel noktaya, Batı monarşilerinin hukuk sistemleri olarak kurulduğunu, bu hukuk kuramlarından geçerek yansıdığını ve iktidar mekanizmalarını hukukun biçimi çerçevesinde işlettiğini unutmak anlamına gelir…” (Foucault, “Hakikat ve İktidar”, s. 72/ “Foucault, İktidar ve Hukuk” kitabından)
Görüldüğü gibi modern hukuk sistemlerinin oluşum sürecinde, gerek Batı dünyasındaki hukuki tecrübeler gerekse Müslüman dünyadaki fıkıh çalışmaları, aslında çok ciddi bir hukuk birikimi oluşturmuştur.
Ancak bu çerçevede şöyle bir tespiti yapmakta da yarar var. Batı, bu birikimden modern bir hukuk sistemi inşa etmeyi başarırken, Müslümanlar fıkhi birikimlerini modern çağla ne yazık ki buluşturamamışlardır.
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuYangının ortasında… 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENAmerikan PDY’si 13.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUSiyasi zeka ile siyasi tavır ilişkisi… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDünyanın en büyük terör örgütü 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasYerli ve milli füzelerimiz nerede? 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN15 Yaşındaydı… 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUTerörsüz Türkiye’ye adalet yakışır 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYBarbarlık Çağında Savaşlar Kaçınılmaz 12.03.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİPeki İmamoğlu niye canlı yayında yargılanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLU“Kabe’de Hacılar” sahiden ortak ses mi? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti ile böyle bir Türkiye hayali kurmamıştık 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURİranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolSavaş nereye? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSilivri’de başlayan yargı üzerinden siyasi rekabet 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSavaş gerçekten bitiyor mu? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciYolsuzluk yasaları neden çıkmıyor? 11.03.2026 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIİSKENDER’DEN BUGÜNE İRAN’IN DİRENÇ HAFIZASI 10.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANSiyasi dava… Sansür yasası! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞATEŞ AVUCUMUZUN İÇİNDE... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA8 Mart’ın Direniş Ruhu ile Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’na Çağrı... 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞTrump’ın en büyük yanlışı, açmazı anlayamadığıdır 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRDünya büyük çağ değişiminde: Yükselen milliyetçilik, korkunun refleksi 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMANİran savaşında Türkiye boyutu 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKBu toplumda herkes devletçi! 9.03.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANİran’dan Türkiye’ye yansıyanlar 8.03.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNBinlerce kadın Taksim'den sesleniyor: "Bitmeyecek bu İSYAN" 8.03.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.03.2026
2.03.2026
11.02.2026
4.02.2026
2.02.2026
28.01.2026
26.01.2026
14.01.2026
12.01.2026
7.01.2026