Mehmet Ocaktan
Modern siyaset teorisinde devletin meşruiyet kaynağı hukuktur. İnsanın, hak ve yükümlülükleri olan ve toplum halinde yaşamak zorunda olan bir varlık olduğu düşünüldüğünde, din, hukuk, siyaset ve ahlâk arasındaki ilişkinin hayati bir önem taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır. Genel olarak hukuk, ilkeler koyar, bir başka deyişle ilişkilerdeki asgari sınırı belirler. Doğası gereği de yüzü biraz soğuktur.
Tarihin bütün dönemlerinde din bilginleri, filozoflar, hukukçular, fikir insanları devletin ve toplumun ahlaki temelleri konusunda farklı analizlerde ve değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Mesela, ‘olan’ hukuk ile ideal olan yani ‘olması gereken’ hukuk arasında kesin bir ayrım yapan pozitivistler her türlü değer ve ahlak kavramını dikkate almayı tercih etmemişlerdir.
***
İngiliz hukukçu John Austin hukuk ve ahlakın ayrılması gerektiği yönünde kaba bir pozitivizmi savunurken, Herbert Lionel Hart aynı iddiayı sürdürmekle birlikte hukukla ahlakı bütünüyle ayırma konusunda mütereddittir. Hart’a göre hukukta bazı ahlaki değerler yer alabilir, ancak hukukun kendi dinamikleri olmalıdır ve hukuk kendi düzenini kendi inşa etmelidir, dolayısıyla tanrı iradesine ve ahlaka gitmeye gerek yoktur. Sonuçta hukuk normlardan müteşekkildir ve kendi düzenini kendisi inşa edebilir. Doğaya, Tanrı iradesine ve ahlâka gitmeye gerek yoktur. Hukuk ahlâktan ayrıdır ancak aralarında bağlantıları da mevcuttur.
Görüldüğü gibi pozitivist hukuk anlayışı, kurallar dışındaki arkaplanı dikkate almamaktadır. Amerikalı hukuk felsefecisi Lon Luvois Fuller pozitivistlerden farklı olarak, hukuk ve ahlâk arasında alışılmışın dışında bir bağlantı kurmaktadır. Fuller’a göre hukuk bir karşılıklı anlaşma zeminidir, bu zeminde yasayı koyan ile tabi olanlar arasında bir değer paylaşımı ve uzlaşı olmak zorundadır. Bu çerçevede hukuki uygulamalar ahlâki mülâhazalardan vareste tutulamaz. Aynı şekilde hukuki meselelerin temelde ahlaki olduğu tezini savunan Amerikalı filozof ve anayasa hukukçusu Ronald Dworkin de pozitivistlerin hukuk ve ahlakın ayrılması tezini reddeder.
İslam düşüncesi bağlamında bakıldığında hukukun da, siyasetin de ahlaki bir temele ihtiyacı vardır. İslam düşüncesinde ahlakın ön planda olmasının hikmeti de budur. Bu noktada takva ve ihsan kavramlarının önemine dikkat çekmek gerekiyor. Eğer toplum ahlaki kuralları içselleştirememişse hukuki kuralların ihmali söz konusu olabilir. Hz. Peygamberin toplumda ahlaki kuralları oluşturduktan sonra, hukuki kuralları tesis etmesi bu konuda önemli bir örnek teşkil etmektedir.
Devletin temelini ahlaka dayandıran değerli düşünür Nurettin Topçu ahlakın İslam dininin özü, esası ve bizzat kendisi olduğunu söyler. Topçu’ya göre ahlak, fertten topluma, devletten millete ve tarihe, ekonomik nizamdan sanata ve dine kadar uzanan fikir ve düşüncelerin üstünde, onların bir tacı gibidir.
Din-ahlak-hukuk ilişkisinin, hukuk politikalarının geliştirilmesi açısından önemine dikkat çeken Prof. Dr. Saffet Köse’nin şu tespiti önemlidir: “Din değerleri belirler, ahlak onu bir yaşam biçimine dönüştürür, toplum kültürünü inşa eder ve hukuk da maddi müeyyidesi olan yazılı kural haline getirir. Hz. peygamber de böyle aşamalı bir yol takip etmiştir. Zira ahlakı oluşturulmamış bir hukuk kuralının denetimi, zordur. Her şeyin kanunla halledilebileceğine inanılan bir ortamda, kanun bolluğu yaşanır ve böylesi bir ortamda kanunlar, ahlakla beslenmezse, kanunları çiğneme çoğalır. Ayrıca kişisel çıkarların yasal hale dönüşmesi durumunda hukuk, adaleti tehdit eden bir yapıya dönüşür. Hâlbuki din ve ahlak, hukuku denetleyici bir yapıya sahiptir.”
***
Kuşkusuz din-hukuk-siyaset-devlet ilişkisinde ahlakın önemine vurgu yapmak, iktidarın kaynağının ilahi olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Nitekim geleneksel İslam kültüründe “halifenin Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olduğu” şeklindeki sıhhati tartışmalı hadis üzerinden iktidarı doğrudan ilahi olana bağlama anlayışı, iktidarın dayanması gereken ahlaki ve hukuki temeli zaafa uğratmıştır.
Özellikle dört halife sonrasında bu gelenekten beslenen iktidar anlayışı, İslam toplumlarında yüzyıllarca süren tartışmaları da beraberinde getirmiştir. İslam siyaset düşüncesindeki bu zaafa dikkat çeken Muhammed el-Cabiri ‘Çağdaş Arap-İslam Düşüncesinde yeniden yapılanma’ kitabında şöyle bir tespitte bulunuyor: “Siyaset, din adına hareket etmiş ve meşruiyetini ondan almıştır. Bu ise genelde siyasi çekişmelerin din kisvesi altında yürütülmesine sebep olmuştur.”
Galiba din ve siyasetin meşruiyet kaynağı konusunda zihni bir berraklığa ihtiyaç var. Bir kere dinin meşruiyeti ilahidir, siyasetin ise kişilerin özgür iradesi ve hukuktur. Dolayısıyla din siyasetin; siyaset de dinin bir aracı değildir. Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, din ve siyaset insan hak ve özgürlüklerinin korunması noktasında ortak hedeflere sahiptir. Zira hak ve özgürlüklerin temelini ahlaki ve hukuki değerler oluşturur.
Hukuk ve siyasetin sağlıklı sonuçlar üretebilmesi için ahlak önemlidir, çünkü ahlak insanların kendi akıl ve iradeleriyle özgürce tercihlerde bulunmalarını gerektirir. Aklını ve iradesini kullanamayanların ahlaklı ve adaletli kararlar vermeleri de mümkün değildir. Bu bağlamda iyiyi, doğruyu, hakkı ve adaleti hakim kılmak özgürlük ve sorumluluk bilincinin geliştirilmesine bağlıdır. Ahlakın ve hukukun inşa edilemediği toplumlarda din ve siyasetin birbirlerinin alanlarına müdahalesi kaçınılmaz olur ve sonuçta adaletsizliğin ve zulmün önü açılmış olur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
2.02.2026
28.01.2026
26.01.2026
14.01.2026
12.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
31.12.2025
29.12.2025