Mehmet TIRAŞ

TÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…”
26.01.2026
174

Çok yakıcı bazı toplumsal sorunları satır başlarıyla hatırlatarak başlayalım:

Toplum da 60 milyon insan açlık ve yoksullukla boğuşurken.

Ülkenin en varlıklı 4 milyon kişisi milli gelirin yüzde 48’ni alırken.

Çalışan nüfusun yarısı asgari ücrete talim ederken.

11 milyon işçi kaçak çalışırken.

16 Milyon emekli asgari ücretin altında 23 bin Lira,5 milyon emekli de 20 bin lira ile geçinirken.

Geniş tabanlı işsizlik yüzde 23’lerde seyrederken.

5 Milyon kişi çöpten beslenirken, bir eli yağda bir eli balda olanlar da var.

“Ayrıcalıklı” bir avuç arasında saltanat içinde yaşamlarını sürdüren, bir de sözde  Sivil toplum başkanları” var…

Hemen anımsayacaksınız…

Çünkü aşağıdaki sıralanan kimi kuruluşlarının başkanları ortalama kesintisiz;”25 yıldır başkanlık yapıyorlar.”

Bu örgütler siyasal iktidarlara biat ederken, devleti kutsayan, ideolojisini savunan ve temsil ettikleri örgütlerin adeta başına çökmüş kişilerden oluşuyor.

Güç kimde ise onla iş tutan  Eşit vatandaşlık hukukunu yok sayan” yaş ortalamaları 75 olan bu kişileri daha yakından tek tek tanıyalım:

-Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu(TESK) Başkanı  Bedevi Palandöken kesintisiz 36 yıldır başkanlık yapıyor.

-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu kesintisiz 25 yıldır  başkan.

-Türkiye Ziraat Odaları Başkanlığı (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar Aralıksız 23 yıldır başkanlıkta bulunuyor.

-HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan  25 yıldan bu yana Başkan.

- Tüm Emekliler Derneği (TÜED) diye bir dernek var; kesintisiz 25 yıldır Başkanlığını Kazım Ergün yapıyor.

-Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın 11 yıldan bu yana başkan.

-TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay’da 11 yıldan beri Başkanlık yapıyor.

“Başkanlar”  başında bulundukları yerleri, şirketleri gibi yönetiyorlar ve gidecek gibi de görünmüyorlar.

“Başkanlar” buraları değişmez geçim kapıları olarak kabullenmişler.

Mevcut sistemden şikâyetçi olmadıkları gibi, sistemin en sadık güvenilir savunucuları durumundalar.

Siyasal iktidarlardan ve devletten alıkları destekle ülkenin demokratikleşmesi karşısında, toplumsal tepkileri önlemek için; bu tepkilere karşı birer dalga kıranlık görevi yapıyorlar.

Siz bu örgütlerin toplumsal sorunlar ve ülkenin demokratikleşmesi konusunda bir açıklamasını ve tepki gösterdiğini duydunuz mu?

Ülkede yaşayan insanların “refahı ve özgürlükleri  için Türkiye AB içerisinde yer almalı, diye  bir dertleri yoktur.

Çünkü AB bu kurumların başına çöreklenenler için “çok kötü” bir örnek…

AB üyesi ülkelerde böyle bir sivil toplum anlayışı yok.

Bu kişiler sorunları bilirler ama sağır ve dilsiz rolü oynarlar.

Yıllardır orada nasıl “Mıh” gibi duruyorlar?

İnsan merak ediyor değil mi?

Çünkü mevcut delege yapısı değişmedikçe, bu kişileri örgüt içinde muhalif olanların bunları kolay kolay değiştiremezler…

Neden mi?

Çünkü delegeleri kendileri belirliyor.

On binlerce üyeleri var ama üç yüz beş yüz delege ile seçim yapıyorlar.

İktidara gelen hükümetlerle karşı karşıya gelmedikleri sürece ”Başkanlık” dönemleri de, kaplumbağa kadar ömürleri  uzun oluyor.

Keyiflerine göre temsil ettikleri kurumları, üye aidatlarını çarçur ederek ve şaşalı hayatlar yaşayarak yönetiyorlar.

Ne kadar huzur hakkı ve ikramiye alıyorlar kamuoyu bilmez.

Temsil ettikleri örgütler birer holding gibi devasa mal varlıklarına sahipler.

Otelleri,sosyal tesisleri ve misafirhaneleri  ve lüks makam araçları var.

Buralar Nepotizmin en yaygın uygulandığı ve istihdam edildiği yerlerdir.

Bu örgütleri yeniden yapılandırmak ve başına çökenleri değiştirmek için; delege sitemi mutlaka değiştirilmeli ve demokratik bir yapıya kavuşturulmalı.

Delege sistemi üyelerin önünde bir duvar gibi engel.

Ayrıca…

Yönetimde bulunmayı iki dönemle sınırlanması gerekiyor.

İşveren örgütleri bile bunu yapıyor…

Örneğin TÜSİAD modeli, yönetimde kalmayı iki  dönemle sınırlandırmışlar.

Demokrasi ve Hukuk bunlara yabancı kavramlardır.

Yargının bağımsız ve tarafsız olması.

Yargı kararlarının uygulanmaması.

Seçmen iradesinin yok sayılması, seçilmişlerin yerine kayyımlar atanması.

Bir yıldır muhalefet ülkenin dört bir yanında binlerce insan   “hak-hukuk adalet” diye sokakları aşındırırken.

Bu eylemler ve sorunlar  karşısında bunların ağızlarını bıçak açmaz “üç maymunu oynarlar.”

Ara sıra bir basın açıklaması  yaparlar, eğer açıklamaları medyanın gündemine girerse;Saray’a çağrılıp bunlara yemek ikram edilir,canlı yayınlarda kameralar karşısında Partili Cumhurbaşkanına övgüler yağdırırlar, ilkelerinin de  arkasında durmazlar.

 Ardından şahsım devletinin sahibi konuşmasını bitirince, avuçları şişene kadar ayakta alkışlarlar.

Medya bu örgütlerin olumlu veya olumsuz üzerine hiç gitmez.

Gitmemeleri de toplumsal bir sorunu negatif veya pozitif gündeme getirmemeleri olsa gerek.

Yeri gelmişken hatırlatayım, Memur sendikalarının sendikaya ödemeleri gereken aidatları devlet ödüyor.

Böyle bir sivil toplum örgütü olur mu?

Hak-iş  iktidar yanlısı bir işçi konfederasyonu.

 İşçilerin ve emeklilerin geçinemedikleri üzerine sık sık açıklama yapar.

 Kongrelerine katılan   partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, delegeler koro halinde Erdoğan nerede işçiler orada diye, ayakta  slogan atarak karşılarlar.

Hak-iş   bu ucube Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine  destek veren bir konfederasyon.

Ucube sisteme geçeli sekiz yıl oldu ve bir tane toplumsal sorun çözülmedi.

Türk-İş 1952 yılından bu yana,Türkiye’nin en kıdemli  bir işçi örgütü olmanın yanında, en fazla işçi  üye sayısına da sahip bir konfederasyon.

Bugüne kadar Türk-iş üretimden gelen gücünü ve örgütsel potansiyelini toplumun “refahı ve özgürlükleri” için hiçbir zaman mücadele etmemiş ve etmiyor da.

12 Eylül askeri darbesinde askerlerin kurdurduğu Bülent Ulusu hükümetine Türk-iş,Genel sekreteri   Sadık Şide’yi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak verdi.

Bazı Türk-iş’e bağlı sendikalar MGK’na baş vurarak;işçilerin parasını  Mehmetçik vakfına bağış yapmak için sıraya girdiklerinde, başta DİSK olmak üzere askeri darbelere karşı olan  sendika başkanları ise, zindanlarda  idamla yargılanıyorlardı.

Hatta Sadık Şide MGK toplantısında darbe başı Kenan Evren’e DİSK’in mal varlığının “çocuk esirgeme kurumuna devredilmesini önerir” ama; generaller biz ülke yönetimine el koyduk ama yargı kararı olmadan, böylesi bir karara asla baş vurmayız diye karşı çıkarlar.

Dikkat ederseniz en çok da bu son dönemlerde bu kuruluşların açıklamalarını siyasiler hiç itibar etmiyorlar.

Çünkü, ülke sorunları üzerine eleştirisel düşünsel bir görüşleri yoktur ve  top çevirirler.

Kendi tabanları olan üyelerinde ve kamuoyunda da saygınlıkları yok

Bunlar  evrensel sivil toplum tanımlamasının uzaktan ve yakından da  hiçbir benzerlikleri yok ama…

Bizde bunlara “sivil toplum örgütleri” deniyor.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazarlar