Mücahit BİLİCİ
Önce pek kimseyi memnun etmeyecek tezimi yazayım, sonraki paragraflarda açmaya gayret edeyim:
Cemaat’in PKK’ye uygula(t)mak istediği politika ile hükümetin Cemaat’e uygulamak istediği politika aynıdır (imha politikası) ve ikisi de yanlıştır. PKK de Cemaat de pek çok tarzları itibariyle eski Türkiye’ye göre şekillendikleri için yeni Türkiye’ye geçişte özel bir ilişkiyi gerektiren aktörlerdir. Nasıl ki PKK’ye adi çete muamelesi yapamazsan Cemaat’e de (bırak çeteyi) herhangi bir cemaat veya cami cemaati muamelesi yapamazsın. Çünkü değil. İktidarı paylaştığın ve paylaşmak zorunda kaldığın/ kalacağın bu aktörlerin (seninle birleşecek ve senden ayrılacak) ayrı siyasi muhatap hâline gelmelerini istiyorsan, onların senin içindeki hak/ emeklerini “çözüm süreci” formatında iade etmen gerek. Sana sırasıyla “terör” veya “vesayet” olarak görünen “oy verme”- dışı ağırlıklar şu an sahibi olduğun devletin, sırasıyla kurulumunda ve teslim alımında (o devletin) çaldığı “egemenlik”lerin ağırlıklarıdır ki kendilerini siyasetin düz yolu dışında hissettiriyorlar.
Öyle görünüyor ki Cemaat, hiçbir şey olmamış gibi PKK’nin yokolmasını (gerekirse yokedilmesini) ve Kürtlerin sadece oy vererek söz hakkı sahibi olması gerektiğini söylüyor. Yani PKK’yi yoket, Kürd’ün de gönlünü kazan formülü. Zahiren doğru görünüyor (teröriste imha, vatandaşa oy) ama bir şeyler eksik, değil mi? Bu eksik şeyin ne olduğunu keşfettiğinizde çözüm veya “barış süreci” denen nurtopu gibi “lüzum”un yaslandığı hakikati de siyaset felsefesi açısından teşhis etmiş olursunuz.
İnkâr etsen de seni bugün Kürtleri oy sahibi varlık olarak tanıma imkânına zorlayan kurucu şiddetPKK olduğu için PKK’yi inkâr ederek yoluna devam edemiyorsun. Bu sebeple, mesela, ne Öcalan bir oydur, ne de PKK beş on bin oy. PKK’nın “varlığı”na boyun eğmen (ki yapman gereken şeydir, zira hakikattir), yanlış başlamış bir yarışta sadece yarış içi mukayeseye yaslanamayacağın gerçeğinin yansımasıdır. Yasa yapan hükümran şiddet yasanın üstünde veya dışında kalır. Zira, yasanın içinde kalsan edemeyeceğin müzakereyi siyasetin hükümranlık kapasitesi ile yapabiliyorsun.
Bu bir tür devrim sonrası hükümranlık hukukudur. Nasıl ki siyaset hukuka indirgenemez, öyle de kurucu aktörler oy sayısına indirgenemez. Hükümranlıkta ya paylaşırsın ya da savaşırsın. PKK ile hükümranlığı paylaşmanın yolu, bebek katili, terör örgütü dediğin insanlarla oturup onları reddetmenin ağırlığından, onları muhatap alarak ve iktidar paylaşımına giderek kurtulmakoldu. Elbette ki savaşmaya devam edebilirdin. Bir geçiş süreci ve gerektirdiği ayrışma/ birleşme süreçleri sonrasında ancak örgüt elemanı ile normal vatandaşın ikisinin de ağırlığını bir oynoktasına getirebilirsin.
Aynı şekilde düne kadar aynı yolun yolcusu görüp örgütlülük ve bürokratik insan kaynaklarından yararlandığın Cemaat’in hükümranlığı paylaşımına izin vermediğin için savaşmak durumunda kalıyorsun. Bir savaşı bitirmek için nasıl bir çözüm süreci gerekli idiyse, bir ittifakı bitirmek için de bir geçiş ve paylaşım süreci gerekliydi. Bu süreç bir şekilde gerçekleşmemişe benziyor. Devrimin ortakları olan Parti ve Cemaat (veya ikisi birden Parti görünümü arkasında Cemaat) ayrıldıklarında hakları acaba nasıl taksim edilecekti: İkisinin de cemaat olduğu varsayımıyla mı, yoksa ikisinin de parti olduğu varsayımıyla mı?
Bu sorun tek şıklı cevaplandığı için problemin mahiyetini kavramakta zorlanıyoruz. Cemaat’in neden Parti ve taraftarları gözünde birden eskinin PKK’si kadar dehşet verici bir ihanet şebekesine dönüştüğünün sırrı budur. Kurucu güçler ayrışıyor ve bu, devlet yarılması gibi görünüyor. Tarafların birbirlerini İsrail uşaklığı veya Pers kurtluğu vs gibi “dış mihrak” ithamları ile suçlamaları ise ucuz bir propagandadan başka bir şey değil. PKK’nin biten askerî savaşı yerineCemaat’in başlayan sivil/ bürokratik savaşına muhatap oluyorsun. Çünkü devletin bir yakasına gerekli dikişi tutturdun ama başka bir yakasının ise dikişleri patladı.
Twitter: @mucahitbilici
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
20.01.2026
23.12.2025
7.12.2025
13.11.2025
12.11.2025
31.10.2025
20.10.2025
6.10.2025
28.09.2025